Süleyman Küçük
Türkiye’de Din Öğrenmek ve Öğretmek
Bu memleketin insanları yüzyıllardır dini bilgilerini çocukluklarından itibaren cami imamı ile başlayan ve yerine göre ilkokulda gördüğü din dersleri ile devam eden sonrasında İmam Hatip Okulları ve İlahiyat fakülteleri ile devam eden örgün adı verilen veya Medrese eğitimi adı verilen din dersi yanında Arapça ağırlıklı eğitimlerle almışlardı.
Kimilerine göre dini eğitim veren İmam hatip ve ilahiyatlara rakip olarak gösterilse ve biraz da yok sayma veya kıskançlıkla merdiven altı eğitim olarak adlandırılsalar da Medreselerin devlete ait örgün eğitim kurumlarından daha yetkin dini eğitim verdikleri bir gerçektir.
Artık biraz daha yumuşak bir üslupla günümüzde dini bilgi üretimi anlamında birbirleriyle rakip değil de etkileşim içerisinde oldukları kabul edilen bu iki temel eğitim kurumunun farklılaşması yanında etkisizleşmeye başladıklarını da görmekteyiz.
Ülke ölçeğinde akademik anlamda İlahiyat Fakülteleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Merkezlerinde üretilen dini bilgiler cami ve kuran kursları aracılığıyla geniş halk kitlelerine hitap etme ve ulaşma imkânına sahipken tarikatlar ve cemaatlerin oluşturduğu medreselerde verilen dini bilgiler ise popüler hocalar, yazarlar ve yayıncı kuruluşlarca toplumda popülerlik elde edebilmektedirler.
Diyanetten ziyade dini bilgi İlahiyatlarda oluşturulduğu için dinin farklılaşan tonlarını ifade ederek kendi telaffuz biçimlerini de oluşturan medreseler hitap ettiği toplumsal gerçeklikle kendine alan açabilmekte veya yeni tabirle toplumsallaşabilmektedir.
Diyanetin ve İlahiyatların dinin sahibi gibi davranarak dini bilginini sadece kendilerinde üretilebileceği ve dini kendilerinin temsil edebileceği iddiasına karşın özellikle son 25 yılda dini bilginin toplum katmanlarına iletim kanalının dini yayıncılıktan geçtiğini keşfeden tarikatlar ve cemaatler toplumsallaşmalarını hızlandırmış durumdadırlar.
Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren dini yayıncılığın tek aktörü gibi davranan diyanet ve ilahiyatların devlet kurumu olmalarından kaynaklanan handikapları bulunmayan tarikatlar ve cemaatler dini kitap ve dergi yayıncılığı alanında da önemli ve belirleyici bir aktör olmuşlardır.
Bu değişimin en önemli nedenlerinden birisi de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren devletin seküler yüzünün Diyanet gibi bir kurumu içinde barındırıyor olmasına rağmen kamusal alanda dinin kısıtlanması sebebiyle toplumda olumsuz bir algı oluşturmasından kaynaklanmaktadır.
Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan kanunlar ve dönemin katı laikçi ruhu nedeniyle dinin toplumda etki gücünü kaybetmesi beklenirken insanların vicdanlarına hapsedilmeye çalışılan din ibadetlere kadar uzanan yasaklayıcı tutum nedeniyle tepki olarak tarikat ve cemaatler kendilerine asgari düzeyde de olsa devam eden bir faaliyet alanı açmışlardır.
1950’li yıllarla birlikte dini faaliyetler ve yayıncılık alanındaki yasaklayıcı tutumun yumuşatılmaya başlaması ile kaybedilen yılların telafisi düşüncesiyle tarikat ve cemaatler dine olan ilgisizliği ortadan kaldırabilmek amacıyla kendilerini yeniden inşa etme sürecine girmişler ve kitlelerinin dini bilgi ve duygu dünyalarını tatmine yönelik yeni bir anlayış benimsemişlerdir.
Diğer taraftan siyasal fikirlerin de etkisi ile İslam dünyasının farklı coğrafya ve kültürlerinden tercümeler yapmalarının yanında o coğrafyalarda da yer alma faaliyetine girişmişlerdir.
Bütün bunlar olup biterken bilgi çağı adı verilen zamanımızda internetin yaygınlaşması her alanda olduğu gibi dini alanda da bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmış ancak kişilerin kontrolsüz bir şekilde bilgiye ulaşmaları toplumda aynı oranda kafa karışıklığına sebep olmuştur.
Küreselcilerin İslam'ı budamakla vazifelendirdiği üst(!) düzey entelektüel akademisyenler ve siması güleç ama dili zehir akıtan hocalara karşı bütün Müslümanların uyanık olmaları imanlarının gereği olarak görevleridir.
FARKINDA MIYIZ?
Son yıllarda insanların dini bilgi anlamında çok fazla imkâna sahip olmaları ve yazılıp çizilenlerin geçmişte hiç olmadığı ölçüde insana ulaşabilmesi ve bütün bunların herhangi bir entelektüel eleştiri süzgecinden geçirilmeden toplumun her kesimine dini bilgi adı altında sunulması insanlar arasında birbirlerini tekfir etmeye varan çok kötü sonuçlar doğurmuştur.
Din adına insanların farklı dinsel söylemleri özellikle medya aracılığıyla toplumsal ya da siyasal destek bulabildiği için, 1400 yılda oluşturulan akademik dini bilginin son yıllarda orta çıkan protestan popüler dini bilgi ile yok sayılarak, Sahabe Neslinden(ra) başlayarak günümüze kadar gelen İslam ulemasının da reddedilmesi hatta tekfir edilmesi sonucunu doğurmuştur.
Bu nedenle son yıllarda kitle iletişim araçları aracılığıyla popülerleşerek topluma mal olduğu iddia edilen akademik şahsiyetlerin dini bilgi ve söylem tarzlarının hangi akademik düzeyde olduğuna özellikle dikkat edilmeli ve sahih dini bilgi adı altındaki söylem ve yayınlar popülariteye kurban edilmemelidir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.