Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Yeni Bilgisizlik Çağı

İslam’dan önceki eski devirlere yani küfrün ve zulmün hâkim olduğu, halkın Hz. Allah’ın(cc)emir ve yasaklarına uymadıkları veya hakkı hakikati bilmedikleri zamanlara Cahiliye Çağı/Bilgisizlik Çağı denilmekteydi.

Şimdilerde ise “Yeni Cahiliye Çağı” adlı bir dönemi yaşamaktayız.

Yeni Cahiliye Çağı diye ifade edilmesindeki temel sebep bilginin olmayışı, üretilmeyişi veya üretilen bilginin kaybolması değil tam tersine Hak ile batılın bilerek ve isteyerek karıştırıldığı ve kötünün iyinin yerine ikame edilmeye çalışılması sebebiyledir.

İnsanların tamamında iyi ile kötüyü ayırt edebilme özelliğinin varlığına inanırız. Ancak kötünün iyi olarak tanıtıldığı, batılın hak olarak ifade edildiği, yanlışın doğru yerine öne alındığı ve böylelikle toplumdaki büyük kafa karışıklığının entelektüel derinlik olarak takdim edildiği zamana yeni bilgisizlik çağı diyoruz.

Bu zulüm çağı yukarıda ifade ettiğimiz gibi bilerek ve isteyerek icat edilmiştir.

Bu karanlık zulüm çağı adına modern zamanlar denilen günümüzde tarihin önceki dönemlerinde uygulanan köleliğin insanların kendilerince isteyerek kabul edebilmeleri ve geçmişte reddedilen kuralların modern bir şekilde uygulanabilmesi için siyaset adına, ekonomi ve din adına icat edilmiştir.

Çünkü eski cahiliye yani bilgisizlik çağı insanların hakkı bilmedikleri hatta tanıma imkânlarının bile ellerinden alındığı batılın hâkim olduğu bir zulüm dönemi idi.

Yeni cahiliye yani yanlış bilgi çağı ise, zulüm düzenlerini devam ettirebilme adına insanların güya kendi seçtikleri diktatörler tarafından veya başka ülkelerin diktatörlerince zihnen ve fiilen işgal edilmiş ülkelerin başına atananlarca batılın ve zulmün hak olarak uygulandığı ve insanlarında bu yöneticileri biz seçtik diyerek kabullendikleri çağdır.

Geçmiş dönemlere göre bu zamanda her bir gün geçmiş dönemlerde elde edilenlerin toplamından bile daha fazla bilginin üretildiği, hatta hayata uygulandığı bu yeni cahiliye çağında insanların hak ile batılı ayırmada bir zorluk yaşamayacaklarına inanıyoruz.

Böyle bir bilgi birikimi olmasına rağmen insanların zihinlerinde Hakkın batıl ile nasıl olup da karıştırılabildiğine, halkın yanlışı doğru, batılı hak olarak kabul edebildiğine inanmanın da kolay kabul edilir bir şey olduğuna inanmıyoruz.

Cahil denilerek aşağılanan bilgisiz bir insana bilmediğini öğretmek veya bir insana onun herhangi bir konudaki bilgisizliğini gidermenin kolay olduğuna inanıyoruz. Çünkü bütün dünyada eğitim bu nedenle var.

Ancak yanlışı doğru, kötüyü güzel, batılı hak olarak bilene, hele bir de bunu isteyerek kabul ettiğini kendi dili ile ikrar ediyorsa doğrusunu öğretmenin, yani onun kafasındaki yanlış bilgiyi gidermenin çok zor olduğunu da biliyoruz.

Siyaset ile ekonomiyi sonraya bırakarak konuyu İslami bilgi üzerinden devam ettirecek olursak içinde yaşadığımız bu yanlış bilgi çağının en büyük suçluları kendilerini topluma âlim veya aydın olarak takdim eden hoca ve akademik ünvanlı cehalet timsalleridir.

Çünkü zaman önceki veya sonraki asır olsa da âlim ve aydın olan insanların kafaları net cümleleri kafa karışıklığını ortadan kaldıracak ölçüde keskinliktedir.

Selefimiz olan ulema(rha) İslam’ın Kuran, sünnet, fıkıh, şeriat ve hikmet gibi ana kavramlarını insan fıtratına uygun bir şekilde ve netlikle ifade etmişlerdir.

Zamanımızda hemen her konuda ahkâm kesmeyi marifet zanneden kafaları müsteşriklerden okudukları ile karıştığı için insanlara İslam Dinini, Kuranı Kerimi ve Sahih Sünnet ile Sahih Hadisler ile ibadetler hakkındaki şeri hükümleri anlatırken dinin ana kavramlarını aslî manalarından uzaklaştırarak "Bu kavramları ben şu manada kullanıyorum." diyecek kadar laubalileşebiliyorlar.

FARKINDA MIYIZ?

Müslümanları tek bir Kuran varken farklı mezhep ve farklı meşreplere uymakla bölücülükle ve gayri İslami olmakla suçlayan güruhlardan her birinin İslâmî gelenek olarak gördükleri Sahih Sünneti reddetmek adına Kuranı Kerimden başka otorite tanımadıklarını iddia etmektedirler.

Bu iddialarını ispat etmek adına Ayetlerin manalarının akli sentezlerinden İslâmî modernlik üretmek için ortaya attıkları fikirlerin keyfî bir tutum sergilemesi nedeniyle de kendi aralarında bile bölündükleri gerçeği ile karşı karşıyayız.

Hâlbuki Müslüman bir insanın fıtratı din, özü de akıl değil, dinden kaynaklan ahlaktır. Ve bu ahlakın yani Şeriat ile telif edilen evrensel hakikat olan ilahi ahlakın da en üst temsilcisi de Allah(cc) Resulü Hz. Peygamberimizdir(sav).

Kısaca bu çağın Müslümanı, Bilginin kaynağının vahiy olduğunu kabul etmedikçe, gerçek İslam’ı anlayamayacak ve yaşayamayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

İslam'ı Öğretme İddiasındakiler

15 Temmuz 2026 Çarşamba 15:54

Hal ve Gidiş

12 Temmuz 2026 Pazar 13:09

Kurandan Öğrenmemiz Gerekenler

05 Temmuz 2026 Pazar 14:49

Kur'an'la Suçlayanlar

01 Temmuz 2026 Çarşamba 14:18

Kur'an Karşısında Durumumuz

28 Haziran 2026 Pazar 13:49

Medya Müftüleri

24 Haziran 2026 Çarşamba 12:36

Kompleksli Müslümanlar

21 Haziran 2026 Pazar 13:40

Ayet Hadis Yarıştırma Müslümanlığı

17 Haziran 2026 Çarşamba 13:07

Tarihe Tanıklık Etmek

14 Haziran 2026 Pazar 13:15

Kur’an Hakkında Konuşmak

10 Haziran 2026 Çarşamba 13:21