Süleyman Küçük
Kur'ani Çerçeve
Son zamanlarda tabir caiz ise her önüne gelenin kendini Kuranı Kerim ve İslam Dinini öğretmek için görevlendirilmiş gibi göstererek özellikle internet ortamında alabildiğine cesur hatta cüretkâr görerek ayeti kerimeler ve ibadetler konusunda uluorta fikir beyan ederek veya fetva vererek taraftar toplamaya çalıştığını görmekteyiz.
Eski tabirle medrese usulü eğitim görmüş insanlar ile yeni usulde Yüksek İslam Enstitüsü İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler mezunlarını bir noktaya kadar mazur görebilsek de son zamanlarda hayli türeme istidadı bulan bu yeni yetmeler için çok şeyler söylemek gerekiyor.
Bunlara bir de İslam Dinini Kuranı Kerimden sonraki ikinci temel kaynağı olan Sahih Sünnet ve Sahih Hadisleri reddeden modernist tayfayı ekleyince ortaya ne idüğü belirsiz bir yapı çıkmış oluyor.
Son zamanlarda herkesin kendi düşüncesine göre Kuranı Kerimi bir çerçeve olarak görmeye veya daha kötüsü Kuranı Kerimi kendi düşünceleri ile oluşturmaya çalıştığı fasit bir çerçeve içine oturtmaya gayret ettiği görülüyor.
Bunlardan birileri ortaya çıkıp geçmişe ait nakledilenleri ne süpürüp alanlardanız; ne de süpürüp atanlardanız diyorsa dikkatli olun.
Çünkü metotları Kur’an’a uygun olarak kabul ettiklerini alıyoruz derken ayeti kerimeleri kendi kafalarına göre tevil etmek ve kendi düşüncelerini Kurana söyletmekle oluşturdukları fasit çerçeveye sığmıyor diyerek kendi düşüncelerine aykırı olanları reddetmektir.
Aslında demek istedikleri şey tam olarak şu dur:
1400 yıllık İslam tarihinde Kuranı Kerimi gelip geçen tüm Müslümanlar anlamadı ve yaşamadılar, sadece biz 21. Yy da ortaya çıkınca Kuran hakkıyla anlaşıldı ve bizim tarafımızdan yaşanmaya başlandı.
Nasıl, güzel bir kafa yapısı değil mi?
Öyle bir döneme denk geldik ki: Dinde aykırı konuşan herkes bir anda ünlü oluveriyor.
Video çekerken okuduğu okumadığı, bildiği bilmediği kitapları masasında veya arkasına fon olarak koyan veya kütüphane resmi önüne geçen herkes din konusunda söz hakkına sahip oluyor bu ülkede.
Dahası Hz. Peygamberimizin(sav) adını anmadan din konuşana hoca diyerek itibar kazandırmak moda oldu neredeyse.
Arapça ve tefsir usulü bilmeden, 1400 yıllık ameli tevatürü ve Peygamberimizin bizzat uyguladığı Sünneti yok sayıp sadece kendi Türkçe meal okumasıyla kesin yargılara varanlar, bireysel yorumlarını dinin kendisi zannetme hatasına düşüyorlar maalesef.
Bu arada kemalistlerin Yaşar Nuri’si olmaya hevesli olanların sayısı da az değil. Gerçi rahmetli Yaşar Nuri bile bunlar kadar sapkın değildi ama ne diyeceksiniz işte.
Öyle ki yahudilerin rivayet ettikleri hadise güveniyor ama Hz. Peygamberimizin(sav) seçilmiş Sahabelerinin(ra) rivayet etikleri Sahih Hadisine güvenmiyorlar.
Yahudilere güvenip Sahabe Nesline güvenmemek, hatta onları Hz. Peygamberimize(sav) yalan söz isnadında bulunarak iftira etmek veya İslam tarihi okumayıp yahudi ve hrıstiyan tarihi okuyarak muharref Tevrat ve İncil’den aldığı cümleleri ayet olarak kabul edenlerin tek bir gayeleri var:
Herkesin kendi kafasına göre okuyup, anlayıp, anlatacağı bir Kuranı Kerim mefhumu oluşturarak Sahih Sünnet ve Hadisleri devre dışı bırakıp dilediğince kural koyarak beğenmedikleri her mefhumu veya dini kuralın yahudilikten ya da hrıstiyanlıktan alınmıştır diye iftira atabilmek.
Böylelikle Hz. Peygamber'imizin(sav) sahih sünnetini devre dışı bırakarak Kur’an’ı Kerim ile Sahih Sünneti birbirine rakip göstermek ve başı sonu belli olmayan, ölçüsüz her tür düşünce ve hareketlere onay veren bir din ihdas etmektir.
FARKINDA MIYIZ?
Kuranı Kerim ayetleri arasında “Siz yalnız Kur’an’dan sorgulanacaksınız.” şeklinde bir tahsisi ifade kayıt ile "Sadece Kur'an'la örtüşen sahih rivayetleri kabul ederim" sözü tek başına yeterli değildir.
Çünkü Ayetteki Kureyşlilerin ilk muhatap alınmaları ile bir Hadisi Şerifin Kur'an'a aykırı olup olmadığını belirlemek, kişisel kanaatle yapılmış olan indi bir açıklamadan ileri gitmemektedir.
Hangi rivayetler ile sonradan ifade edilen düşüncelerin Kur'an'a aykırı olup olmadığını belirlemek, anadilleri Arapça olmadığı için bırakın diğer eserleri Kuranı Kerimi asli halinden hatasız okuyamayan kişilerin şahsi kanaatleri ile değil; Tefsir, Hadis ve fıkıh ilimleriyle yapılabilir.
Aksi durumda hoca kılığıyla ortaya çıkan herkes kendi anlayışına göre Ayetleri tefsir etmeye ve kendi düşüncesine aykırı gördüğü Hadisleri reddetmeye başlar ki bunun sonucunda ne din ile ne de dünya ile ilgili ortak bir ölçü kalmaz.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.