Her şeyin bir bedeli vardır… cennetinde!

Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.( Bakara Sûresi(2) 214.)

Rabbimizin bizlere bağışlamış olduğu en büyük nimet elbette ki İman nimetidir. İman nimetini son nefesimize kadar muhafaza etmek, bu doğrultuda kulluk sergilemek, en büyük gayret ve çabamızı teşkil etmelidir. Bu dünyada her şeyin bir karşılığı vardır, her şeyin bir bedeli vardır. Peki ya Cennetin bedeli nedir?

***

Allahu teala Kur’an-ı Kerimin birçok ayetinde Cennet nimetlerini saymış, cennete girecek kişilerin özelliklerini sıralamıştır. Aklımızda bir şekil oluşması için Cenneti tasvir etmiştir. Cennet denen mekânın ebedi oluşu, bu dünyanın aksine hiçbir amel veya işin olmayışı, yorulmanın, terlemenin, sıkıntının, üzüntünün aksine rahatlığın, huzurun mekânı olduğu vurgulanmıştır.

**

Düşünün ki size bir meyve ikram ediliyor, yiyorsunuz ama bir daha yemek istediğiniz de bir önceki yemiş olduğunuz meyveden daha güzel tat alıyorsunuz ve bu sonsuza kadar devam ediyor. Tam da bu örnekle ilgili olarak Bakara Suresi 25.Ayet-i Kerimeye kulak verelim : “Rasûlüm! İman edip sâlih ameller işleyenleri şöyle müjdele: Altlarından nehirler akan cennetler onlar içindir. Ne zaman kendilerine cennet meyvelerinden bir şey ikram edilse, her defasında: “Bu, daha önce dünyada yediğimiz şey!” derler. Oysa bu rızıklar, renkte ve şekilde birbirinin benzeri, fakat tatta ve keyfiyette çok yüksek kıymette olmak üzere kendilerine ikram edilecektir. Orada onlara tertemiz eşler verilecek ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara / 25.)

***

Peki, yukarıda tasvirini yaptığımız Cennetin bedeli nedir? İşte bunun cevabı ise yılmadan, yıkılmadan başımıza gelen her türlü imtihana ve zorluğa sabrederek “ İman”’dan bir an bile uzaklaşmamaktır. Ne yaparsak yapalım öncelikle İman sınırları içerisinde olmamız ve bu sınırları geçmeden hareket etmemiz kesin şarttır. Bizler imanımızı muhafaza etmek için, nasıl kulluk yapmak icap ediyorsa o şekilde kulluğa devam etmek süratiyle imanımızı “Îmân-ı Kâmil” seviyesine getirmeyi hedeflemeliyiz. Peki, sadece “Ben inandım, iman ettim.” demek yeterli midir? Burada ise imanın şartlarını yerine getirmek, yani İmanımızı İslam üzere bina etmek gerekecektir. İslam üzere yaşanan bir hayat İmanı sağlam tutacaktır. Temeli zayıf olan bir bina nasıl ki çökmeye, yıkılmaya mahkûmsa Allah muhafaza İslam’ın şartlarını yerine getirmeyen bir kulun iman çizgisinden kayması da o kadar basit olacaktır.

***

İşin özü: Kamil bir İman, İslam üzere yaşanan bir hayat, sonucunda Rıza-i İlahi ve mükâfatı ebedi mekân Cennet olacaktır inşallah…

Selam, dua ve muhabbetlerimle…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar