Nurten Selma Çevikoğlu
Her Dâim Hakk ile Berâber Olmak
Yazımıza he zaman ki gibi, ‘selam duâsı’yla başlayalım isteriz;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Efendim geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim inşallah;
“Allâhu Teâlâ Hazretleri, senin gözüne kendisiyle görmek, kuvvetini verecek olsa gözüne bu âlem gibi yüz âlemi gösterirdi.”
Bugün gelişen teknolojiyle, yeryüzünde bulunan bize göre çok hayret verici hâdiseler vuku bulmakta. Ancak bir de bunların görünmeyen âlemlerde bulunan yine bizi hayretten hayrete düşüren çok farklı yönleri vardır. İnsanın kendi gözüyle göremeyeceği yalnız Hakk’ın dürbünüyle görebileceği çok değişik âlemler mevcut. Meselâ, büyük bir denizde seyreden geminin içindeki bir kişi, etrafına baktığında ufukla birleşen denizi görebilir. Fakat eline bir dürbün alarak baktığında çok uzaklardaki tekneyi görebilir. Aynen bunun gibi yalıngözle bir damla suya bakıldığında onu sâdece nârin bir damlacık olarak görürüz. Ama aynı damlaya bir mikroskopla baktığımızda o damlanın içinde pek çok hücrelerin olduğunu görürüz. Demek ki, görünenin ötesinde, görünmeyen yüzlerce var…
İşte Cenâbı Hak, seçtiği kişilere baş gözü hâricinde başka nûr gözleri lütfederek o kuluna, farklı âlemleri temâsa ettirebilir. Meselâ, Rabbi Teâlâ, Kurânı Azûmuşşan’da bahsedildiği üzere Hz. İbrâhim’e pek çok rûhânî âlemleri göstermiştir. Aynen bu şekilde başkalarının göremeyeceği, müşâhade edemeyeceği çapta muhteşem şeyleri, bâzı kullarına gönül boyutuyla temâşa ettirebilir. Dolayısıyla diğerlerine görünmeyen ama bâzılarına âyan olan yüzlerce görünmeyen farklı âlemler mevcuttur. Bu Allah Teâlâ’ya göre çok kolaydır. Yine bu sırlı iş, Cenâbı Hakk’ın kulun gözüne mânevî bir gözlük takarak, nice müşâhade nurlarını ihsan ettirebilir, hakikatini anlayabiliyoruz.
“Bu dünya canlarınızın cesedidir, kafesidir. Uyanık olun, sahranız tarafına gidin.”
Aslında cesedimiz rûhumuzun âdeta kafesi gibidir. Eğer ruh cesette olduğunda, sanki hapiste gibidir. Cesedi besleyen dünyevî bağlar vardır elbette ama ruh daha çok mânâya sevdâlı olduğu için onu madde içinde esârette bırakmak uygun olmaz. Mânâ yönüyle hürriyete kavuşturulmuş ruhlar aynen nebîler, velîler gibi hem dünyâda hem ahrette huzur ve saadet içinde yaşarlar.
‘İnsanı kâmil dünyâdan iki türlü ayrılıp gidebilir. Biri daha hayattayken dünya süslerini, zevklerini ve kederlerini hiçe sayarak rûhâniyetin geniş sahrasına mânen gitmesidir. ‘Ölmeden evvel ölünüz’ sırrına mazhar olmasıdır. Diğer, belirlenen ecelin gelmesiyle bu yokluk yurdundan intikal ederek sonsuzluk âlemine varmasıdır.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.172)
“Senin gözünde dünya ne kadar büyük ve sonsuz olsa da, bilmiş ol ki, Rabbâni kudret nezdinde o bir zerre bile değildir. Bu dünya sınırlı o mânevî âlem sınırsızdır. Bu zâhiri cihânın nakışları ve şekilleri mânâ âleminin önünde set ve perdedir.”
İnsan gözünde dünya büyüklüğüyle, içindeki rengârenk çeşitli âlemleriyle sanki lezzetler harmanı gibidir. Bilim adamlarının görüşlerine göre dünyâya göre çok daha büyük yıldızlar vardır. Hatta onların büyüklüğü yanında bu dünya küçücük kalır. Tükenmek bilmeyen Allah Teâlâ’nın hazinesi ile kim Cenâbı Hak ile uğraşmaya yeltenebilir? Çokluk âlemi denen bu dünya hayâtının güzellikleri, gâfil insanın gözüne perde olup, hakiki âlemin gerçek güzelliklerini perdeler de onları gösteremez. Zâten bunları da herkes göremez.
“Firavunun yüz binlerce mızraklı ordusunu Musa’nın bir âsasıyla kırdı.”
Hz. Musânın kıssası halk arasında çok bilinen bir vakıadır. Rabbine âsi olan Firavun pek çok askeri güce ve maddi imkâna sâhip olmasına karşın, Cenâbı Hakk’ın gücüne sâhip olan Hz. Musa âsâsıyla âsi Firavunun askerlerini mağlup etmiştir. Dolayısıyla madde ve cisim kuvvetsiz ama mânâ ve ruh değerli ve kuvvetlidir.
“Meşhur tabip Calinus’un ve diğer tabiplerin tıbba dâir yüz bin hüneri varken Hazreti İsâ aleyhiselâm’ın mübârek nefesi önünde hünerleri boş ve değersiz kalır.”
Dünyâda çok meşhur ünlü tabiplerin bin bir çeşit hasta tedavisine âit pek çok hünerleri varsa dâhi bu zâhiri bilgiler mânâ bilgisi yanında hiç mesâbesindedir. Meselâ, Hak bilgisine sâhip İsâ peygamber Allah Azze ve Celle’nin izniyle ölüleri diriltiyordu. Şimdinin doktorları bırakın ölüleri diriltmeyi, hastaları dahi iyileştiremiyorlar. Hak ile olmak bambaşka bir hâdise!
Rabbim bizleri her dâim Hak ile berâber eylesin inşallah. Efendim hayırla kalınız. Cumânız mübârek olsun.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.