1. YAZARLAR

  2. Abdullah Uçar

  3. Suriye Çıkmazı
Abdullah Uçar

Abdullah Uçar

DİNİMİZ TARİHİMİZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye Çıkmazı

A+A-

Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Meydan Muharebesi’nde Şah İsmail’i hezimete uğrattıktan sonra, Şah, Mısırdaki Memluk Devleti ile ittifak, Batıdaki Haçlı devletleri ile de irtibat kurarak Osmanlı aleyhine faaliyetlere başladı. Yavuz Memluk Devleti’ni ikaz etmesine rağmen fayda sağlamayınca Mısır üzerine yürüdü ve Mercidabık denen yerde büyük bir savaş cereyan etti. 24 Ağustos 1516 da, Osmanlı’nın kesin zaferi ile neticelenen savaştan sonra Osmanlı ordusu Halep, Hama, Humus şehirlerini alarak Yavuz Sultan Selim 27 Eylül’de Şam’a girdi.
Bu tarihten itibaren 403 yıl Osmanlı’nın bir eyaleti olarak kalan Suriye, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, ordularımızın Filistin ve Suriye’de yenilmeleri neticesi, dünyayı parselleyip paylaşan sömürgeci Batılılardan Fransa’nın payına düştü. Fakat adaleti, hoşgörüsü, insanî ve İslâmî uygulaması sayesinde dedelerimizin 403 sene kaldıkları Suriye’de Fransızlar çeyrek asır ancak kalıp, 1946 yılında Ortadoğu’yu terk etmek mecburiyetinde kaldılar.
Batılıların en bariz özelliklerinden biri; girdikleri yere öyle bir fitne ve fesat tohumları ekiyorlar ki, çıksalar da bir daha o beldeler iflâh olmuyor, fitne kazanları fokur fokur kaynıyor, insanlar birbirine düşüyor, kardeş kardeşi öldürüyor, güven ve huzur kalmıyor. Bugün dünyada huzur yoksa, bir üçüncü dünya savaşının ayak sesleri duyuluyorsa, her taraf cadı kazanı gibi kaynıyorsa, yakın tarihte dünyanın % 84’ünün Avrupalı sömürgeci ve fitneci devletler tarafından işgal edilmeleri ve kirletilmeleri neticesindedir.
Cennet vatan dediğimiz Anadolu’da üç yıl kaldılar ve defolup gittiler, ama onların pisliklerini bir asırdır temizleyip bitiremedik. Onların ektikleri fitne tohumlarının filizleri bugün meyve veriyor ve memleketimizde kan gövdeyi götürüyor. Tarihi boyunca dünyaya, Bininci Dünya Savaşında yedi düvel denen Avrupa ve Rusya’ya kafa tutan, 9 cephede savaşan, tarihi namı, şanı ve misyonu olan Türk Devleti, bugün içimizden çıkan bir avuç hainler grubunu temizleyip atamıyor. Çünkü Cenâb-ı Allah; “Fitne kıtalden daha kötüdür” (1) buyurmuştur.
Fransızlar Suriye’de 25 yıl kaldılar. Çıkarken öyle bir fitne tohumu ektiler ki, Suriye bir asırdır demir yumrukla yönetildi, huzur ve sükun bulmadı. Çünkü nüfusun % 10’unu bile teşkil etmeyen Nusayri inançlı insanlara silahları, gücü ve idareyi bıraktılar. % 90’a tahakküm edilen bu memlekette huzur olması mantığa uygun mu. Bir asırlık tarihinde defalarca isyanlar, ihtilallar, ayaklanmalar olmuş, ama Hama olaylarında olduğu gibi, hepsi kanla, kıtalle, katliamlarla bastırılmış, Suriye halkı güya Osmanlıdan ayrıldı, bağımsız oldu, hürriyetine kavuştu ama bir türlü mutluluğa kavuşamamıştır. Bu sonuncu ayaklanmanın akıbetini Allah hayırlara getirir inşallah.
Peki Batı şimdi Nusayrilere karşı, Sünnileri neye destekliyor? Diye bir soru sorulabilir. Batının mabudu para, mabedi banka, dini imanı da menfaatidir. Rusya’nın dağılmasıyla bloklar savaşı durulmuş gibi oldu ama, günümüzde yeniden hareketlenmeye başladı. Son zamanlarda Batılı devletler ve ABD, kendi halklarından fazla İsrail’i ve Yahudileri düşünmeye başladılar, Siyonistlerin yaptığı her türlü zulmü, haksızlığı, soykırımı kayıtsız şartsız desteklediler, ABD de 30 milyon evsiz olup eksi 30 derecede sokaklarda kolilerin içinde yatarken, İsrail’e yüz milyarlarca dolarlar veriliyor. Bu durum Ortadoğu halklarını Batılılar aleyhine çevirip onlar yüzünü tekrar Rusya ve Çin’e doğru çevirince, taşlar yerinden oynadı, yeni filmler, projeler vizyona sürüldü, Bizans oyunları devreye girdi, Arap baharları başladı, Arap devletlerinin başındaki figüranların değişmesi icap etti ve değiştirdiler. Bir zamanlar Versay Sarayının bahçesine çadır kurdurup önünde diz çöküp temenna ettikleri Kaddafi’lerin, Mubarek’leri, Saddam’ların… hem kendileri gitti, hem de onların milyar dolarlarının üstüne oturdular.
Aynı oyunu Esad’a da oynamak istediler. Çünkü Esad yönünü Moskova’ya çevirdi. Rusların asırlardır en büyük hayalleri olan ve dedelerimiz sayesinde mümkün olmayan Akdeniz’e inme hayalleri, Suriye’deki Tartus Rus Üssü sayesinde gerçek oldu. Veled-i zinaları durumundaki İsrail’in burnunun dibinde, Rusların verdiği teknolojik silahlar sayesinde tehdit oluşturmaya başladı, kısacası suyu bulandırmaya başladı, Batıya göre gitmesi elzem. Bu olaylar günlük zuhuratlar değil, yıllardır planlanan, programlanan gerçeklerdir.
İsrail Dışişleri Bakanlığı da yapan Oded Yinon, ünlü Kivunim adlı enformasyon dergisindeki makalesinde “Irak’ın üçe, Suriye’nin dört devlete bölünmesini” yazıyordu. Irak’ta bunu başardılar, sıra Suriye’de. (2) Arap Baharının ayak seslerinin bile duyulmadığı dönemlerde, Suriye muhaliflerinin Batıda ve ABD de eğitildiklerini 2006 yılındaki Amerika Dışişleri Bakanı Condolezza Rice açıklamıştı. (3)
Biz bunları yazmakla Beşşar gitmesin demek istemiyoruz, gitsin, ila cehenneme zümera. Ama gidiş sebebi, o yaptığı zulüm ve katliamlar değil, Haçlı aleminin isteği ve menfaati üzerine olacağı için, o gittikten sonra Müslümanların başına ne tezgahlar kuracaklar, ne çoraplar örecekler, ne hain projeler uygulayıp kendilerine bağlı ve bağımlı nasıl bir idare şekli ortaya çıkaracaklar… biz bundan korkuyoruz. Çünkü biz Müslümanlar iyi niyetli ve safız. Onlar gibi şeytana pabucu ters giydiremeyiz.
-------------
1- Bakara Sûresi, 191.
2- Banu Avar, “Böl ve Yut”, Remzi Kitabevi, İst. 2009, s. 119.
3- Banu Avar, a. g. e. s. 123.

Bu yazı toplam 2681 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.