Filistin yazı serimize, tarihin ve vicdanın omuzlarımıza yüklediği sorumlulukla kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yıllardır süregelen, nesiller boyu aktarılan bu mücadele, basit bir sınır anlaşmazlığı ya da konjonktürel bir siyasi çekişme değildir. Karşımızdaki tablo, bir halkın kök saldığı topraklarda fiziki ve ruhi olarak yok edilmesine karşı sergilediği tam anlamıyla bir varoluş kavgasıdır.
Sürekli baskı, kuşatma ve zulüm altında yaşamaya mahkûm edilen Filistin halkı, direnişini sadece mevcut baskıları hafifletmek veya geçici tavizler koparmak üzerine kurgulamamıştır. Onların stratejisi; kimliklerini, kültürlerini ve varlıklarını koruyarak bu kadim topraklarda var olmaya devam etmektir. Eğer bugün işgalci zihniyetin izlediği sistemli mülksüzleştirme ve kimliksizleştirme politikasını doğru okuyabilirsek, Filistinlilerin gösterdiği amansız direncin büyüklüğünü ve meşruiyetini anlamakta asla güçlük çekmeyiz.
Bu sürecin tarihsel arka planına baktığımızda, meselenin köklerinin ne kadar derinlere uzandığı açıkça görülür. Osmanlı Devleti’nin adalet sancağı altında, farklı inanç grupları gibi Yahudiler de bu bölgede huzur içinde yaşamaktaydı. Ancak Siyonist emellerin bölge üzerindeki planları netleştikçe, Sultan II. Abdülhamid Han –özellikle Basel Konferansı’nın ardından– tehlikeyi sezmiş ve yabancılara toprak satışını kesin olarak yasaklamıştı. Ne var ki İttihat ve Terakki yönetiminin basiretsiz kararları ve yapılan stratejik hatalar sonucunda bu yasak delinmiş, Yahudi nüfusun Filistin topraklarına sistemli bir şekilde yerleşmesinin önü açılmıştır.
Kamuoyunda zaman zaman körüklenen "Filistinliler topraklarını kendi elleriyle sattı" söylemi, tarihi gerçeklerle bağdaşmayan büyük bir iddiadan ibarettir. Filistin halkının kitlesel bir toprak satışı hiçbir zaman gerçekleşmemiştir; bugün yaşanan trajedinin temeli, dönemin siyasi ihanetleri ve İngiliz mandası altında yürütülen planlı yerleşim politikalarıdır.
Dünden bugüne uzanan çizgiye bütüncül bir bakış açısıyla baktığımızda, devam eden çatışmanın özünde İslam’ı ve Müslüman varlığını bu topraklardan tamamen kazıma planı yatmaktadır. Siyonist akıl adım adım hedefine ilerlemeye çalışırken, Filistin halkı sadece kendi evini değil, insanlığın ortak hafızasını ve İslam coğrafyasının onurunu savunmaktadır. Bu kavga, son fert ve son nefese kadar sürecek olan bir var kalma mücadelesidir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.