Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

Mânâ Huzûruna Kavuşmak

Bugün de yine ‘selam duâsı’yla başlamak istiyoruz efendim müsâdenizle;

‘Aşk olsun. Aşkınız cemâl olsun. Cemâliniz nûr olsun. Nûrunuz ayn olsun.’

Son yazımızda kimya ve simya ilimden yanı sıra yeşim taşından bahsetmiştik. Bakalım bu hafta Hazreti Mevlânâ’nın Mesnevî Şerif’inde neler çıkacak karşımıza, vira Bismillah;

“Allâhu Teâlâ Hazretlerinin varlığına karşı hiç ve fâni olmak lâzımdır. O’nun önünde diğer varlıklar kûr ü kebud (=menfaatsiz, ehemmiyetsiz) sâdece körlüktür ve mâtemden ibârettir.”

Cenâbı Hakk’ın varlığı karşısında her şey boş, anlamsız, önemsiz şeylerdir. Kasas Sûresinde (88) bahsedildiği gibi: “O’nun zâtı dışında her şey helak olucudur.” Âyeti kerimede belirtildiği gibi vâr olan her şey yok olucu tek Allah Teâlâ bâkî kalıcıdır. Bâkî olmayı yâni sonsuzluğu isteyen insan da, kendini Rabbi Teâlâ’nın varlığının nûru içinde eriterek yok edecek ki, sonsuzluğa erişebilsin.

Bu kutsî düşüncenin dışında kendinde bir varlık addetmek tam tamına bir kibirlilik, kendini beğenmektir böylesi bir hal biçâre insanı ilâhî azametten yoksun bırakır, aslında bu durum bir nevi körlüktür. Bu tür insanların ne yazık ki, basiret gözleri kapanmıştır onlar bir çeşit körlük içindedirler. Onlara hayat karanlıktır. Bastonu olmayan kör insanlar, şaşkınlıklar içinde karanlıklarda bocalayıp dururken yaşadıkları hayat, kendileri adına hüzün ve mâtem ise Hakk’ı göremeyen nasipsizlerin durumu da aynı bunun gibidir.

“Eğer varlığı farz edilen vücut kör olamayaydı, hakikat güneşini hisseder, anlar, erirdi.”

Kişi eğer Cenâbı Hakk’ın varlığının hakikatini görmüş ve mânen idrak etmiş olsaydı, kendi varlığını Allah Azze ve Celle’nin mutlak varlığı içinde yok eder, eritir, hakiki benliğine erişirdi. O zaman ne kendinde benlik hisseder, ne de kendini beğenmişliğe yeltenirdi. Asıl hakikat Hakta yok oluş ve mânâ huzûruna kavuşmaktı.

“Varlık denilen şey eğer yokluk mâteminden mavi renge bürünmüş olmayaydı bu maddiyet kıtası nasıl buz gibi donardı.”

Batı’da siyah renk, İran’da ise mavi ve mor renk mâtem renkleridir. ‘Bu âlem, Hakk’ın esma ve sıfatlarından kopup ayrılmış, izâfî ve fâni bir varlık elbisesine bürünmüştür. Hakk’ın huzûrundan kopmuş olmanın ve ona tekrar kavuşmanın özlemi ve bu özlemin üzüntüsü içerisinde gamlanıp mâvi renklere bürünmüş bir mâtemzedenin hayâtı yaşanmaktadır. Şâyet böyle olmasa, o tevhid güneşinden kopup da ayrılmasa, uzaklara düşmeseydi, böyle buz kesilir miydi? Kesâfet kazanıp vücut ve görüntü kervanına katılır mıydı? Cüneydi Bağdâdî; ‘Hadis, Kadîme yaklaşınca eser kalmaz.’ (Tâhir’ul-mevlevî, I.C, s.328) buyurur. Sonradan meydana gelen, kendisini meydana getiren varlık güneşine yaklaşınca erir, yok olur. Yok olurken kendini vâr edenle vâr olur. Yaklaşmayıp, uzaktaki bir hayâtı tercih ederse güneşten ırak, hareketsiz, heyecansız, buz gibi, taş toprak gibi bir hayat yaşar.’ (Mesnevî-i Mânevî Şerhi-İlk 1001 Beyit, Hüseyin TOP, Konya, 2008, s.297))

Efendim şimdi gelelim hilekar vezirin yaptığı tuzağa kendisinin düşmesi hâdisesine;

“Vezir de pâdişah gibi câhildi, gaflet içindeydi. Ezelî olan, emrine uymaktan başka çâre bulunmayan (Yüce Kudret) ile pençeleşmeye kalkıştı.”

Pâdişah ve vezirin yok etmeye çalıştığı İsevîlikti, iki câhil bunun için savaşıyorlardı. Halbuki onlar Allâh’ın Hak dînî olan İsevîlikle mücâdele ediyor onlarla harp ediyorlardı aslında bu düpedüz, Allah ile savaşmaktı, onlar Allâh’ın dînini yok etmek istiyorlardı daha açıkçası onlar Allah ile savaşıyorlardı. Şerefli Kur’an’da bu husus için: “Allah ile Peygamberiyle savaşanların, yeryüzünde bozgunculuğa koşanların cezâsı… Bu, onlara dünyâda bir rezilliktir. Onlara âhirette büyük bir azap vardır.” (Mâide, 331) Buyurulur. Allah ile savaşmak –haşa- O’nunla ve O’nun hükümleriyle savaşmak demektir. Oysa işte âyet apaçık söylüyor, Allah ile savaşılmaz, Allah ile savaşanlara dünyâda perişanlık, âhirette de azap vardır. Hz. Musâ’nın âsâsının Firavunu ve ordusunu nasıl helak ettiğini, saltanatı nasıl yerle bir ettiği gerçeği unutulmasın.

“O öyle bir kudreti Allah ile cebelleşiyordu ki! O Hudâ bu gibi yüzlercesini mevcut değilken bir anda yaratır.”

İzansız, aptal vezir ve pâdişah kendileri gibi zavallıları, nice kıt akılları zifiri karanlıklar içindeki böylesi pespâyeleri aldatırken, halbuki sonsuz ilmi ve kudret sıfatıyla Cenâb-ı Rabbül Âlemîn’in idrak dışı âciz insanların zor idrak edeceği, yalnızca ‘Ol’ emriyle yüzlerce âlem yaratacağını kendileri anlayamıyorlardı. Böylesi büyük bir kutsî kuvvetle savaşılır mı?

Efendim sizlere güzel bir Cuma diliyoruz, hayırla kalınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Nurten Selma Çevikoğlu Arşivi

Kimya ve Simya İlmi

10 Eylül 2026 Perşembe 13:41

Toprak Emniyetli Mümbit Bir Zemindir

03 Eylül 2026 Perşembe 14:31

Yağmur Rahmânî Bir Feyizdir Aslında

27 Ağustos 2026 Perşembe 13:43

Tek Renkliliğin ya da Renksizliğin Hakikati

20 Ağustos 2026 Perşembe 11:52

Adam Ol, İnsanların Maskarası Olma

06 Ağustos 2026 Perşembe 14:30

Herkese Kolay Gelen Farklı Yollar Vardır

23 Temmuz 2026 Perşembe 13:42

Rabbim Rahmetini Taksim Eder

16 Temmuz 2026 Perşembe 13:48

Âlemlerde Hakk’ı Gösteren Deliller

09 Temmuz 2026 Perşembe 13:14