Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

Zaman Zaman

Sayısız hikaye birikiyor. Zamanla. Görünen ve bilinen sahnelerde, kuytu ve sırlı mecralarda ve bu ikisinin arasında. Dünya döndükçe. An be an. Anı mı demeli ya da bunlara, geride bıraktıkça her an'ı?

Birikecek de. Kader'in kitabında yazılı olanlar, vakti geldikçe vücuda da gelecek. Yazgının, kazası olacak. Kaza, yazgıdaki cümlelerin ete kemiğe bürünmesidir çünkü; gerçekleşmesi.

En bilineni Einstein olmak üzere, birçok fizikçi ve hatta sayısız filozof, zaman kavramının bizim bildiğimiz gibi olmadığını söyleyedursunlar, bizler -çoğumuz- o çizelgeyi 'geçmiş' 'şimdi' ve 'gelecek' diye anlıyor, anlamlandırıyor ve öyle yaşıyoruz. "Aslında zaman... Çizgisel değil de döngüseldir." Tabii. Tarih, tekerrürden (tekrar edişten) ibarettir, sözünü ortaya çıkaran ve doğu felsefeleriyle barışık olan o anlayış... Durumlar, olaylar ve kişiler sürekli kılıf, kılık ve kimlik değiştirerek tekrar ederler. Ta ki söz konusu özne, o 'dersi' geçinceye kadar. Dersimizi alıp tekamül etmek (olgunlaşmak) için geliyoruz ya hani bu hayata... Oradan da ver elini spiritüelizm; kocaman bir dünya! Bilmiyorum... Böyle böyle gider bu.

Ancak ben zamanın döngüsel olduğu fikrine de göz kırpıp sıcak bakmakla beraber, o en basit olan anlayışı benimsiyorum genellikle: çizgiselliği; geçmişi, şimdiyi ve geleceği...

O halde, birikip çoğaldıkça birer hatıraya dönüşen onca, yüzce, bince... sonsuzca hikaye nereye gidiyor ya da nerede toplaşıyor? Biz, zamanı çizgisel olarak algılayanların en büyük ütopyalarından birisi olan bir zaman makinesinin icat edildiğini varsaysak, bir anlığına... Düşünsenize! Geçmişteki kendinizle mi yoksa gelecekte ki kendinizle mi karşılaşmak isterdiniz? Hikayelerin henüz şimdiki kadar birikmediği geçmişe gitmek mi yoksa artık yepyeni hikayelerin öznesi ve sahibi olmuş olan yeni kendinizi görmek için, geleceğe gitmek mi? Kaza'ların öncesi mi yoksa sonrası mı ilginizi daha çok çekerdi, yukarıda kabaca anılmış olan bilginin ışığında, yani?

Hoş, çizgisellik anlayışını benimseyeceksek eğer, değiştirmek istediğim pek birşey de olmadığına göre, merakım özlemimin önüne geçerdi ve geleceğe doğru yol almak isterdim, ışık hızıyla. Merak duygusundan daha baskın olan ne vardır ki zaten? O 'geçmişteki kendimizi uyarma'lar falan... Yine aynı şeyleri yapardım. İnsan, pişmanlıklarını da sever çünkü.

Döngüsellik, tekrar edişler, farklı kılıfların içindeki hep aynı şeyler falan diyecek olursak da eğer... O dairesel döngüdeki ders her ne ise onu ilk seferinde alıp geçmek; sınav kağıdımı alnımın akıyla vermek isterdim. Sözde farklı ama özde aynı olan kişilerle, durumlarla ve olaylarla karşılaşmak fikri, çok sıkıcı ve itici geliyor bana çünkü. Hikayeler, yepyeni, taptaze, ferah bir şekilde başlamalı çünkü. Ben ne yapayım Osman'ın sonradan edindiği, yeni Mahmut kimliğini? Polisler, kimlik kontrolü işini daha sıkı tutmalılar, değil mi ya?

Hikayeler, anılar, gelecek ve zaman... Gerçi bir de zamanın iki farklı hali: birisi çizgisel, diğeri döngüsel olan anlayış... Şimdi tüm bunları tek bir potada eritip de nasıl bir başlık koymalı, bu yazıya? Bunu ben düşüneyim, nasılsa bulurum birşey. Siz de şunları sorun o halde kendinize: zaman, çizgisel mi yoksa dairesel midir? Ve... Geçmişe mi yoksa geleceğe mi gitmek isterdiniz?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ayşe Aslı Duruk Arşivi

Annelik

18 Eylül 2026 Cuma 13:40

Şipşak Psikologlar

04 Eylül 2026 Cuma 13:41

Kendi Yolumda

28 Ağustos 2026 Cuma 13:38

Bir Cennet Sorusu

21 Ağustos 2026 Cuma 13:38

Yeni Birisi

14 Ağustos 2026 Cuma 14:10

Diğerkâmlık

31 Temmuz 2026 Cuma 10:25

Arafın En Ucunda

24 Temmuz 2026 Cuma 13:51

Kontrol ve Sürpriz

17 Temmuz 2026 Cuma 14:37

Konya'yı Sevmemek

10 Temmuz 2026 Cuma 11:25

Kirli Çay

03 Temmuz 2026 Cuma 15:00