Necip Fazıl Kocaman
Doğa Affetmez
"Doğa ile savaşımız bitmeyecek..." Maalesef en acı, en hınzır ve en kalıcı gerçeklerimizden biri bu. İnsanoğlu, teknoloji çağında uzaya roketler fırlatıp evrenin sınırlarını zorladığını zannederken, asıl kendi evinde, üzerinde yaşadığı toprakta doğaya karşı verdiği körü körüne savaşı görmezden geliyor. Geçmişte yaşanan büyük felaketlerden, verdiğimiz can kayıplarından, sönen ocaklardan tek bir ders dahi çıkaramıyoruz.
Birkaç sene önce Giresun'un Dereli ilçesinde yaşanan o büyük sel felaketi hafızalarımızda hala taze. Gözlerimizin önünde onlarca canımızı, evlerimizi, emeğimizi alıp götürmüştü o kahverengi sular. O gün o çamurlu sokaklarda, yıkılan binaların enkazı arasında hep birlikte anlamıştık dere yataklarına, suyun akış güzergahlarına asla ve asla konut yapılmaması gerektiğini, doğanın yaşam alanlarına kaba kuvvetle müdahale edilemeyeceğini.
Ancak ne yazık ki aradan çok zaman geçmeden, insan hafızasının o konforlu unutkanlığına yenik düşerek, bugün İstanbul ve Sakarya'da yaşanan sel felaketleriyle aynı acı senaryoyu adeta karbon kopya gibi yeniden yaşamak zorunda kaldık. Değişen sadece takvim yaprakları, tarihler ve şehirlerin tabelaları oldu; geride kalan ise yine aynı ihmaller, aynı basiretsizlikler, sular altında kalan araçlar, yıkılan hayatlar ve acı dolu gözyaşları.
Çarpık kentleşme, "ben yaptım oldu" mantığı ve doymak bilmeyen rant hırsı uğruna suyun binlerce yıldır kullandığı doğal mecralarını daraltmak, tıkamak, üzerini betonla örtmek... Bunların hepsi doğaya karşı bilinçli olarak verilmiş en tehlikeli, en yıkıcı savaştır. Oysa tarih bize defalarca, en sert derslerle gösterdi ki, doğa ile oyun olmaz. İnsan eliyle ne kadar beton dökersek dökelim, ne kadar yüksek duvarlar örersek örelim, ne kadar görmezden gelirse gelelim, doğa kendi olan her şeyi er ya da geç ama mutlaka geri alır. Suyu hapsettiğimiz, yönünü değiştirdiğimiz, hafızasını silmeye çalıştığımız dere yataklarını ilk fırsatta kendi hak sahibi olduğu eski, görkemli yatağına dönüştürür. Ne yasalar ne de imar afları doğanın bu acımasız ve adil fizik kurallarını değiştirebilir.
Bu coğrafyada her afetten sonra kameralar karşısına geçip aynı hamasi cümleleri kurmaktan, aynı çaresizliği paylaşmaktan, "kader" diyerek sorumluluktan kaçmaktan yorulduk. Artık acı tecrübeler üzerinden hamaset yapmak yerine, kalıcı, rasyonel ve cesur adımlar atmak zorundayız. Bilimi ve aklı merkeze koyarak, dere yataklarındaki mevcut yapılaşmaya kesinlikle son vermeli, riskli bölgelerdeki vatandaşlarımızı güvenli alanlara taşımalı ve en önemlisi oy uğruna çıkarılan imar aflarıyla bu ekolojik cinayetlere ortak olunmasına asla izin vermemeliyiz.
Unutmayalım ki doğayı yenemeyiz; onunla ancak saygı çerçevesinde ve uyum içinde yaşayabiliriz. Aksi takdirde, her yağmur sonrasında bu acı senaryoları televizyon ekranlarından izlemeye, kaybetmeye ve aynı acıları ezberlemeye devam edeceğiz. Doğa affetmez; sadece unutmamamızı bekler.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.