Ayşe Aslı Duruk
Sen ve Buralar
Buralar hep senindi. Topraklar, denizler, dağlar, taşlar, göller ve akarsular... İşte böylece her yer; buraların hepsi, tümü, tamamı... Senindi hep. Miras değil, alın teri değil ama yazgıydı bunun ismi pekala. Öyle olmalıydı. Doğuştan alnına yazılmış bir yazı, siciline işlenmiş bir tapu gibi tıpkı. Sen ve buralar...
Fakat sahip olmak ve sahip çıkmak arasında büyük fark vardır. Sahip olduklarına sahip çıkmadığın için, her yeri kaybettin. Ne denizin bir damlası, ne de toprağın bir karışı sana ait, artık. Öyledir. Kim işler ya da sürerse, bir noktadan sonra toprak kendi aidiyetini ona teslim eder ve birşey diyemezsin buna. Nitekim denizlerindeki dalgaların bile kendi kendine tertiplediği devir teslim törenlerine çok defa tanık olmuşumdur buraların, sesim çıkmadan izleyerek. Zira hepsinin kendi iradesi ya da üst bir makam tarafından devredilen hakları vardır, o sırada bizim taraftan bakınca doğal ve kendiliğinden bir oluş'muş gibi görünen. Diyeceğim o ki, artık üzerinde hiçbir hak talebinde ya da iddiasında bulunamayacağın diyarlara dönüştü buralar şimdi; bir zamanlar senin olan bu topraklar, bu denizler ve her yer...
Ne büyük devirlerin, teslimlerin, el değişimlerinin, kayıpların, sahipliklerin ve aidiyetlerin yalnızca bir gözlemcisi ama çok yakından bir gözlemcisiyim ben de buraların, yıllardır. İnanır mısın, kimsenin hakkı yenmedi ve kimsenin hakkı da kimsede kalmadı, bu kusursuz düzenin kurucusu ve yürütücüsü ne kadar adilse artık. Hani beşer aklıyla çok defa "bu haksızlık!" diye isyan edeceğim de oldu çünkü. Olmadı değil. İsyan ettim de hatta. Hem, bir kez de değil... Fakat günün sonunda -ki o 'gün' ün kendi zamanı her defasında farklı işler- hem acele edip asi olduğuma; kendime kızdım, hem de hesabın inceliğine ve ustalığına hayran kaldım.
Öyle işte. İzliyorum olanları. Hep yaptığım şeyi yapıyorum, yani. Müdahale edemiyorum. Olanlara itiraz edebilmek için hiçbir haklı gerekçem elimde yok çünkü. Bir sebep vermedin. Sen, gerçekten de gittin ve sahip çıkmadın sonuçta. Hangi avukat savunabilir ki seni artık? "Durun, buralar ona aittir, dokunmayın" deseydim, geri dönüşünü hala bekleyen bir hayalperest gibi, bir Pollyanna gibi görülecek ve dalgaya alınacaktım. Ki haklı da olurlardı. Biliyorum. Birşey diyemezdim. Bu yüzden, çıkmayan sesimle; kalbimle şarkılar söyledim gökyüzüne doğru her gece, her neredeysen duyup dinlediğine inanarak.
Tabii talan edilen toprakların ve kirletilen denizlerin, akarsuların ahvalinden söz etmiyorum bile. Yakılan onca ağacın felekleri yandıran ahını mı dersin, hayvanların ateşe verilen yuvalarını mı?
Hiç beklenmediğin bir anda, bir şafak vakti o tepenin ardında belirip, kaybettiğin bu diyar için savaşsan, kim kazanırdı peki? O günün sonunda, buralar kimin olurdu? Gözlemcinin, yani benim sözüm geçer miydi o durumda? Hoş, geçseydi bile, burada artık istenmediğini; buralarda hiçbir hakkının olmadığını söylerdim.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.