Necip Fazıl Kocaman
Sahi Biz Kimdik?
Allah’a hamd olsun, 2024’ün son günlerinde Mescid-i Aksâ ziyaretiyle nasiplendirildik. Miraç mucizesinin gerçekleştiği ilk kıblemizde secde etmenin, peygamberler şehri Kudüs’ü, El-Halil’i adımlamanın şükrünü eda edemeyiz.
Kudüs’e Ürdün üzerinden geçtik. İşgal altındaki topraklara girerken vize kontrolü sırasında bilhassa Türk grupları çoğu kez sebepsizce bekletiyorlar. Kontrol noktalarında bekletmek, Mescid-i Aksâ’nın veya El-Halil Camii’nin girişlerinde yersiz sorularla moral bozmaya çalışmak; işgal devletinin Müslüman ziyaretçilere uyguladığı yıldırma politikasının bir parçası. “Nereye geldiniz? Şu an nerdesiniz?” gibi sorulara “Filistin” cevabını veremiyorsunuz. Sakinliğinizi bozup duygu kontrolünü kaybetmek sizden sonra gidecek olan Türk ziyaretçilere daha fazla zorluk çıkarılması anlamına geliyor. Dolayısıyla Aksâ’nın saflarının doldurulması için sükunetimizi korumak mescidimize olan borçlarımızdan biri.
Otele vardıktan sonra fazla zaman kaybetmeden Mescid-i Aksâ’ya doğru yola koyulduk. Önce Eski Şehir’in surlarından geçip taş sokaklarda ilerledik. Burda bizi karşılayan mimarinin yabancısı değiliz; Surlar ve daha pek çok Osmanlı eseri.
Mescid-i Aksâ’ya ilk girişimizi Hıtta Kapısı’ndan yaptık. Kapıda işgal askerlerinin sorularına ve çantalarımızın aranmasına maruz kaldık. Nihayet vuslat anı geldi. Avluya adım atar atmaz ruhumuzu saran şey sadece kavuşma heyecanı değildi, aidiyet hissi ve insana dünya kelâmını unutturan türden bir idrakti.
Kıble Mescidi’nde Filistinli kardeşlerimizle ve dünyanın bambaşka yerlerinden gelen müslümanlarla yan yana secdeye varmak, ümmet olmayı en yalın hâliyle hissettiğimiz anlardan biriydi. Burada misafir değildik, belki ev sahibi kadar yerli; ama özlemle beklenen bir akraba gibiydik.
Mescid-i Aksâ murabıtlarından biriyle sohbet ederken; ümmetin bir ferdi olarak bizden birey olarak beklentilerinin ne olduğunu sorduk. Aldığımız cevap şuydu: “Biz sizden bir şey istemiyoruz. Sadece buraları yalnız bırakmayı Aksâ’ya gelin.” Hâlâ yüreğimde bir sızı o cümleler. Biz Mescid-i Aksâ’yı kaderine terk ettik. Biz içinde peygamberlerin ve eşlerinin kabirleri bulunan Halilürrahman Camii’yi yalnız bıraktık. Filistinlilere mücadelelerinde omuz olamadık. Gazzeli kardeşlerimizi bombaların arasına terk ettik.
Son günlerde sanal gündemlerde kaybolduk. Gazze’de, Batı Şeria’da olup bitenler umurumuzda değil gibi. Boykot hassasiyeti gerilemeye başladı. İnsanlar hayatın akışında zulmü unuttu. Öyle ki Gazze’de bunca vahşet varken biz Konya’da eğlenebilir hâle geldik. Dünyanın farklı yerlerinde sadece Müslüman oldukları için zulme uğrayan kardeşlerimizin acı çığlıklarını duymazken, konserlerde meydanları inleten çılgınca çığlıklar atıyoruz, sosyal medyada paylaşıyoruz. Müslümanın derdi ile dertlenmez hâle gelmek az buz bir kayıp değil. Özümüzden uzaklaşıyoruz, kimliksizleşiyoruz. Her zulüm mutlaka nihayete erer. Ama biz kaybettiğimizi tekrar bulur muyuz? Sahi biz kimdik?





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.