Hamide Yıldırım

Hamide Yıldırım

Şiddeti Kim Normalleştirdi?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları tüm Türkiye’yi sarstı. Yarın okullarda şenlik olması gerekirken çocuklar 23 Nisan’ı buruk karşılıyor. Eğitim yuvalarından silah sesleri gelirken güvenlik sorunları da bir kez daha gündeme taşındı. Okulların kapısına polis konulması konusunda birçok istek duyuldu. İsteklere yanıt İçişleri Bakanlığından geldi. “Kapıya polis konularak sorun çözülmez” dendi. Bir tuhaf yanı ise iş bırakan eğitimciler eleştirildi. Öğretmenlerin daha fazla okullara sahip çıkması gerektiği ifade edildi.

Evet, tüm bu sıkıntılar asayiş önlemleriyle çözülemez. Asayiş yalnızca caydırıcı bir sistemdir. Diğer konuya gelecek olursak can güvenliğinin riskli olduğu bir noktada, sorunları çözmeden eğitimcileri eleştirmek doğru bir yaklaşım değil.

Eğitimcilerin bakanlık ve devletten beklentileri açık: “Tüm okullara polis ya da güvenlik görevlisi atanmalı. Her okula turnike koyulmalı. Okula girişler tek noktadan yapılmalı, ziyaretçiler kayıt altına alınmalı. Okulun önemli yerlerinde alarm düğmesi olmalı. Güvenlikle ilgili sorun olduğunda butona kim yakınsa basmalı. Sorunlu eski öğrencilerin okula girişi hatta okula 1 kilometre yaklaşması yasaklanmalı. Öğretmenlere tam yetki verilmeli. Sosyal medyada öğretmen düşmanlığı yapanlara kin ve nefretten işlem yapılmalı. Öğrencilerin sorunlarını erken fark etmek için daha fazla Psikolojik Danışmanlar atanmalıdır. Öğretmen ve personeller için şiddet ve kriz yönetimi eğitimleri verilmelidir. Okul çevresinde polis sürekli devriye yapmalı.”

Bu beklentilere bazı kişilerden de tepki geldi. Okullardaki her türlü şiddet eğilimini önleyecek, güvenlik risklerini doğmadan bertaraf edecek olan okul yönetimi olduğu savunuldu.

Saldırıların ardından yani olan olduktan sonra önlemler ve öneriler çoğalmaya başladı. Herkesin bu konuda bir fikri olduğu aşikâr. Sorumluluğu başkalarına atmak çok kolay ama biz nefreti toplum içinde tutar olduk. Yan baktın kavgasından tutun trafikte korna çalmaya her olaydan bir kaos çıkıyor bu ülkede. Ülke Teksas’ı aratmıyor artık. Amerika’dan tek farkımız okullarda yaşanan saldırıların olmamasıydı. Bunu da başka ülkeye bırakmadan yaşadık.

Öfke, kin, aşağılanma ve haksızlığa uğrama hissi, olumsuz olayları taklit etmek, olumsuz ev hayatı, madde kullanımı, sosyal medya etkisi, mafyatik dizi özentileri, şiddet içeren şarkılar, gerçeklikle değil sanal dünyayla yaşayan nesil, yetersiz eğitim, saldırganları kahramanlaştıran kitle gibi birçok etken bu vahim olaylara kapı aralıyor. Anlaşıldığı üzere, güvenlik önemleriyle üstesinden gelinebilecek bir sistem içinde değiliz. Toplumun her anlamda bu tür olumsuzluklardan arındırılması gerekiyor. İşin ucu yine nitelikli eğitime dayanıyor. Sınav sistemini önceleyen eğitimden ziyade hoşgörü ve nezaket eğitimi de müfredatın temel taşı olmalı. Okul denilen yer evden sonra en güvenli alan olmalı. Güvenli bir bölgede kurşun sesleri yankılanıyorsa bu gelecek meselesidir. Şiddetin normalleştiği bir ülkede çocukların bunu görüp duyması da kaçınılmaz oluyor. Mesele sadece güvenlik açığı değil, kültürel ve sosyolojik çürümenin de baş göstermesidir. Burada öncelikli olan herkesin sorumluluk almasıdır ama ilk olarak yetkili bir kişinin çıkıp bu sorunu çözmek için bir adım atması gerekir. Maalesef yetkilere baktığımda herkes birbirine suç atar olmuş. Kimse suçu kabul etmez. Baksanız, “Benim ne suçum var, ben mi yaptım saldırıyı” diyecekler bile vardır. Ama sorun şu ki, biz bugünlere topyekûn bir şekilde sakin sakin ilerledik. Sustuk, ses çıkarmadık, hatta olanlara ayak uydurduğumuz bile oldu. Mafya dizileri çok tartışılıyor, gündüz kuşağı programları toplumun ahlakını bozuyormuş! Kim izliyor bu içerikleri? Yine biz izliyoruz, çocuklarımıza da izleterek şiddeti normalleştiriyoruz. Biz buna alıştık, bunu biz kabul ettik. Normal bir devirde değiliz. Artık iyi ve kötü yok, güzel ve çirkin yok. Kötü ya da daha kötü, çirkin ya da daha çirkin. Gündemde yine bilirkişiler çoğaldı. Uzmanlar, avukatlar, psikologlar, eğitimciler herkes konuştu. Her şeyin en iyisini bilen sosyal medya ahalisi de hepsine taraf durdu. Bizde kırılanı onarmak, yarayı iyileştirmek yok, her şeyin üzerini üstün körü kapatmayı öğrenmişiz. Kısacası güvenlik tedbirlerini almak başlı başına yeterli olmayacak. Cesede ilaç verip iyileşmesini beklemek imkânsız olacaktır. Naçizane, dört tarafı kederle kaplı ülkenin insanları yaşanan şu olaylardan sonra bir kapınızın önünü süpürün. Sorumluluğu atmak kolaydır önemli olan kendini sorgulamak. Tek tedavi nitelikli eğitim ve adalettir. Sorumluluk bilinciyle bunların göz önünde tutulması da elzemdir. Dünü, yarını bırakın da bugünden bir şeyler yapmaya gayret gösterin. Sırf, “Ben kimim biliyor musun” naraları atmak için ahlaksızlığı normalleştirmeyin. Adalete güvenen, liyakatli nesiller yetiştirin.

Bir zamanlar okul bahçelerinde de yankılandığı gibi…

İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi, özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hamide Yıldırım Arşivi

Gerçeklikten Kopan Nesil

15 Nisan 2026 Çarşamba 00:10

Atanamayan Değil, Atanmayan Öğretmenler!

08 Nisan 2026 Çarşamba 01:00

Trafik Adabı

01 Nisan 2026 Çarşamba 05:00

Enerji Artık Milli Güvenlik Meselesi

25 Mart 2026 Çarşamba 05:10

Teksas Değil Türkiye Gerçeği

18 Mart 2026 Çarşamba 00:10

Ortadoğu Yangın Yeri!

04 Mart 2026 Çarşamba 00:10

Konya Trafiği!

25 Şubat 2026 Çarşamba 00:10

Büyüklük Güçte mi Niyette mi?

18 Şubat 2026 Çarşamba 00:01

Çocuklarımızı Duyamıyoruz!

11 Şubat 2026 Çarşamba 00:10