Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Neme Lazım

Meşhur hikâyedir, herkes bilir.

Osmanlı Mülkünün cihan pâdişâhı Kânûnî Sultân Süleyman Han(rha), İstanbul'un manevi büyükleri arasında kabul edilen ve Beşiktaş'taki Külliyesi ve türbesi günümüzde de ziyarete açık olan, sütkardeşi Beşiktaşlı Şeyh Yahya Efendi Hazretlerine(rha) bir mektup göndererek sorar:

“Ağabey! Sen ilâhî sırlara vâkıfsın, bilirsin. Kerem eyle de bize akıbetimizin ne olacağını haber ver. Neslimiz, kesilip yok mu olacak? Yok olacaksa bu hangi sebepten olacak?”

Mektubu okuyan Şeyh Yahya Efendi Hazretleri(rha) eline kalem kâğıt alıp; “Neme lazım” diye iri harflerle yazıp Kânunî’ye gönderir.

Kânunî, Yahya Efendi’den gelen mektubu okuduğunda, “Bu cevap nedir?” diye hayretler içinde kalır. Hemen Yahya Efendinin dergâhına gider ve kendisine; “Ne olur gizlemeyip, sualime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim” der.

Kanuni Sultan Süleyman Hanın devletinin ve milletinin akıbetinin ne olacağı konusundaki endişelerine sütkardeşi ve hocası Yahya Efendi tebessüm ederek; “Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamana şaşarız.” Deyince Kanunî “Nasıl yani?” diye meraklı bir şekilde yüzüne bakınca, Yahya Efendi şu tarihi cevabı verir:

“Zulüm, haksızlık, adam kayırma, rüşvet yayılırsa, işitenler de; ‘Neme lazım’ derse ve onu önlemeye çalışmazlarsa; sonra koyunu kurt değil de çoban yerse, bilenler de bunu söylemeyip gizlerse; fakirlerin, muhtaçların, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmezse, işte o zaman felakettir. Neslinin o zaman yok olmasından korkulur. Hazinelerin boşalır. Askerin itaat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadder olur.”

Bu meşhur hikâye, genelde iktidarları ve iktidardaki devletlileri tenkit için kullanılıyor olsa da bizim kastımız, cami, medrese, dergâh veya üniversite ayrımı yapmadan, adına hoca dediğimiz her tür ilmiye sınıfı ile sınırlıdır.

Çünkü memleketimizde Üniversite, Diyanet, Cemaat, tarikat dergâh ve vakıflarda sayısı milyonlara ulaşan hoca ünvanlı insan var.

Bir de bunun üzerine hoca olmadığı halde dini konular gündeme geldiğinde, hocalardan geri kalmayan milyonlarca da hacı abimiz var.

Din konusunda kendilerini yetkili ve görevli gören bu kadar insan, eğer gördükleri bunca gayri İslami davranışlara, sadece ayıplayarak bir tepki vermiş olsaydı bile; çarşıya, pazara veya okullardaki davranışlara mutlaka bir yansıması olurdu.

Camilerde vaaz kürsülerinde veya tek merkezden hazırlanan ve neredeyse mekanik hale gelen Cuma hutbelerinde minberlerde söylemeleri bir anlam ifade etmiyor artık. Özel, genel sohbetlerde, cemaatler ve tarikatların ise haftalık sohbetlerinde söylenmiş olmasının da toplum nazarında bir karşılığı yok.

Çünkü özel ve genel ayrımı yaparak toplum içinde sokakta, çarşıda aynı olumsuz davranışlarla karşılaştıklarında vaaz ve hutbede söyledikleri sözler ve uyarılarla tepki vermediklerini de görmekteyiz.

Bunca gayri İslami hal ve davranışların fert ve toplum hayatında gayet doğal karşılanması hatta sıradanlaştırılması karşısında, hiç bir ciddi ikaz veya caydırıcı her hangi bir girişimde bulunulmaması ve gayri ahlaki söz ve davranışların edep dışı hal ve hareketlerin bu kadar alenileştirilmesinde, hacı hocanın ikaz etmemesinin etkisi yok mudur?

Veya biraz daha derin düşündüğümüzde, bizim belki de onlardan daha fazla bizim vebalimizin olduğunu neden düşünemiyoruz.

Vebalimiz neden mi herkesten daha büyük?

En kısa yoldan anlatalım: Hacının hocanın vebalinden bahsediyoruz da, vebale girilen haramların, günahların işlendiği düğünler bizim evlatlarımızın düğünleri, alışveriş yaptığımız çarşı pazarların da, bizim çarşılarımız olduğunu unutuyoruz.

Ya da derste, vaazda, hutbede veya sohbette son yıllarda teşhirciliğe dönüşen çıplaklık illetini şiddetle kınıyoruz, ama bir esnafın tezgâhtarında gördüğümüzde veya misafirliğe gidilen evde gördüğümüzde bırakın nasihati, buğz bile edemiyoruz.

Yani en başta biz ve bu toplumda adı hacı, hoca olan herkes için gayri ahlaki söz ve davranışların, edep dışı hal ve hareketlerin bu kadar alenileştirilmesi işi sıradanlaştırmış, "Nemelazımcılığa" bağlanmış durumdadır.

FARKINDA MIYIZ?

Bir ipucu verelim:

Her İnsan gibi bizim İlahiyat öğretim görevlileri, İmam Hatip öğretmenleri, Cami ve Kuran Kursu hocaları ile Medrese Müderrislerin de Grok, ChatGPT, Claude veya Gemini adlı yapay zekâları kullandıkları bir gerçektir.

Eğer cami cemaatinden tutun da mektep medrese öğrencilerine kadar Müslümanlara İslam’ı anlatmak için hazırlandıkları konularda yapay zekâdan faydalanırken insanımızın beklentilerini karşılayamıyorlarsa, önümüzdeki birkaç nesli daha kaybettik demektir.

Genel bir emir tebliği şeklinde verdikleri vaaz ve nasihatler ile okudukları hutbeleri veya okuttukları derslerin neden fayda etmediğini veya kazanılacak gençlerin nasıl kaybedildiğini umarım anlatabilmişizdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Müslüman'ı Müslüman'a Kırdırmak

26 Ağustos 2026 Çarşamba 13:06

Çağdaş Dünyanın Müslüman'ı

23 Ağustos 2026 Pazar 12:57

Küçük Amerika Olmak

19 Ağustos 2026 Çarşamba 10:09

Türkiye’ye Alan Açmak Üzerine

17 Ağustos 2026 Pazartesi 09:50

İslam Ülkelerine Alan Açmak

13 Ağustos 2026 Perşembe 10:37

Devlet ve Din Arasında

09 Ağustos 2026 Pazar 13:29

Türkiye’de Din Öğrenmek ve Öğretmek

05 Ağustos 2026 Çarşamba 14:09

Müslümanların Din Algısı

02 Ağustos 2026 Pazar 13:39

Kur'ani Çerçeve

29 Temmuz 2026 Çarşamba 14:27

Kriterimiz Var mı?

26 Temmuz 2026 Pazar 13:36