Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Ben Merkezli Bir Dünya

Yaratılmışlar içinde ilk benmerkezci olan ve bu sebeple Hz. Allah’ın(cc) emrine rağmen Hz. Âdem’e(as) secde etmediği için kovulan iblisten bu yana benmerkezcilik lanetlenen bir huy olmasa da bütün Müslümanlar arasında kötülenen bir mefhum oluştur.

Ahlak, psikoloji ve felsefe açısından benmerkezci bireyin dünyası kötülük mefhumunu kendine yakıştıramadığından tüm ahlaki sınırları yok sayarak yalnızca kendi çıkarları, duyguları, arzuları doğrultusunda insan haklarını, başkalarının varlığını ve acısını yok sayacak ölçüde kendi menfaati doğrultusunda için feda etmekte sakınca görmez.

Geçmiş yıllarda şahit olduğumuz bir durumla karşılaşıncaya kadar benmerkezci bir ferdin böyle bir ruh hali içinde olabileceğine düşünememiştik.

Olayın kahramanı 28 Şubat surecinde yaşanan bir teftiş sonrasında hakkımızda haksızca açılan bir davanın savcısı olan şahıstır.

Davanın savcısı ifade sırasında adliyedeki yaklaşık 6 metrekarelik küçücük bir odada olduğu halde kendini her şeyin kontrol edeni gibi gördüğünden “burada dünya benim etrafımda döner” gibi kendisine ve mesleğine yakışmayan bir cümle sarf ederek benmerkezciliğini ortaya koymuştu.

28 Şubat sürecinin 1000 yıl sürecek hezeyanlarına kapılarak ve üst makamdaki yetkililere selam çakarcasına bir tavır içine girerek yaptığı suçlamalar, mahkeme kararı ile boşa çıkarılmasına rağmen, tavrından vazgeçmek niyetinde olmadığını göstermişti.

Savcının benden önceki savcıların bu konudaki düşünceleri ve aynı konudaki yargılamalarda önceden verilen mahkeme kararlarının ne olduğuna dikkat etmediği gibi toplumumuzdaki benmerkezci insanlar da çevresindekilerin fikirlerinin ne kadar önemli olduğuna dikkat etmezler.

Örneğimizde olduğu gibi benmerkezciliğe odaklanan kişiler bu odaklanmalarını öyle bir noktaya götürülebiliyorlar ki başkasının sınırlarını çiğnemeyi normal görerek karşısındaki kişiyi zalimlik ve manipülasyonla hayatlarını zehir etmelerini bile kendilerine hak olarak görüyorlar.

Eğer bir de bu benmerkezci davranış ilgili kişideki narsistlikle birleşirse, o zaman başkalarına ve içinde yaşadığı topluma verecekleri zararların sınırını düşünmek bile istemiyoruz.

İşin bir diğer boyutuna bakacak olursak bizim memleketimizdeki benmerkezciliğin temelinde çok kötü kurallar bütünü olarak tanımlayabileceğimiz “El âlem ne der” düşüncesinin yattığına inanıyoruz.

İnsanların tüm iyi niyet ve ilişkilerini zehirleyecek ölçüde katı kurallarla oluşturulan, hatta bu konuda tüm dünyada açık seçik kuralları olan ve uyulması gereken en üst hukuk normu olarak bilinen anayasadan bile daha katı bir yapı sistemine sahip olan “El âlem ne der” düşüncesinden kurtulma üzerinde yeteri kadar durulmadığını düşünüyoruz.

Benmerkezci olmanın veya benmerkezci bir dünyayı devam ettirmeye çalışmak, insanlar arasında sürekli bir üst düzey performans gösterme ve çevresindekilere kendinin daha iyi olduğunu kanıtlama yarışı içinde olmak olması dolayısıyla narsizmle karıştırıldığını görmekteyiz.

Ahlak, psikoloji ve felsefe bilimi ile uğraşanlarca egosantrizm olarak tanımlanan benmerkezcilik, bir kişinin dünyayı, olayları ve durumları sadece kendi bakış açısıyla görme eğilimi iken, narsisizm ise kişinin kendisine yönelik aşırı hayranlık, büyüklenmeci bir benlik imajı, sürekli onay ve hayranlık beklentisi taşıması olarak tarif edilmektedir.

Benmerkezcilikte temel yapı kötü niyete dönüşebilen bir üstünlük çabasıyla birlikte başkalarını anlama ve onlarında doğru olabileceğini kabul etme kapasitesinin gelişmemiş olmak olarak kabul edilirken, narsizmin temel yapısı iyilik güzelliğe erişme maskesi arkasına saklanmış bir değersizlik, yetersizlik veya kırılganlığın üstünün örtülmeye çalışıldığı şişirilmiş benlik ve kibir olarak kabul edilmektedir.

Bütün bunları yazmamızın temel nedeni, son zamanlarda her şeyin merkezinde kendisinin yer aldığına inanan veya buna zorlandığı iddiasıyla, çevresindeki her olayı kendi kazancı ya da kaybı üzerinden değerlendiren insanların sayısının artmaya başladığının görülmesidir.

FARKINDA MIYIZ?

Kendini dünyanın merkezinde görecek kadar güçlü bir özgüven sahibi olduğunu iddia etmesine ve her şeyin merkezinde kendisinin olması gerektiğini iddia etmesine rağmen aynı zamanda olan bitenin tüm sorumluluğunu reddederek ve yükü başkalarının omuzlamasını isteyen insanların bu davranışlarının sonucu olarak büyük bir yalnızlığın içine düşmektedirler.

Bu yalnızlıklarının hatta farklı kişilik bozukluklarının maskesi de hemen hepsinin siyasi ve idari görevler almakta birbirleri ile yarışması olmakladır.

Aslında siyasetten hukuka bu ülkede olan biten her şeyi çok basit bir cümle ile açıklamak mümkün: Kaliteli olanın peşinden gitmek yerine, kaliteli görünmenin bedelini ödüyoruz.

Umarım maksadımızı anlatabilmişizdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Üstümüze Üstümüze Gelen Kent

18 Ekim 2026 Pazar 13:22

Konforlu Statüko

14 Ekim 2026 Çarşamba 13:45

Şehirde Yanıltılmak

11 Ekim 2026 Pazar 12:50

Vurdumduymaz Toplum

07 Ekim 2026 Çarşamba 13:09

Değişimi Değiştirmek

04 Ekim 2026 Pazar 13:47

Emperyalizmle Küresel Savaş

30 Eylül 2026 Çarşamba 13:40

Demokrasi ve Siyaset Üzerine

27 Eylül 2026 Pazar 13:11

Mal ile Olan İmtihanımız

23 Eylül 2026 Çarşamba 12:13

Sekülerleşme Talebi

20 Eylül 2026 Pazar 12:33

Düşman Kavramı Neyi İfade Eder

16 Eylül 2026 Çarşamba 10:59