Doğrusal zaman

Zaman kavramının grafiksel ifadesi gerçekte doğrusal mı, yoksa, sarmal bir yapıda mıdır, ya da, bu ikisinin dışında ve bunlardan başka bir C olasılığı da mevcut mudur bilemiyoruz. Tahmin ve teoriden ileriye gidemiyor, ispatlayamıyoruz. Fakat yaşanan, geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman diye birbirini ardı ardına, hep ileriye doğru takip eden bir algı. Çizgisel. Geriye dönüş yok. Algılanan bu durum da, gerçeğimiz oluyor. Mutlak doğruyu bilemiyor; zaman kavramını eniyle boyuyla -mekanıyla- açıklayamıyoruz.

**

Hal böyleyken, zamanın bu üç hali arasında zihinsel, zamansız ve yersiz gel gitler yaşamak, insan evladı için sonsuz bir çaresizlik ve ızdırap kaynağı oluyor. Acabalar, pişmanlıklar, endişeler… ‘An’ı yaşamak’ diye bir şey var da onu yalnızca belki bir anlığına yapabilip, ardından yine eski ve normal halimize geri dönüyoruz. An’a nefes aldırmayan halimize…

**

Sizi bilmiyorum ama devamlı geçmişi kurcalayan ve geleceği hadsizce görmeye çalışan ve böyle yaparak canımı çok sıkan birisi yaşıyordu benim içimde. Benim beslediğim, bana bağlı ama kesinlikle benimseyip kabullenmek istemediğim biri bu. Asla huzur vermeyen. O doğrusal bir çizgi olan zaman çizelgesini düşünürseniz, o ince zeminin üzerini, kullandığı iğrenç kokulu, zift gibi bir yağ ile kaygan bir hale getirip adımlarımı yalpalatmak ve beni düşürmek istiyordu. Hep. Benimle derdi nedir, bilemedim. Yağın sırrını ise çözemedim ama alaycı bir sırıtışı yüzüne yapıştırıp bu yağla, evet bu kötü kokulu yağla ovup ovaladı çizelgenin üzerini hep. Fakat bana bağlı ve varlığını devam ettirmek için bana muhtaç olan bir şeyin, benden daha güçlü olamayacağına karar verip öldürdüm onu, daha yenilerde. Katil oldum. Bu kısmı çok uzun hikaye. Belki sonra yazarım. Ama şu var ki, o zaman çizelgesinin üzeri, onun o garip kanıyla dolu şimdi. Bu kan, zemindeki kayganlık için bir panzehir görevi gördü diyebilirim; biraz tutuş ve tutunma gücü verdi.

**

Ölümünün üzerinden henüz yeterli zaman geçmediği için onun hakkında fazla konuşmak da istemiyorum gerçi şimdilik. Sanki bahsettikçe dirilecekmiş gibi saçma bir korkum var da… Hiç garipsemeyin. Bana ettiklerini bir bilseydiniz! Fakat şimdilik, dedim ya, onu anmayacağım ve biraz farklı bir şeyden bahsetmek istiyordum zaten size.

**

O doğrusal, üzeri kanlı ama en azından şimdi eskisi kadar kaygan olmayan çizelgenin üzerinde demirden ve ağır kapılar var. İki kapı. Eh, tahmin etmek zor değil: şimdiki zamanla geçmiş ve gelecek zaman arasında duran kapılar bunlar. Bu kapıların kilitleri, dünyadaki hiçbir gücün, zorlamanın ya da güzelliğin açamayacağı kadar sağlam olmalı, biliyor musunuz? Ve geçmiş zamanı kapatan kapımda çok büyük sıkıntılar vardı benim. Biliyorum. Hep o kaygan zemini hazırlayan varlığın kurduğu tuzaklardandı bu da. Geçmişe son verme, sonlananı bitirme ve biteni terk etme gibi yetileri kullanma ilhamını bile bana duyuramayacak kadar aklımı başımdan ve kalbimi gönlümden söküp almıştı. Katil oldum demiştim ya, tamamen nefs-i müdafaaydı bu katletme işi. “Yoksa o beni öldürecekti hakim bey!”…

**

Şimdi kim benim bir cani olduğumu söyleyebilir ki?

Geçmişle şimdiki zamanın arasında duran kapıyı demirden ve ağır bir perde gibi kapatınca, gelecek zamanı açan -kapatan- kapıda da bir sağlamlık, bir güç bulunmaya başladı. Aynı anda. Çizelgenin görünmeyen alt kısmında belki ikisi birbirine bağlı olan ve işte dedikleri gibi zamanı sarmal bir hale getiren bir sistem mevcuttur da ondandır bu belki de. Bilemem. Bildiğim, o garip ve sinsi varlığı öldürmek, yaşayan bir ölüyü; bir zombiyi öldürmekle tam olarak aynı şeydi.

Böylesi kutsal bir sonlandırmayı nasip eden Allah’a hamd olsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.