Nurten Selma Çevikoğlu
Sahte Şeyhe Yalvarıp Yakaran İsevî Reisler
Her zaman ki gibi, ‘selam duâsı’yla başlamak isteriz Mesnevi beyitlerimize;
‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’
Efendim hilekar vezir, yeni bir hilesini müritlerine takdim etmek üzere halvete girmişti. Müritler bu duruma çok üzüldüler, onu karârından vaz geçirmek adına yalvarıp yakarmaya başladılar. Kaldığımız yerden başlıyoruz:
“İsevîlerin reisleri, müritlerin istekleri için aracı olmaya, müritler de nefislerini kötülemeye geldiler.”
Sahte şeyhin daha önceden seçtiği ve kendilerine birbirleriyle tezat çeşitli nasihatlerin yazılı bulunduğu tomar tomar kağıtlarda, her biri kendilerinin, sahte şeyhin yerine geçecekleri kişi olduğunu zannediyorlardı. Güya onun aşkından yanan müritleri adına aracı olmak üzere hilekar vezirin yâni sahte şeyhin yanına gittiler, durumu ona arz ettiler. Onun nasihatlerine susayan çâresiz müritlerinin acınası hallerini dile getirdiler.
“Ey büyük şeyhimiz! Sensizlik bize bedbahtlıktır. Gönülden ve dilden yetim kalmışız.”
Bizim için değerli olan şeyhimiz sensizlikten çok biçâre düştük. Siz bu şekilde halvetteyken nasihatlerinizden gönlümüz uzak kalınca yetimler gibi sâhipsiz kaldık, dediler.
“Ey bizim şeyhimiz! Sen halvetten çıkmamak için bahâneler söylüyorsun, bizse gönül ateşinden soğuk nefesler veriyor, ahlar ediyoruz.”
‘Hazreti Mevlâna, aşk ateşi vücûdu yakarken taklitçilerin hallerini tasvir için ‘gönül hararetinden soğuk feryat çıkarır’ diye bir ârifâne nükte söylemektedir. Sen bu dünyâdan uzaklaşarak, yüz çevirerek, rûhânî âlemin eşsiz, benzersiz zevklerine daldığından halvetten çıkmak istemiyorsun. Bu bahâne ile halveti değil, bizi terk ediyorsun, unutuyorsun’, dediler.’ (Abidin Paşa, Mesnevî Şerhi, Sadeleştiren Mehmet Said KARAÇORLU, İst, 2007, s.182)
“Biz senin güzel sözlerine alışmışız, biz senin hikmet ve mârifet sütünden içmişiz.”
Müritler, kendilerini bu sahte şeyhten süt içen bebeğe benzeterek, onun hikmet dolu sözlerini ve nasihatlerini ‘hikmet sütü’ olarak gâyet latifçe anmışlar.
“Allah hakkı için, Allah hakkı için bize bu cefâyı eyleme! Yapacağın hayrı bugün yap, yarına bırakma.”
Bu halvet işini geciktirme, bu durumu uzatma, bu yaptığın bize eziyettir, bu durum bizi mutsuz kılar. Derhal halvetten çık, bizi yine o hikmetli sözlerinle, nasihatlerinle huzura kavuştur, Hak aşkına, diyorlar.
“Ey şeyhimiz, Bu biçâre müritlerinin böyle sensiz, boş, faydasız kalmasına gönlün râzı gelir mi?”
Burada güya vekil olan reisler, müritler için sahte şeyh ama aslında hilekar vezire onların adına yalvarmaya başladılar; Müritleri daha fazla perişan etmemesi için onun halvetten çıkması adına istekte bulunmaya aracılık ettiler.
“Ey şeyhimiz! Bütün müritlerin kurulukta kalmış balık gibi çırpınmaktalar, suyu aç, ırmaktan bendi kaldır.”
Yine aracılar şeyhe seslenerek; ‘Sen müritlerine hayat bahşeden bir hikmet pınarısın. Senden su içemeyen balıkların hâli susuzluktan çırpınırlar, ölüme yakın hâle gelirler. Lütfen merhamet et de, hikmet pınarını aç, aradaki engelleri artık kaldır’ diye ricalarını tekrar ettiler.
“Ey şeyh! Bu asırda senin gibi kimse yoktur. Allah Allah! Diyerek feryat edeceklere yetiş.”
Müritlerin vekilleri yalvarma ve yakarmalarının son boyutunda onun artık halvetten çıkmasını istediler, kendi hüzün ve muhabbetlerinin son demlerinde ‘Allah Allah’ diyerek samîmâne feryatlar adına Rabbi Teâlâ’nın yetişmesini ve onları bu hallerinden kurtarmasını tekrar ettiler.
Efendim bu hafta burada bırakıyoruz zira diğer yazımızda, şeyhin karşı hamlesini işleyeceğiz. Bu yakarışlara onun karşı halleri karışmasın istiyoruz, muhabbetle…
Hayırlı Cumalar, güzel günler dileriz. Selam ve dua ile…




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.