Süleyman Küçük
Türkiye’ye Alan Açmak Üzerine
7 Ağustos tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Kâbe'nin hemen yanı başında imzalanmış olmasıyla daha bir sembolik bir anlam kazanan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” milletimizdeki bazı fikirlerin ortaya çıkmasına imkân sağlamış oldu.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşmasının maddelerinin bile ne olduğu tam olarak anlaşılmadan, Filistin başta olmak üzere diğer İslam ülkelerindeki tüm sorunların çözülebileceği ve soykırımcı siyonist işgal gücünün yok edileceği falan konuşulur oldu.
Müslüman coğrafyadaki çıbanbaşının yok edilmesini her Müslümanın arzu ettiğine inananlardanız. Ama soykırımcı siyonist işgal gücünün karşısına çıkılması istendiğinde her defasında küresel güçler ile bölgesel güvenliğin stratejisi açısından önemini işaret edenlerin bu defa her şeyi bir anda geride bırakıyor olmaları garip bir durum oldu.
Lafa geldiğinde küresel ekonomideki belirsizliğin arttığı, ABD-İran savaşının etkilerinin Hürmüz Boğazı’nda oluşturduğu gerilim ve çok sayıda kritik risklerin oluşturduğu risklerden bahsedenler bu anlaşmanın yeteri kadar açıklanmamış olmasının nimetlerini bir süre daha toplayacaklar gibi görünüyor.
Bize göre bu anlaşma Suudi Amerikanın güvenlik ve ekonomik istikrarı güçlendirmeye yönelik bölgesel bir girişimden başka bir şey değildir.
Çünkü göründüğü kadarıyla antlaşma Türkiye ve Pakistan’a hiçbir şey vermezken ABD desteğiyle Riyad’a jeopolitik risklerin azaltılması, büyüme ve kalkınma için batıdan yatırımların çekilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasını sağlamaktadır.
Tarihte büyük gerilimlerin ve çatışmaların yaşanmasıyla milletlere ve devletlere yeni ve büyük hareket alanları açıldığı tarihçilerce ifade edilegelmiştir.
Ya da tarihte Milletlerin varlıklarının ve medeniyetlerin yükselişinin çoğunlukla dost veya düşman milletlerin güçlerinin birbirleriyle kıyasıya mücadele ettiği dönemlerde gerçekleştiği iddia edilir.
Bu anlamda özellikle Hulefai Raşidin(ra) döneminde o dönemin iki büyük imparatorluğu olan Bizans ile Sasani İran imparatorluğunun uzun yıllardır süregelen savaşlarda birbirini tüketmeli sonucunda Müslümanlar için açılan alanın İslam Dininin inanç, siyasi irade ve toplumsal birliğiyle doldurulduğu yazılır çizilir.
Bu düşünceyi Selçuklular ve Osmanlılara kadar götürebilir, hatta 2. Dünya savaşı sonrasında oluşan yenidünya düzeni için bile kullanabilirsiniz.
Büyük güçler arasındaki gerilimlerin o bölgelerde yeni bir kültür ve medeniyet kurmak için milletlere ve devletlere yalnızca bir fırsat penceresi açtığı düşüncesinde olanların Mekke anlaşması ile İslam dünyasının önüne yeni bir alan açacağı iddiaların kabul edildiğini varsayalım.
İslam ülkeleri önlerinde açılan bu pencereyi daha da genişleterek İslam dünyasının birliğini sağlayacak ve İslam’ın ekonomik ve siyasi gücünü dünya çapında kalıcı ve belirleyici bir hale dönüştürecek olan üretime, teknolojiye ve bağımsız milli kurumlara sahip midirler?
Özellikle kendi ülkelerinde kendi ayakları üzerinde duracak siyasi irade ile bu iradeyi oluşturacak dini ve milli eğitim kurumlarına sahip midirler?
Bu sorulara cevap aramadan söylenecek her söz saman alevi gibi bir anlık parlamadan başka bir şey olmayacaktır.
Bu düşüncede olanlara tekrar hatırlatmak gerekir ki Batı Müslümanları asla sevmemiştir ve öteden beridir yürüttüğü politikalarından da vazgeçmiş değildir.
Bu günlere 3 İslam Ülkesinin aralarında yaptıkları Ortak Savunma Anlaşması hakkında söyledikleri sözlerde asla ahlaki bir yakınlık anlamına gelmemektedir.
Mekke Anlaşmasına olduğundan fazla anlam yüklemeye çalışanlara Amerikan Kongre Üyesi Jeo Wilson’un CNN Amerika kanalında yayınlanan ve anlaşmasıyla ilgili olarak sarf ettiği "Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki ortak savunma anlaşmasının hayata geçirilmesindeki başarı Başkanımız Trump'a aittir" sözlerini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.
7 Ağustos’ta Mekke-i Mükerreme’de ve Mescid-i Haram ’ın gölgesinde anlaşmanın imzalanmasının bizim bildiklerimiz dışında bilmediğimiz manevi ve sembolik açıdan derin anlamlar taşıdığı söylenebilir.
İslam dünyasının önünde açıldığı söylenen bu fırsatı kullanabilmesi için öncelikle kendi içindeki parçalanma düzenini aşması gerekmektedir. Çünkü emperyalist güçlerin bu güne kadar bölgede kullandığı en etkili araç, doğrudan işgalden daha kötü olan yerel aparat yönetimleri yok etmek olmalıdır.
FARKINDA MIYIZ?
Filistin davası ve Mescid-i Aksa’nın korunması başta olmak üzere, İslam dünyasının temel meselelerine çözüm için anlaşmayı imzalayan 3 ülke dışındaki diğer Müslüman ülkelerin de katılımıyla daha geniş bir ittifaka dönüşmesi çağrısı yapanlarında dikkat edecekleri önemli bir husus var.
İran rejimi için bölgedeki vekâlet ağlarının varlığını örnek gösterenler, kendi memleketlerindeki yerel aparatlardan işe başlamalı ve bugünlerde batının İslam dünyasını görünürdeki desteklemesinin arkasındaki asıl nedenin ekonomik olduğunu ve Çin’in yanında yer almamalarını sağlayarak kendi enerji ve ticaret yollarının kontrolünü kaybetmek istememeleri olduğunu anlamları gerekmektedir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.