Muammer Çelik
Kalp ile Görmek
Kalp gözünün körleşmesi ile ilgili daha önce bir yazı yazmıştım, bugün ise kalp ile görmek üzerine bir yazı yazacağım, inşallah. Kalbin görmesi, olayların sadece dış yüzeyini değil gerisindeki manevi ve gerçek anlamı idrak etme, sezme ve kavrama yeteneğidir. Bu da herkese nasip olmaz. Belki kalbi rakik (ince, yumuşak ve merhametli) olan mümin kişilere (umulur ki) nasip olur.
Kafa gözüyle iyi bakıldığı zaman, ibretle bakıldığı zaman ve idrak ederek seyredildiği zaman da büyük hikmetler görülebilir. Çünkü Cenabı Allah Kur'an'ın da bizim ibretle ve dikkatle gökyüzüne bakmamızı, deveye bakmamızı, dağlara, yağmurun yağması ve yeryüzünü canlandırmasına bakmamızı istiyor.
Ancak Cenabı Allah yine Kur'an'ın da kalp gözünün kafa gözünden daha derin ve ibretamiz olduğunu bildiriyor ve şöyle buyuruyor: “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, ibret almış kalplere, yahut işitmiş kulaklara sahip olsunlar. Şu bir gerçek ki gözler körleşmez fakat göğüslerdeki kalpler körleşir.”(Hac 46) Yani Cenabı Allah gözlerimizle gördüklerimizi, kalplerimizle içselleştirip tahkiki imana dönüştürmemizi istiyor.
Aradaki farkı (ben) acizane şöyle tarif edeyim: Biz kendimiz 20 yaşında olup 19-20 yaşında bir kızı gözümüzle severiz. Her ne kadar yüreğimize iner gibi aşk olsa da işin gerisini pek düşünmez ve bilemeyiz. Ama yaşımız ne olursa olsun 60 yaşın üstünde ve zengin bir kadınla evlenirsek; aklımızla ve zihnimizle severiz. Ama İslam Davasına (davamıza) çok hizmet etmiş, iyi bir yer edinmiş, sevilmiş, fedakar takva, mücahit olan birini/ birilerini gerçekten kalben severiz. Hele-hele Allah Resulünü her şeyimizle severiz ve onun yoluna ölürüz.
Eğer biz Gazze’yi (Gazzeli mazlumları) kalp gözümüzle sevseydik; mutlaka, ama mutlaka onlara ulaşırdık. Ama bu dünyada (Gazze’de), ama öbür dünyada cennette. Ebu Ubeyde'nin dediği gibi, onların hasımları olmazdık.
Kalp gözüyle ilgili birkaç örnek daha verelim. Ebu Cehil, Ebu Leheb ve diğer müşrikler Resulullah (sav)’i gözleriyle görüyorlardı, ama inanmayıp kafirlik yapıyorlardı. Ama Abdullah ibni Ümmü Mektum(âmâ) gözleri kör olarak kalbiyle Resulullah’ı görüyor, inanıyor ve ona aşık oluyordu.
Benim rahmetli bir hocam şöyle bir hatırasını anlattı. İki gözü kör ama birine işte; “Falan abi, sen bir hacca gitsen.” O da dermiş ki: “Hocam gitsem ne olacak, ne görebilirim ki” sonra bu adam hacca gitmiş gelince bizim hocamız ziyaretine gidince o amca: “Gel hocam gel” demiş. "Vallahi sen haklıymışsın! Kabe'yi de gördüm, Hacer-ül Esvet’i de gördüm, Ravza-ı Mudahhara’yı da gördüm, her şeyi gördüm” demiş. Demek ki bir şekilde görülebiliyor, ama kalple...
Mehmet Metiner Hakkı, hakikati, Cehennemi görmüyor. Ben, halkı ülkeyi soyup-soğana çevirenlerin akıbetini görür gibi düşündükçe onlara üzülüyorum. Üç günlük dünya için cehennemde yanmaya değmez diyorum. Mehmet Metiner ise "Her toplumda böyle şeyler olur” diyor. Sanki onların yerine Cehennem kütüğü olmaya razı oluyor, Bel’amlaşıyor. Evlâleke fe evlâ, sümme evlâleke fe evlâ: “Layıktır o azap sana layık; sonra sana layıktır o azap sana layık.”(Kıyamet 34,35)
Allah hepimize; hem gözümüzle hem kalbimizde Hakkı gerçeği ve hakikati görmeyi nasip etsin!




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.