Ayşe Aslı Duruk
Şipşak Psikologlar
İnsanlığın en kutlu icadı olan internetin hayatlarımızdaki en başköşeye yerleşmesinden beri, bilgiye erişmek işten bile değil artık. Herkes, her bilgiye tek bir dokunuşla ulaşabiliyor. Bilmemek ayıp değil, o dokunuşu yapmamak ayıp artık. Öğrenmenin önünde hiçbir engel kalmadı. Bilgi, güçtür...
Tabii son derece aydınlık ve yapıcı olan bu 'bilgiye ulaşma kolaylığı' madalyonun ters yüzünde farklı yansımalar oluşturabiliyor. Kötücül, yıkıcı ve karanlık yansımalar... Zira o sıradaki söz konusu olan bilgi her ne ise, alıcının onu doğru yorumlama ve taşıyabilme kapasitesine sahip olup olmama durumu göz önüne alınmadan, herkese eşit şekilde dağıtılıyor. Sonuçta, bilgi kirliliği ve bilgi zehirlenmesi kavramlarıyla baş başa kalıyoruz ne yazık ki. Yeri gelmişken, muhatabın eğitim, zeka, kültür ve deneyim-birikim yönünden doygun ve yeterli olup olmadığının gözetilmediği bu 'bilgiyi eşit şekilde pay etme' durumunun yol açtığı adaletsizliğin, eşitlik ve adalet kavramlarının arasındaki farkı görmemize de yardımcı olduğu söylenebilir, hatta. Eşitlik, adaletsizliğe yol açıyor çünkü. Her bilgi, herkese eşit olarak dağıtılmamalıydı.
Bu ön sözleri nereye bağlayacağımı soracak olursanız da... Başkasını yorumlayǰp yargılayarak sınıflandırmaya, onların üzerine bastığımız etiketlerle birlikte onları rafa kaldırmaya pek meraklı olan bünyelerimizin içinde yatan küçük yargıçların ve teşhis/tanı koymaya pek düşkün olan minik psikologların uyanmasına yol açtı, bu durum. Başkalarının üzerinde yanlış ve hata arayan radarlarımız; yakaladıklarını da kafanın içindeki o yargıçlara, psikologlara ve sosyologlara devreden, çivisi çıkmış ve delirmiş bir sistemimiz var. Çünkü birkaç terim duyduk. İnternetten okuduk ve öğrendik. Çok şükür. Manipülatif, toksik, saplantılı, bağımlı, narsist... Ve daha nice sözcük. Hatta psikoloji okumamış olmasına rağmen, bir diğerine 'borderline kişilik bozukluğu' teşhisi koyabileceğine gönülden inanan ve bunu yapanları da gördüm, sarsıldım ve bahsi geçen özneyi tanımıyor olsam da, öyle klinik ve bilimsel bir tanıyı ve teşhisi nasıl, hangi hakla ve ne cüretle koyabileceğini sordum sayın 'psikolog'a, o sırada gayet sevimsiz görünmeyi göze alarak. "Ama..." dedi. "Google'dan okudum. Tam borderline kişilik bozukluğu var işte onda." Peki.
Oysa insan ilişkilerinde anlaşmazlıkların çıkması, o ilişkinin toksik degil, normal olduğunu gösterir sadece. Sorunu yönetip şifalandırmakla kim uğraşacak, tabii? Konuşkan olunması da o kişinin ilgi bağımlısı olduğunu ya da ne bileyim, onun size karşı bir saplantı ya da takıntı geliştirdiğini de göstermez. Hele birşeye kırıldığınızı söyleme gafletinde falan bulunun! Aman diyeyim... Azizim, siz bir duygusal manipulatörsünüzdür ancak. Ya da bir aramayı veya mesajı anında cevaplamayın. Açıkça, oyun oynuyorsunuzdur. "Gördüğünüz halde!" Bu ne ikiyüzlülüktür, canım! O sırada dokunulmaz hissetmeye karşı bir ihtiyaç hissetmiş de olamazsınız, başka bir işiniz de olamaz. Anında, beklenen iletişime açık bir pozisyon almaya mecbursunuzdur. Yoksa bakın, sözüm ona psikologların etiketleri hazır vaziyette bekliyor. Hileciler, sizi...
Bu işin okulunda yıllarca okuyanların bile o kadar hızlı bir şekilde teşhis koyamadığı nice psikolojik rahatsızlık tanısını anında koyabilme haddini kendinde gören, cahil ve zavalli bireylere dönüşmüşsek, işte hep bu bilgi kirliliği ile zehirlenmiş olmaktan ve cehaletin kibrinin büyüklüğünden.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.