Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Sekülerleşme Talebi

Sekülerleşmenin ne anlama geldiği, neyin ne kadar sekülerleşme olduğu ve belki daha önemlisi bir süredir toplumumuzun gözle görülür bir biçimde sekülerleştiği iddiası dikkat çekici bir biçimde dillendirilmeye çalışılıyor.

Sekülerleşmenin tanımı ve ölçümü konusunda toplumun her kesiminde farklı düşünceler veya diğer bir tabirle derin bir fikir ayrılığının olması belki en büyük talihsizliğimiz olabilir.

Toplumdaki bu bilgi eksikliğinin adına çağdaş putperestler diyebileceğimiz kesim tarafından sekülerleşmenin Müslümanların davranışlarının sonucunda oluştuğu iddiası da yine aynı şekilde bir büyük talihsizliğimizdir.

Kendilerini çağdaş yaşamın entelektüel bireyleri olarak göstermeye çalışan bu putperest güruhun en baş karakteristik özelliği İslam karşıtı olmalarıdır.

Toplumumuzda son yıllarda dengesiz büyüme ve zenginleşme olarak görülen ve adına modernleşme denilen sürecinin sekülerleşmeyi artırdığı iddialarını ileri sürenlerin Müslümanlar ve İslam dini dışındaki din ve kesimlere herhangi bir itirazda bulunmamaları bunların sadece İslam’a ve Müslümanlara düşman olduklarının en baş delilidir.

Osmanlı İslam Devletinin iç ve dış düşmanlar tarafından yıkılıp yerine laik demokratik cumhuriyet kurulmasının yeterli olmadığını ve Türkiye’nin tümüyle İslam’ı reddeden bir toplum ve devlet haline gelmesini arzu eden bu güruhun cumhuriyetin ilk yıllarındaki baskıcı zulüm düzeninin tekrar kurulmasını istemeleri bu kanaati doğrulamaktadır.

Avrupa’da yaşanan protestanlık reformu'nun batı ülkelerinde gözlemlenen ekonomik ve sosyal dönüşümün kaynağı olduğu iddiasıyla ortaya çıkanlar iddia ettikleri dönemde Batı Avrupa’da yaşanan bilimsel gelişmeler, endüstriyel kapitalizm ve kentleşme gibi önemli buldukları eylemleri neden gerçekleştiremediklerini açıklayamamaları veya yine bu dönemdeki uygulamaların başarısızlığını Müslümanlara kesmeye çalışmaları suçlulukları sebebiyledir.

Belki hem Müslümanların hem de her fırsatta batılılaşma ve sekülerleşme isteğinde bulunanların anlayamadıkları gerçek, bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelerin toplumların sekülerleşme sürecine katkısının doğrudan değil, dolaylı olarak gerçekleşmiş olmasıdır.

Dünya toplumlarına bakınca bilim ve teknolojideki gelişmelerin insanların gelirlerindeki artışla birlikte dünyaya bakış açılarını da değiştirerek insani bilinç seviyesini yükselttiği ve dini inanç ve kuralların insanların ve toplumların yaşamlarına müdahale ettiği durumların sayısını azalttığı bir gerçek olsa da tek sebep değildir.

Çünkü bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucunda ortaya çıkan kentleşmenin sekülerleşmede diğer unsurlardan daha fazla etkili olduğu iddiası oldukça ciddi bir durumudur.

Çünkü kapitalizmle birlikte ortaya çıkarılan kolektif kazanma fikri hiyerarşiye dayalı iş bölümü, dinle iç içe geçmiş güçlü gelenek ve göreneklerle karakterize edilen küçük homojen toplulukları toplumları, daha fazla rasyonel bireyselleşmeye, işyerinde uzmanlaşmada zorlamaya, toplulukları gelişmiş ulaşım ve anlık iletişim araçlarını kullanarak seri üretim yapan birbirinden izole toplumlara dönüştürmüştür.

Görünüşte hayatlarının hemen her alanında daha fazla alternatif sunuyor gibi görünse de aslında aynı güvenlikli binalarda veya sitelerde oturmalarına rağmen birbirlerine yabancı olarak yaşamalarını mecburi kılan kentleşme olgusu insanları dinin toplumsal etkisinden çıkaran en güçlü dinamik olmaktadır.

Bütün bunlara rağmen memleketimizdeki sekülerleşmenin putperest seküler güruhun istedikleri ölçüde gerçekleşmemiş olmasının temel sebebi Türkiye’nin tarihinde olan protestan reformu gibi bir değişim ve dönüşümü yaşamamış olmasıdır.

Çünkü Türkiye Avrupa'nın bir parçası Milletimizde onların bir uzantısı değildir.

Bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile endüstriyel kapitalizm ve kentleşme temel çıkış noktası olarak kabul edilmesine rağmen Avrupa ülkelerinde görülen evlilik öncesi flört, eş seçimi, evlilik ritüelleri ve boşanma sonrası ortaya çıkan psikolojik sorunlar Türkiye’nin kentleşmeye dayalı sekülerleşme paradigmasında hiçbir zaman beklenildiği ölçüde yer bulamamıştır.

Türkiye'de son yıllarda hızlanan bilimsel ve teknolojik gelişmelerin geçmişe kıyasla modern yaşamın yapısı gereği ortaya çıkan sekülerleşmenin daha fazla görünür ve tanınır hale gelmesine sebep olsa da insanların kamusal alanlarda kimliklerini açıklamak konusunda aynı şekilde istekli olmama hallerini sadece mahalle baskısı ile açıklamak doğru olmayacaktır.

Bunda seküler hayatta İslam’da buldukları manevi kardeşlik kurumlarını bulamamalarının çok daha önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bu anlamda hem Müslümanlar hem de putperest güruhun sekülerleşme ve laiklik arasındaki farkları anlamalı gerektiğine inanıyoruz.

FARKINDA MIYIZ?

Sekülerleşmeyi, dinin günlük yaşam üzerindeki rolünün, pratiklerinin ve sosyal kurumlar üzerindeki etkisinin tamamen kaldırma olarak tarif edenler. Dini bayramların veya namaz ve oruç gibi görünürlüğü fazla olan ibadetlerin yerine getirilme sıklığında veya biçiminde görülen azalmanın ya da özellikle kadın giyim tarzının dini kurallardan ziyade moda, rahatlık ve modern trendlere göre şekillenmesini sürecin başarısı gibi göstermeleri de başarısızlıklarını gizleme gayretinden başka bir şey değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Düşman Kavramı Neyi İfade Eder

16 Eylül 2026 Çarşamba 10:59

Her Yöne Çekilebilecek Hikâye

13 Eylül 2026 Pazar 11:10

Hali Pür Melalimiz

09 Eylül 2026 Çarşamba 12:02

Meyyitler İstişare Toplantısı

06 Eylül 2026 Pazar 13:17

Tüketim Toplumu ve Din

02 Eylül 2026 Çarşamba 14:48

Neme Lazım

30 Ağustos 2026 Pazar 13:16

Müslüman'ı Müslüman'a Kırdırmak

26 Ağustos 2026 Çarşamba 13:06

Çağdaş Dünyanın Müslüman'ı

23 Ağustos 2026 Pazar 12:57

Küçük Amerika Olmak

19 Ağustos 2026 Çarşamba 10:09

Türkiye’ye Alan Açmak Üzerine

17 Ağustos 2026 Pazartesi 09:50