Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Siyasal İslam Dünyevîleşmesi

Türkiye'de Müslümanlara ve dolayısıyla İslam dinine karşı kin ve düşmanlığını ifade etmeye meraklı insanlar İslam’ın/İslamcılığın/muhafazakârlığın neoliberal kapitalizm ile eklemlenerek devletleşme sürecini tamamlamaya çalıştığını bu arada da dünyevileşmelerini tamamladıklarını her fırsatta ileri sürerek eleştiri düzeyini aşacak şekilde sözler ifade etmektedirler.

Son günlerde yaşanan fon krizini fırsat bilerek internet ve basın ortamında görmeye başladığımız bu haksız hatta edepsiz yazılar ve analizlerle Müslümanların siyasal İslamcı olarak hem devlet, hem de uluslararası güç merkezlerine yakın olarak devlet otoritesini kullanma yolunu tercih ederek haksızca zenginlediklerini iddia etmektedirler.

Devletin yönetiminde iktidar partilerinin ihtiyaç duyduğu hâkim ideolojiye sorgusuz sualsiz sadakat besleyen, sistemin ihtiyaç duyduğu bilgi birikimi ve entelektüel donanımlı insan yerine cahilce bir itaatkârlıkla her istenilen şeye evet diyen ve bu arada da kesesini doldurmayı ihmal etmeyen bir görüntü verenlerin işbaşında tutulduğu ısrarla vurgulanmaya çalışılmaktadır.

Son 25 yıllık sürede bu gün işbaşında tutulan düzenle uyumlu İslamcı neslin, tesadüfen bir araya gelen değil, 25 yıllık iktidarın bilinçli bir eğitim politikasıyla yetiştirildiğini ileri sürenler, küresel sisteme entegre olurken rıza üretecek nitelikli insan kaynağının sadece İmam Hatipler ve İlahiyat fakültelerinde değil aynı zamanda belki de onlardan daha fazla muhafazakar akademisyenlerce işgal ettikleri sosyal bilim bölümlerinde yetiştirildiği de ifade edilmektedir.

Siyasal İslamcılar talebelik dönemlerinde sisteme düşman hareketler içinde bulunmalarına rağmen devlet katında görev almaya başlamaları ile birlikte, batı metodolojisini ve küresel sistemin işleyişini iyi bildiği için devlet çarkını döndürmeye çalışan siyasi iradeye asla isyan etmeyen entelektüel donanımlı itaatkâr bürokratlar, akademisyenler ve teknokratlar oluvermektedirler.

Siyaset, hukuk ve sosyoloji başta olmak üzere sosyal bilimlerde ve İlahiyat fakültelerinde iktidarların arzuladığı şekilde İslamcı ama modern, entelektüel donanımlı ama itaatkâr olan bu yeni nesil iktidarlarca mütedeyyin Müslümanların istediği şekilde yerli ambalajlı olarak sunulduğu için hata ve günahlarının da hoş görüleceği gibi bir düşüncenin varlığından bahsedilmektedir.

Daha bunlar gibi pek çok iddia ve itham havalarda uçuşmakta olsa da ortada can alıcı bir gerçek var.

Bu ithamlarda bulunanlar ile itham edilenler olarak sentez kuşak içinde yer alanlar ve bu sentez kuşağın yetiştiricileri ve destekçileri olduğu iddia edilen mütedeyyin Müslümanlar, sistemle bütünleşme ve dönüşümlerini küresel kapitalist sistemin, dindar kesimleri ve muhafazakâr yapıları kendi ekonomik, kültürel ve siyasal mekanizmaları içine dönüştürdüğünü unutmuş görünmektedirler.

Başlangıç yıllarında yerli ve milli düşünceden kaynaklı olması nedeniyle geleneksel olarak anti-emperyalist veya sistem karşıtı iddialarla ortaya çıkan siyasal İslamcılar siyaseten iktidar olduktan sonra ayakta kalabilmek için küresel kapitalist piyasa kurallarına tamamen uyum sağlama yolunu seçmiştir.

Modern muhafazakâr bürokrasinin kurallarına entegre olamayan, yerli millikten uzaklaşmayarak küresel kapitalist sistemin ve uluslararası kurumların bir parçası olamadığı için zenginleşemeyen veya zenginlikten payını alamayan yerli ve milli gençlerden kızlarımız AVM lerde kasiyer, oğullarımız ise kargo ve yemek şirketlerinde kurye olmaya zorlanmıştır.

Siyasal İslam olarak ifade edilen bu yeni düzen dindarlık biçimi; serbest piyasa ve adaletsiz gelir dağılımı ile yeni ekonomik sistemin temel sütunlarına köklü bir itiraz geliştiremediği için de faiz gibi dini ekonomik anlamdaki zorluklarını fon kullanma ve finansman gideri dini kurallar ve yasaklarla direk çatışmadığı düşünülen sembollerle meşrulaştırmaya çalışmaktadırlar.

FARKINDA MIYIZ?

Siyasal İslamcı olarak itham edilen dindar Müslümanlar arasında son 25 yılda yaşandığı iddia edilen zenginleşmenin ya da en azından ekonomik olarak yaşadıkları rahatlamanın geçmişte iddia ettikleri tüm dini ve siyasi iddialarından sapmaları ile işbaşında oldukları sürece uyguladıkları adaletsizliğe bağlamaları doğru gibi görünse de ve ahlaki bir düşünce değildir.

Küresel saldırgan kapitalist sistemle uyumlu hâle gelen bir dindarlık biçiminin, ekonomik sömürü ve hukuki adaletsizlikler olarak iddia edilen bir takım uygulamalara karşı getireceği eleştirilerden vazgeçtiğini veya en azından adaletsizlikler yokmuş gibi davrandığını söylemek daha doğru olur.

Sonuçta dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi bu ülkede de 1960 sonrasından bu yana işbaşına gelen sağ iktidarların nerdeyse tamamının küresel sistemle uyumlu hale gelen muhafazakâr dindarlığın ortaya çıkıştaki değerlerini kaybederek lüks tüketim kültürünü yüceltmesi ile adalet, liyakat, kul hakkı ve eşitlik gibi temel İslami ilkeleri siyaseten elde edecekleri fayda karşılığında küresel kapitalizme feda edildiğini görenlerin tenkit ve ithamlarını sertleştirmelerini haklı görüyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Bu Hale Nasıl Geldik?

25 Ekim 2026 Pazar 13:40

Ben Merkezli Bir Dünya

21 Ekim 2026 Çarşamba 11:43

Üstümüze Üstümüze Gelen Kent

18 Ekim 2026 Pazar 13:22

Konforlu Statüko

14 Ekim 2026 Çarşamba 13:45

Şehirde Yanıltılmak

11 Ekim 2026 Pazar 12:50

Vurdumduymaz Toplum

07 Ekim 2026 Çarşamba 13:09

Değişimi Değiştirmek

04 Ekim 2026 Pazar 13:47

Emperyalizmle Küresel Savaş

30 Eylül 2026 Çarşamba 13:40

Demokrasi ve Siyaset Üzerine

27 Eylül 2026 Pazar 13:11

Mal ile Olan İmtihanımız

23 Eylül 2026 Çarşamba 12:13