GERÇEK BAYRAM

Bayram kelime olarak sevinç, heyecan ve coşkuyla kutlama anlamlarına gelen hayatımızın bir gerçeğidir. Ayrıca Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı olan iki bayram ise Allah’ın biz Müslümanlara bir lütfu, peygamberimizin de sünnetidir. Yaşadığımız olaylar her ne olursa olsun bu iki bayram bizim bayramımız olup Ramazan Bayramı oruç tutanların bayramıdır. Bayramı idrak etme konusunda iki tür yaklaşım dikkatimizi çekmektedir.

Ya olaya dramatik ve hüzünlü bakılmaktadır ki, bu konuda böyle bakanların elinde yüzlerce-binlerce argüman bulunmaktadır. Hem ülkemiz içinde, hem de dünya genelinde Müslümanlar aleyhine sayısız olumsuz olay; içimizi yakmakta bize bayramlarımızı ve sevincimizi zehir etmektedir. Filistin’deki Müslümanların durumundan tutun da; Çeçenistan, Myanmar (Burma), Doğu Türkistan, Keşmir, Irak, Suriye ve Libya’ya varana kadar (say sayabildiğin kadar) halkları zulüm, açlık, hastalık ve ölüm korkusuyla yaşamaktalar.

Ülkemizde de gençlerimizin azgınlığı, günahların aleni hoyratça yapılır oluşu, her geçen gün ahlaki çöküntü ve ailelerin parçalanışı söz konusudur. Bu pencereden bakan kardeşlerimiz mutsuz oluyorlar ve dolayısıyla bazı cümleler söylenip şarkılar, ilahiler ve ezgiler besteleniyor. “ Bayram Benim Neyime” “Deliye her gün bayram” “Bayramsa bayramınız mübarek olsun”… Gibi bayrama dramatik bakılıyor.

Yahut da hiç bunları görmeden, duymadan, yokmuş gibi davranan ikinci grup var. Hatta bu ikinci gurupta kendi içerisinde ikiye ayrılır ki;  bir bölümü (nefret ettirme derecesinde) bile bile duyarsız davranırken; ikinci gurup ise, her şeyi biliyor ama yine de “ ne yapalım yani, bayramı kutlamayalım mı?” şeklinde olaya bakıp sevinçli ve heyecanlı bir şekilde şeker toplama kolonya sürünme yarışına giriyorlar 

Ehlisünnet, ehlisünnet diye (istemeden) itici ve sevimsiz hale getirilen ehlisünnet kavramı veya ehlisünnetin temel amacı; ifrat tefritten uzak durarak orta ümmet olma şerefine nail olmaya çalışmaktır.

Her konuda olduğu gibi bayram konusu bayram sevinci ve algısında da aynı orta yolu tutmak zorundayız. Şimdi bu bayramı Cenabı Allah oruç tutanlara bir mükâfat olarak vermiştir. Muhammed (s.a.v) de bayramlarımızı sevinç günleri olarak bize bildirmiştir. Yani bazı olaylar olduğu zaman bayramlar anlamsızlaşır denmemiş. Biz elhamdülillah bir ay oruç tuttuk, teravihlerle diğer aylardan fazla namaz kıldık, Allah için ramazana mahsus daha birçok ibadetleri de yapmaya gayret ettik. Sevinmeyelim mi? Peygamberimiz (s.a.v) Hz Aişe ’ye bayram da sevinip eğlenmesine izin vermiştir.

Bir diğer cephesi de bütün bu zulümleri görmezlikten mi gelelim yani? Zaten biz bunları ne kadar görmezlikten gelsekte onlar bizleri görmezlikten gelmiyorlar, elimizdeki evlatlarımızı (ailemizi), din kardeşlerimizi alıp götürüyorlar. Televizyonlarda da evimizin içerisinde dünya Müslümanlarının nasıl zulüm gördüklerini her gün izliyoruz

O zaman öyle ince, zarif, akıllı, oturaklı bir tavırla hareket etmeliyiz ki; bayramlarda sevinmeliyiz ama sevindirik delisi olmadan! Haddi – hududu aşmadan… Yanlışları, günahları ve mazlumları hiç unutmadan. 

Zekice davranıp bayramlarımızda ki davranışlarımızda dâhil bütün hayatımızda Ehlisünnet anlayışı olan dengeyi her iki tarafı da yıkmadan ortada durdurabilmektir. İkiyüzlülüğü ve her tarafa şirin gözükmeyi kast etmiyorum asla!... Doğrular üzerine kurulu hak bir sistem den bahsediyorum. Her iki cepheye de; ne artırmaya ve ne de eksiltmeye izin vermemektir bizim yolumuz.

Bütün bunlardan sonra diyoruz ki; bayram bayramdır, bayram sevinçtir, herkesi düşünerek… Bayram güzel giyinmektir, dostlarla birlikte. Bayram ibadetle geçen bir zaman diliminin sevincini tatmaktır. Tüm ülkemizin ibadet etmesi arzusuyla!... 

Allah’ın yarattığı kâinat mutlak denge üzeredir. İslam dini adalet dengesi üzeredir ehlisünnet orta ümmet dengesidir. Bayram da sevinç ve hüzün dengesidir vesselam.                                                                

 

Önceki ve Sonraki Yazılar