Süleyman Küçük
Farklı Kur'an ve Resul Anlayışları
Müslümanlar Nübüvvet nurundan uzaklaştıkça Hz. Allah(cc), Din, Kur'an, Vahiy, Hz. Peygamber(sav) ile sahabeleri(ra) hakkında farklı anlayışlara doğru evirildikleri görülmektedir.
Bunlardan son zamanlarda çoğunlukla ve özellikle Kuran ve Resul anlayışlarındaki farklılıkların gündeme getirildiğini görmekteyiz.
Mesela Müslümanlar arasında çok farklı ithamlara sebep olacak şekilde Peygamberimiz(sav) hakkında Resul ve Nebi farklılıkları üzerinden büyük bir fitneye sebep olunduğu görülmektedir.
Cenabı Allah’ın(cc) Kuranı Kerimde Nebi ve Resul kelimelerini özellikle belli bir dizilimle kullandığı ve bu dizilim sebebiyle Nebi ve Resul arasında fark olduğu, dolayısıyla ayetlerdeki ifadeye göre Resule itaatin farz olduğu ve nebiye itaatin farz olmadığı gibi saçma ifadeler ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Bizde artık tam anlamı ile bir moda oldu. Birisi Kuran ayetleriyle ilgili herhangi bir şey söyledi mi, hemen bir diğeri onun yanlış olduğunu söylüyor.
Yukarıdaki nebiye itaat edilmemesi gündeme gelince de, hemen onu alt etmekle görevli olduğunuz düşünen karşı fikirdeki Müslüman, tesettür konusundaki en başat ayetlerden olan “Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. “ ifadelerini içeren Ahzab Suresi.59. ayeti yazarak soruyor:
Ayetteki ifadeler, Nebi(sav) eşlerine ve tüm müminlerin eşlerine emirdir, şimdi biz, Resule(sav) itaat var Nebiye(sav) de itaat gerekmiyor dersek, bu ayetin hükmü ne olacak?
“MÜSLÜMANLAR OLARAK BU EMRE İTAAT EDECEKMİYİZ, ETMEYECEKMİYİZ?”
Farklı yaklaşımlar sadece Hz. Allah(cc), Kuran ve Resul(sav) ile sınırlı değil elbette.
Kendini Müslüman kul olarak Kuranı Kerimdeki “Akıl etmiyor musunuz?” sorusuyla sınırsız bir sorgulama anlayışları aştıklarını düşünerek imanlarına zarar verir mi vermez mi diye düşünmeden alabildiğine materyalist akılla destekli sorularla sorunları her geçen gün daha da büyütmektedirler.
Mesela Kuranı Kerimin bu gün elimizdeki şekli olan hali ile yetinmeyip ayet ve surelerin nazil oluş sırasına göre okunduğunda daha iyi anlaşılacağı gibi bir iddia ile ortaya çıkanlar olmaktadır.
Bu iddia da bulunanlar kendi yaşadıkları dönemin Miladı 600 lü yılların Mekke ve Medine’si olmadığını unutmuş göründükleri için sonuçta eldeki Mushaf tertibinden daha ileri bir neticeye varamamaktadır.
Diğer taraftan elimizdeki Mushaf tertibi yerine nüzul sırası iddiasında bulunanlar bir taraftan hangi surenin hangi ayetinin ne zaman nazil olduğu konusunda anlaşamadıkları gibi aynı zamanda Hz. Rasulullah(sav) tarafından Cibril(as) işaretiyle tevkifi olarak yapılan sıralamayı reddetmekle inkâra kadar varan nasıl bir yanlış içinde olduklarının da farkında değillerdir.
Dahası Müslümanların Kuran’a farklı yaklaşmaya başlamaları o kadar garip bir hal almaya başlamıştır ki; Kuranı Kerimin neden parça parça olarak 23 Ay (22 Güneş) yılında nazil edildiği bile sorgulanır olmuştur.
1400 yıllık İslam tarihinin neredeyse tamamını tasavvuf ağırlıklı geleneksel İslam’ın Kuran’a yaklaşımı olarak gören tasavvuf karşıtı kesim ise, Hadisi Kuran’ın önüne koyan Din usulünün yanlış olduğunu ve Kuran’ın illaki Arapça okunmasının şart olmadığını ileri sürmektedirler.
Dini konularda Hadis, İcma, Kıyas ve fıkıh ile Sahabe neslinin(ra)ve geçmiş dönem âlimlerinin görüşlerinin Kuran’ın önüne geçirildiği iddiasını ileri süren bu güruh Kuran ve Din konusunda Hz. Allah’ın(cc) görüşlerine en son sırada başvurulmasının İslam’ı statikleştirdiği düşüncesindedirler.
Bu güruhta diğerlerine paralel olarak yüzlerce sene önce belirlenmiş kurallarla günümüz şartlarında içtihat yapmakta zorlanıldığı ve modern insanın anlamakta zorlandığı uygulamalarla tabir caiz ise esneme payı olmayan İslam’ın katolikleştirildiğini bile iddia edebilmektedirler.
FARKINDA MIYIZ?
Bütün bu yukarıda saydıklarımıza daha pek çok farklı anlayışlar ilave edilebilir.
Onları sonraki bir yazıya bırakarak kendilerine Hz. Allah(cc) Kuran Ve Hz. Peygamberi(sav) anlama yönünden Kuran merkezli yaklaşım adını veren bir güruh daha var ki Kuranı ve Dini anlama metodolojisi olarak en başat düşünceleri Sahih Sünnet ve Hadisi reddetmek ve Hz. Peygamberimizi(sav) sıradan bir posta kargo elemanı olarak görmeleridir.
Geleneksel İslam dedikleri her şeyin Sünnet ve Hadise dayandığı iddiasıyla ortaya çıkan bu grubun da elbette diğerleri gibi kendi aralarında pek çok farklılıkları olmakla beraber en kötü halleri Kuranı Kerimdeki Tevbe Suresi başta olmak üzere bazı ayetleri ve emirler ile yasaklar ve ibadetleri kendi anlayışlarına uymadığı gerekçesiyle inkâr etmeleridir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.