Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

DERSİMİZ İSLAMCILIK

İslam dininin hâkim olduğu Osmanlı Coğrafyasında 19. yüzyıla kadar 3 kıta 7 deniz de 100 ler ce farklı millet, ırk, kavim ve tebaa hep birlikte din ve ırk farkı gözetmeden kardeşçe yaşadılar ve birbirlerini asla bu günkü gibi düşman olmadılar diye öğretildi okullarda.

Diğer taraftan milli duyguları diri tutmak için ise Dede Korkut’un “Kahpe içerden olunca kapı kilit tutmaz oğul. Halk içinde bozgunluk yapan haindir oğul!” sözü hatırlatıldı genç beyinlere.

Doğrudur diye inandık, inandırdık.

Hiç kimse “iyi de o zaman bu kadar farklı din görüşü icat eden nev zuhurlar nereden peydah edildi” diye sormadı.

Adı hocaya çıkan insanlar iyi niyetle “fesat daha da büyümesin” diye sordurmadılar, hala da sordurmuyorlar.

Ama üzerini örtmekle, görmezden gelmekle veya yok saymakla yok olmuyor. Hatta daha da şımardıkları görülüyor.

Ortaya çıkan her olumsuzluğu kendi yaptığımız hatalarla yüzleşmemek ve kendimizi temize çıkarmak için yahudiden ve Kızılderili deyişiyle İngilizlerden bilen bir yapımız var.

Tıpkı şimdiki ekonomik ve siyasi olumsuzlukların hepsinin temel sebebinin yine kendi yaptığımız yanlışlar yerine dış güçlere yüklemek gibi kolaycılığımız gibi.

Yukarıda söylediğimiz gibi 19 yüzyıl ortalarında Osmanlı bünyesindeki farklı milletleri ırk temeline dayalı görüşlerle ayaklandırdıkları gibi Müslümanları da devlete karşı ayaklandırmak için İngilizlerin Hint alt kıtasında Afgani, Abduh ve Rıza gibileri örgütlediklerini iddia etmek adettendir.

Ama Müslümanları ayaklanma için örgütlendiren ajanlar ingilizler tarafından içimize yerleştirilinceye kadar biz ne yaptık diye sormak aklımıza gelmez.

Yine tıpkı düş güçler bizim ekonomik, sosyal ve siyasi yapımızı bozmaya geldiklerinde neden onlara alet oluveriyoruz sorusunu sormadığımız gibi.

Ya da bazı aklı evvellerin arada bir sordukları “Allah(cc) bir, Din bir, Kitap bir, Peygamber(sav) bir de neden millet bölük pörçük durumda” sorusunun cevabının kendi ayrılıkçı düşüncelerinde olduğunu düşünmek istemedikleri gibi.

Ya da evladını Kuran Kurslarına, İmam Hatiplere ve ilahiyat fakültelerine gönderen ana babaların evlatlarına din eğitimi veren bu kurumların gerçekten ana ve babaların arzuladıkları biçimde bir din eğitimi verme yetkilerinin olup olmadığını düşünmek istemedikleri gibi.

Kuran Kurslarının bağlı olduğu kurum olan Diyanet’in dini mi koruduğu yoksa devleti Dine karşı mı koruduğu bazı kişilerce zaman zaman sorgulanıyor olsa da, bir devlet kurumu olan diyanetin Müslümanlar karşısındaki en net pozisyonunu hep ihtilal sonrası dönemlerinde görmüşüzdür.

Dini tahrip etmek için Hindistan, İran, Mısır, Hicaz gibi coğrafyalarda ayartılan insanların çoğunun bizdeki imam hatip okulları gibi dini öğretimi yapan birinci basamak din eğitimi veren okullardan çıktığı iddia edilir de bizdeki imam hatiplerin verdiği eğitimin bu özelliklerde olup olmadığı asla sorgulatılmaz.

İlahiyatlara gelince aslında ne olduğu en baştan belli olmasına rağmen kimse üzerine alınmadığı için bu günlere gelinmiştir.

Rahmetli Ali Fuat Başgil Hoca ilk ilahiyat fakültesinin açılmasını müteakip ders müfredatına bakarak kuruluş mantığını görmüş ve kuruluş mantığına muttali olduktan sonra “Bu okullardan din âlimi yetişmez, din münekkidi (tenkitçisi) yetişir.” demesine rağmen millet imam hatipleri olduğu gibi ilahiyat fakültelerini de sahiplendi.

Milletin duası bereketiyle elbette âlim denilecek kişiler mezun oldu okullardan.

Ama en az onlar kadar da mezun olan din münekkitleri yani tahripçileri gördü bu millet.

İmam hatipten mezun olduğu halde hak mezhepleri aşağılayan, ilahiyatlarda tefsir profesörü olup da “Esbabı Nüzul” ü red eden, Hadis doçenti olup da hadisleri inkâr eden, fıkıh doktorası alıp da İslam fıkhı diye bir fıkhın varlığını red eden, Din Sosyolojisi ana bilim dalında araştırma görevlisi olup da Müslüman aileleri parçalamaktan geri durmayan insanlar var.

Çok görmemek gerekir çünkü bu okulların kuruluş mantığı neyse o mantığa göre insan yetişiyor diyenler olacaktır elbette.

Bir de konu başlığımız olan İslamcılar yetişti elbette.

1400 yıllık medeniyetin eseri olan sahih kaynaklar yerine okullarda akidesi bozuk kişilerce tavsiye edilen tercüme eserlerle yetişen daha doğrusu yetiştiğini zanneden İslamcılar yetişti.

Veya daha ileri giderek İslam’ı Müslümanlardan ve yazdıkları eserlerden öğrenmek yerine, müsteşriklerden ve yazdıkları kitaplardan öğrenme yolunu seçen zamane hocaları türedi.

Cumhuriyetin kurulduğu günden beridir bunları bilen veya bilmediğini de bilmeyen veya istediğini gerektiği gibi talep etmeyen ve ancak İktidarların verdiği kadarıyla rahatını bozmadan yaşamayı tercih eden hatta memnun kalan soranlara da şu anki durumun çok iyi olduğunu söyleyen muhafazakâr bir toplumda başkaca ne olabilirdi ki?

Allah’ın(cc) verdiği Müslüman isminin asaleti yerine İslam dinin satıcısı pozisyonuna düşen İslamcı yaftasının hafifliğine razı olanları bu uzunca girişin devamı olan gelecek yazılarda anlamaya ve anlatmaya devam edeceğiz.

FARKINDA MISINIZ?

Ehli Sünnet İnancına muhalif davranmak insana etiket sağlıyor, meşhur ediyor, kitap yazan, televizyon kuranları meşhur eder diye yola çıkanlara da bu memlekette İslamcı yazar deniyor.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum