Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

Bir Cennet Sorusu

Sonunda... Hesaplar görülmüş. Hesaplar kapatılmış. Hesap vakti tamamlanmış. Defterler dürülmüş. Kimine sağından, kimine solundan geri verilmiş. İyice okunsun, itiraza mahal kalmasın diye... Sağır eden bir sessizlik hakim bu mahşer gününün mahşer yerine. Çıt çıkmıyor, ne garip...
Sıra şimdi, herkesin kendi payına düşenle yüzleşme vakti. Kendi. Her koyunun kendi bacağından asılmasının en dik alası... Yardım yok, herkes kendi derdinde. Hiçbir babayiğit çıkıp da "Hesaplar benden!" diyemez bugün mesela. Zira yüzleşme günü bu. Hesap gününün bir an ertesi, hemen yanı başı.
Bunun olacağını; bunların yaşanacağını söylemişlerdi, söylemesine. Ona göre yaşa, demişlerdi. Öyle yazıyordu. Fakat kolay mıydı o kadar? Değildi. Hiç değildi. Hala hatırımda. Sızlanmanın anlamı yok artık gerçi. Payıma düşenleri yaşamanın; o zehri içmenin zamanı. Çünkü ben başaramayanlardanım. Payına zehir ve irin içmek düşenlerdenim. Pişman da değilim bir yandan. Kızgınım sadece. Çok kızgın. Hadsizce, alacaklı gibi hisseden... Pişman olmam bekleniyor oysa. O duyguyu öyle bir yaşamam ki o duygunun bizatihi kendisi olmam, kendimi pişmanlığın renklerine bağlayan formayı; o ateşten gömleği sırtıma geçirmem bekleniyor. Geçireceğim de, paşa paşa. Kuzu kuzu. Başka bir seçenek mi var bugün, sanki? Oysa birkaç itirazım, sorum ya da isteğim olamaz mıydı?
Olamazdı. İzin verilmediği müddetçe her yanım, her yerim mühürlü. Milyarlarca; tarihin her döneminde, sırası geldikçe sahne alıp sahneden çekilmiş olan nice insan; vaktinin kralları ve melikelerinin bile artık hiçbir rütbesi ve makamı kalmamışken, kim bana neden bir söz hakkı versin ki şimdi? Kime geçer nazım?
Kime? Vakit varken ona ulaşmayı çok istediğim, ah ne çok istediğim (bunu sadece O bilir.) ama şimdi kızgınlığını -söz verdiği gibi- hiç olmadığı kadar ayan beyan ortaya seren Yüce Yaratıcı'ya mı? Ona mı geçer nazım? Hoş, onun merhameti ne çoktur gerçi... Fakat yüzüme bakmıyor işte bugün!
Belli ki bana verdiği şansın kıymetini bilememiş ve nankörlük etmişim. O yüzden böyle kızgın. Nankörlerden olmuşum. O yüzden böyle sırt çevirmiş ve onun bu sitemi, ateşin kendisinden daha yakıcı. Biliyor.
Ben de kızgınım ancak. Tabii tavşan dağa kızsa, dağın haberi bile olmaz. Ki buradaki durum ve ölçü, tavşan ve dağ arasındaki nispet ve orandan çok daha fazla. Çok çok. Dolayısıyla benim kızgınlığım, pazarda satılsa bir lira etmez; onun kızgınlığı pazarın kendisinden bile katbekat daha değerli ve anlamlıyken.
Fakat bir cennet sorusu sorabilir miyim ona? Yok, yeniden yaşama şansını ve hakkını verip vermeyeceğiyle ilgili değil bu soru, sandığınız gibi. Dünya'ya geri dönmeyi, zaten ben istemezdim. Başka bir şey... Başka bir soru sorabilir miyim? En zor zamanlarda ona tutunmuş olduğum günleri, o engin merhametiyle tekrar gözden geçirebilir miydi? Hele, ederimin ne olması ki her zerrem ateşe layıkken, onun rahmetinin bu ateşi çoktan söndürüp, üstüne bir de etrafımı gül bahçesine çevirmesinin, mümkün olup olmadığını... Sorabilir miydim? Kaldı ki mümkündür, kaldı ki şefkatine hala sığınılır, her şeye rağmen, bugün bile sığınılır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ayşe Aslı Duruk Arşivi

Yeni Birisi

14 Ağustos 2026 Cuma 14:10

Diğerkâmlık

31 Temmuz 2026 Cuma 10:25

Arafın En Ucunda

24 Temmuz 2026 Cuma 13:51

Kontrol ve Sürpriz

17 Temmuz 2026 Cuma 14:37

Konya'yı Sevmemek

10 Temmuz 2026 Cuma 11:25

Kirli Çay

03 Temmuz 2026 Cuma 15:00

Onu Kurtarmak

26 Haziran 2026 Cuma 14:24

Pazar Alışverişi

19 Haziran 2026 Cuma 15:02

Formül Arayışı

14 Haziran 2026 Pazar 12:14

Yılın Ortası

05 Haziran 2026 Cuma 14:25