Süleyman Küçük
Basra Körfezinden Doğu Akdeniz'e
Türkiye bir taraftan Azerbaycan ile arasındaki soğukluğu gidermeye çalışırken diğer taraftan son bir haftada seçim yapılan 3 ülkedeki sonuçların değişen küresel dengeleri nasıl etkileyeceğini hesaplayıp ABD de yapılan seçimlerin Trump’un seçimi kaybedip Amerikan tabiriyle topal ördek haline gelip gelmeyeceğini takip etti.
Brezilya ve Sırbistan’da yaşanan siyasi gelişmeler yalnızca bu ülkelerin iç politikalarını değil uluslararası güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor ama bizim için asıl önemli olan ABD ve siyonist işgal hükümetinde değişiklik olup olmayacağıdır.
Her ne kadar siyonist işgal hükümetinin siyasi geleceği için Arap seçmenlerin koalisyon dengelerindeki rolünün değişiklik oluşturacağı düşünülüyor olsa da siyonist katil sürüsünün Filistin coğrafyasındaki hedefi asla değişmeyecek.
ABD ara seçimlerin Trump yönetiminin dış politika tercihlerini ve İran üzerindeki işgal düşüncesi ile Basra körfezindeki gerilimi Washington'un nasıl yöneteceğini ve etkileyeceği hesaplanırken esasında insanlığın İngiliz emperyalizminin tarihsel mirası olan Orta Doğu'daki güç mücadelesinin nasıl sonuçlanacağına odaklanması gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ve Avrupa’da ortaya çıkan yeni liberal düzen ile Sovyet etkisindeki komünist blok, Soğuk Savaş sonrası dönemin ilk 25 yılında tartışmasız bir hegemonya oluşturmuşlardı.
ABD ve Avrupa Birliği, soğuk savaş sona ermesiyle çöken Sovyet sisteminden arta kalan Rusya ve bağımsızlığını kazanan Avrupa ve Asya devletleri karşısında ekonomik, hukuki ve ahlak açısından uluslararası sistemde tek hâkim güç konumuna gelmek istemişlerse de, son yirmi yılda bu küresel işgal sistemi ülkeleri açısından sonuç hayal kırıklığı olmuştur.
Bu arada farklı ülkelerde düşünce kuruluşu veya beyin takımı olarak ifade edilerek kurulmasına ayrı bir önem verilen Think Tank kuruluşlarının uluslararası ilişkiler teorileri açısından gelecek projeksiyonları yapmak ve politika önerileri geliştirmek yoluyla devletin yanında halkın da anlayabileceği raporlarını revize etmek suretiyle akademik bilgiyi kamuoyuna taşımak düşünceleri sonuca ulaşamamıştır.
Bu sebeple insanlar ve devletler yaşanan bu gelişmelere bakarak Rusya-Ukrayna ile İran-ABD savaşı sonrasında, İngiltere’nin AB ye dönme çalışmaları ve NATO'nun Rusya’yı kuşatırcasına genişleme çalışmaları ile dünya çok kutuplu bir düzene mi geçiyor, yoksa yeni tek kutuplu bir küresel güç mücadelesinin eşiğinde mi olduğumuza karar vermeleri gerekiyor.
Böyle düşünmemizin birinci nedeni çok kutuplu uluslararası sistemde küresel düzeyde hegemonya kurma girişimlerinin artan maliyetleri ve sürdürülemezliği karşısında, devletlerin yüksek stratejik ve politik değere sahip coğrafi alanlara yönelerek sürdürdükleri hâkimiyet rekabetinden galip çıkmak istemeleridir.
Çünkü devletler stratejik önemi yüksek, fiziki olarak denetlenebilir coğrafi alanlarda çıkarlarını maksimize etmek için gerektiğinde siyasi hukuki tüm normatif düzenleri yok sayarak dünyayı kendi çıkarlarına göre yeniden yapılandırmaya girişmişlerdir.
Bu anlamda Kutup bölgesi olarak bilinen arktik bölgede özellikle Grönland ve Kuzey Kutbu çevresinde askeri işgale kadar varacak niyet açıklamaları ve faaliyetleri sonucunda nadir toprak elementleri ihtiva eden zengin maden yataklarını elde etmek isteği, Rusya ile Çin'in bölgedeki artan etkisine karşı stratejik güç ve güvenlik mücadelesi niteliği taşımaktadır.
Rusya Federasyonu ile Amerika Birleşik Devletleri arasında şekillenen geçmişe dayalı hegemonya rekabetinin 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Arktik-NATO ve Arktik-Avrasya olarak adlandırılacak güvenlik temelli 2 bloklaşma süreci olarak devam edeceğini göreceğiz.
Diğer taraftan jeopolitik, güç mücadelesinin uluslararası sistemde yaşandığı ve büyük güç konumlarını koruma mücadelelerinde başarılı olmak isteyen aktörlerin dünya coğrafyasında odaklandıkları ve politika geliştirmek istedikleri diğer bir alan Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarını bir araya getiren doğu-batı ve kuzey-güney yönlerinde jeopolitik bir eksen olan Doğu Akdeniz bölgesidir
Doğu Akdeniz ticaret yollarını, inanç merkezlerini ve kıtaları birbirine bağlayan küresel önemdeki bir kavşaktır. Tüm tarih boyunca bu stratejik ve jeopolitik önemini koruyan bir konumda olan Doğu Akdeniz’in, 2000'li yıllardan itibaren yeni hidrokarbon yataklarının keşfi ile daha bir önem kazandığı görülmüştür
FARKINDA MIYIZ?
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ortaya çıkan zamanın ve mekânın getirileri doğrultusunda Türkiye’nin farklı boyutları da dikkate alınarak hem ABD gibi müttefikleri hem de Asya’daki Türki Cumhuriyetler ve diğer bölge ülkeleriyle yumuşak güç temelinde ilişkiler kurmaya çalıştığı görülmüştür.
Bu süreçte Doğu Akdeniz'de rekabet noktası olan denizdeki karbon kaynaklarının kime ait olduğu ile bölgesel ve küresel aktörler ile birlikte işletme konusunda ittifak ve anlaşma imkânlarını ararken, 2019 yılında Libya ile yaptığı Deniz Yetki Alanlarının Belirlenmesi Antlaşması ile yumuşak gücün başka bir askeri çatışmaya dönüşebileceğini de göze almak zorundadır.
Uzun yıllar boyunca parlamenter hükümet sistemi ile yönetildikten sonra Türkiye siyasi istikrarın yakalanması konusunda tartışmayı sona erdirmek ve parlamenter sistemin yapısından kaynaklanan sorunları ortadan kaldırmak için anayasada 2017 yılında yapılan değişik ile geçtiği başkanlık sistemi uygulamaları ilk günden bu yana sürekli eleştiriye uğramıştır.
Şimdilerde başkanlık sistemin değiştirilerek yeniden parlamenter hükümet sistemine dönülmesi gerekliliği tartışılmaya başlanmışken, Basra Körfezinden Doğu Akdeniz’e, Grönland’dan Doğu Asya’ya kadar uzanan problemleri çözme konusunda başarılı olup olamayacağı tartışılmalıdır.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.