Süleyman Küçük
Üstümüze Üstümüze Gelen Kent
Adı büyükşehir olmasına rağmen henüz kent bile olamadığı için sadece kalabalıklaştırılan bir köyden farkı olmayan kötü kentleşme davranışından kurtulmamız gerekiyor.
İstanbul Ankara ve İzmir olmak üzere 2026 yılı itibarıyla sayısı 30 u bulan büyükşehirler için bu güne kadar bu türlü pek çok farklı söz ve ifadeler duymuş olmalısınız.
Hatta daha ileri gidip “Mega şehirleşmeyi durdurmamız gerekiyor" Diyenleri bile duymuşunuzdur.
Adı şehirleşme olan ve görünüşte sınırları büyüdükçe kendimize ayırdığımız alanı kaybettiğimizin farkına bile varamadığımız kentlerin adları büyüdükçe kendimizi kaybetmeye başlıyoruz.
Birilerinin “Türkiye hızla mega şehirleşiyor” sözlerini bir kenara bırakarak asıl meselenin kentleşme adı altında gıdadan trafiğe, eğitimden çevreye kadar uzanan çok geniş bir çerçeve içinde önümüze konulan sorunların çözümsüzlüğünü görmemiz gerekiyor.
Yaşadığımız mekânların fiziki ölçeğinin değişiyor görünmesi, metrekarelerinin artması, adına güvenlikli alanlar siteler denilen bize ait korunmuş, soyutlanmış alanların büyümesi bizi şehirleştirmiyor, tam aksine şehirden uzaklaştırarak bencilleştiriyor.
Kentlere taşıdığımız insanların oluşturduğu nüfus artışı karşısında daha kısa zamanda daha çok insanın daha hızlı ulaşımı için gerekli olan toplu taşıma yatırımlarının yapılamaması sadece insanların trafikte kaybettikleri saatlere sebep olmakla kalmamakta aynı zamanda üretim ekonomisine zarar vermektedir.
Trafikteki zaman kaybı sadece insanların işe ulaşmak için kat edecekleri yol ile sınırlı değildir. Diğer taraftan eğitime zamanında ulaşamayan veya ulaşamama sıkıntısı çeken öğrenci ve öğretmenlerin eğitim motivasyonlarının önüne geçmesi sonucunda hem eğitimin kalitesine hem de insanların ruh sağlığına darbe vurur hale gelmiştir.
Son yıllarda kentlerde oluşturulan temel sorunlar sadece altyapı ve ulaşım felaketi ile şehre sonradan gelenlerin oluşturduğu barınma ve çevresel kirlilik ile deprem ve afet riskinden ibaret değildir.
Aşırı talep kentlerdeki ulaşım ve barınma krizleri ile konut fiyatları ve kiralarını uçururken, hava kirliliği, devasa çöp dağları, su kaynaklarının tükenmesi ve kent merkezlerinin dışında plansız yapılaşma ile yapılan güvensiz yapılar nedeniyle sadece depremde değil en basit bir yağışta bile afet riski ile karşı karşıya kalınmasına sebep olmaktadır.
Yaşadığımız kentlerde insanlar için ayrılan alanların ölçeklerinin büyüklüğü veya küçüklüğü o kent de insanların nasıl yaşadığını da şekillendirdiği için yüzbinlerce milyonlarca insanın yaşadığı sıkıştırılmış hatta tıkıştırılmış alanların içinde sürekli bir koşturmaca ve yetişme stresi içinde yaşaması insanların yalnızlaşmasını ortaya çıkarmaktadır.
İnsanların bu stresten uzaklaşarak kalabalıkların içinden sıyrılarak bir köşede yalnız kalmak istediğinde ve bir parkta oturup kendisiyle baş başa kalabileceği geçmişini ve geleceğini düşünebileceği mekânlar ve zamanların azalması zihni açıdan dinlenme fırsatını ortadan kaldırdığı için mutsuzlukları ve kronik rahatsızlıklarında artışa sebep olduğu ifade edilmektedir.
İnsanlar yaşadıkları veya daha iyi bir hayat için taşındıkları kentlerde geleceklerini yeniden nasıl şekillendireceklerini düşünürlerken şehirlerin insanların üzerlerine üzerlerine gelmesi hatta yıkılmasını önlemek için mutlaka herkesin veya her kesimin kendine göre radikal çözümleri vardır.
Başta siyasiler olmak üzere bu güne kadar çözüm yöntemi olarak sunulan yatay mimari ve yeşil alanların artırılması, akıllı kent teknolojilerinin yaygınlaştırılması, tersine göç için verilecek teşviklerin artırılması ve uzaktan çalışmanın yaygınlaşması gibi tekliflerin ne insanlara ne de kentlere bir çözüm olmadığı görülmüştür.
Bu kafa ve bu şehir rantına dayalı büyüme stratejileri ile devam edildiği sürece kentlerin hormonlu bir şekilde büyümeye devam etmesi sadece o şehirde yaşayan insanların veya o kent belediyelerinin değil, devletleri en üst düzeyde etkileyecek bir milli güvenlik ve beka meselesi olacaktır.
FARKINDA MIYIZ?
Bu kadar tenkitten sonra çözümün de var mı diyecekler olabilecektir. Elbette var:
Gökyüzüne uzanan beton bloklar yerine, insan ve çevreyle uyumlu, trafik yoğunluğunu ve merkezdeki konut talebini düşürecek yatay yerleşim alanları oluşturmak.
Şehirlerin nüfus yükünü azaltmak için taşrada yeni cazibe merkezleri, sanayi bölgeleri oluşturarak özellikle dijitalleşen iş kollarında ofis zorunluluğunu kaldırmak.
Mevcut kaynakları en verimli şekilde kullanmak suretiyle yapay zekâlı trafik yönetimi, akıllı atık sistemleri ve enerji tasarruflu binalar inşa etmek.
Bunlar zaten bilinen şeyler diyeceklere de bir sözümüz var: BİLMEK VE SÖYLEMEK BAŞKA, YAPMAK DAHA BAŞKADIR.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.