Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

Adım Adım

Trafik… Gece gündüz.

Otobüs, tiren, vapur, ürkütücü ambulans polis siren sesleri, motosiklet gürültüsü, kiminde uçak, modern taşıtlar, eşyanın konuşan kimlikleri.

Hep bir gidiş, ilerleyiş… Adım, adım…

Otururken, yatarken, en saçma, en abes, en elzem fiillerde… Yürüyüş…

Bazen hız… Saat sesi karışıyor adımlara.

Araba, korna seslerini sevmişti. Küçük bir belde de doğduğundandır herhalde.

O zamanlar pek az kişide araba vardı. Ancak bir vasıtaya en ziyade ihtiyaçları olduğu dönemdi.

Özel araç, bir konforun ötesinde sorunlardan bir nebze kaçışı; bigâne küçümseyici ya da binbir duygu sıkıştırabileceğiniz yabancı gözlerden uzak bir çıkışı, farklı bir dünyaya geçişi, herhâlde kısmî de olsa bir umudu barındıracaktı. Ama yoktu.

İçi fırtınalı olsa da, dışarısı hep bir sükûnet içinde yüzerdi. Bazen bu sessizlik, monotonluk, hiç bir şeyin değişmeyeceğine dair o eza verici ses pek koyardı. Maziye, tarihe, hikâyeye küser, saydırırdı.

Sonraları anladı ki daima bir vasıtadaydı. Bir yerlere, mukadder akıbete gidiyordu. Hayatınız, iç ve dış dünya böyleydi. Maddi âletlere binmese, ömür boyu yerinde kalsa da gidiyordu.

Göz(lük), yol… Kiminde göze, kılavuza ihtiyacı yok gibiydi. Bambaşka anlatamayacağı bir şekilde görüyordu. Öyle zannediyordu.

Hareket halinde olduğunu düşünse de, bazen vasıtasız gittiğini sanıyordu.

Ayakları olmasa da yürüyordu.

Rüyada bile görse inanmayacağı garip âlemler, mekânlar, insanlar, tensil ettikleri bir hayat ona geliyordu.

Aramasa samimiyetle niyaz etmese, varlık ona -bir parça- esrarlı çehresini gösterir miydi veya en mühimi Yaradan murat etmese.

Kalplerde yürüyüş başlıyordu bazı, sırlı ellerin işaretiyle temasıyla; gizemli bir yazıyla ayaklar bir cazibeyle ona uyuyordu.

Beden ve ruh ahenkle, düzen içinde yürüyordu.

Baş şevkle taşınıyor, yürek ağrımıyordu.

Zaman onu şekilden şekile sokuyor, aslında son sürat bir yerlere yetiştiriyordu.

Zaman onu yetiştiriyor, terbiye ediyordu.

***

Gelimli gidimli, ölümlü kalımlı dünya.

Adımlarını hızlandırdı.

Kiminde kendi şoförlük yapıyordu, dümendeydi. Mola yerleri, duraklar, menziller geçiyordu. Çizgiler, levhalar, hat(tat)lar…

Yüzlerin, yürüyüşün ardındakiler, işaretler…

Ve ötelerin müziği… Gönlü dalgalandıranlar.

Başka şoförlerin cazibesine kapılıp, iniyor biniyor, sapıp araç ve istikamet değiştiriyor fakat yürüyordu.

Tel üstünde, uçurumların tepesinde, kaçkınların neşesiyle.

Yeri deşelerken, bulutları yakalarken, Romayı Neron’u ve çırayı(!) yakarken.

Çocuk adımlarıyla, kadın erkek, yaşlı adımlarıyla.

Karışlar, kulaçlar, ayaklar, ölçüler değişse de. Sınırlar tükenmese de…

Kimse önüne geçemiyordu bu yürüyüşün.

Bir gün herkes gibi duracaktı ve o vakit meçhul -zamansız- bir başka yürüyüş başlayacaktı.

Toprağına doğru koşacaktı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüzeyme Yeşim Koçak Arşivi

Rehberimiz

13 Eylül 2026 Pazar 11:11

Avustralya’dan Selamlar

06 Eylül 2026 Pazar 13:15

Manhattan'dan Gelen Adam

30 Ağustos 2026 Pazar 13:16

Taş Taş Üstüne

23 Ağustos 2026 Pazar 13:34

SADREDDİN KONEVÎ ve RÜYALAR

16 Ağustos 2026 Pazar 12:59

Yoldaki İşaretler

09 Ağustos 2026 Pazar 13:27

Sesler ve Yalnızlıklar

02 Ağustos 2026 Pazar 13:38

Veysel Karanî’nin Duası

26 Temmuz 2026 Pazar 13:35

Havada Aşk Kokusu Vardı

19 Temmuz 2026 Pazar 12:15

Bir Garip Meczube

12 Temmuz 2026 Pazar 13:08