Ayşe Aslı Duruk
Gökyüzü Krallığı
Havalar kapanıyor. Bu aralar, koyu renkli bulutlar birbirinin üzerine doğru geçip abanmış ve gökyüzü kendi kendini kucaklamış gibi sanki... Yeryüzüne sırt çevirip birbirleriyle hararetli bir toplantıya dalmış olan bulutlar, kendi aralarında gülüp eğlenirlerken, bizlere de soğuk ve kasvet dolu olan karanlık yüzlerini -sırtlarını- döndükleri için, alay konusu bile ediliyoruzdur belki de onlarca hatta. Birkaç ay, böyle... Olsun, canları sağ olsun. Onların eğlenip sevinmelerinden duyacağım o gerçek ve samimi sevinç, alay konusu edilmeye karşı duyacağım öfke ya da üzüntüden, çok daha büyük olur. Zira gökyüzünü, yeryüzünden daha çok sevmişimdir her zaman. Çok daha fazla... İster soğuk sırtını çevirsin, ister güler yüzünü göstersin. Zira göğün, bize görünmeyen yüzü vardır, bir de. Öteki tarafı. O çok sevdiğim kısmı.
Ve siz de şunun farkında değil misiniz gerçekten:
Yukarılara biraz üsteleyerek, ısrarcı bir şekilde, gözünüzü ayırmadan baktığınızda, bakışlarınızı kesen birşeyin varlığını hissediyorsunuz. Gözünüzle görmeseniz bile varlığından emin olabileceğiniz birşey bu. Zira sayısız duyargamızın yalnızca beş tanesine isim konulmuş diye, o isimsiz olanları yok sayamayız. Dolayısıyla, en alelade bakışla göze ilişiveren o en yakın katmanın ardında ve ötesinde büyük, çok büyük, hatta devasa boyuttaki bir yapının varlığını hissedebiliyor ve kavrayabiliyorsunuz.
Gündüz ve gece olgularının sadece bu bizim tabakamıza özgü olan şeyler olduğunu anlıyorsunuz, o öteki tarafı 'gördüğünüz' zaman. Zira oradaki vakit, gece-gündüz, dün-bugün-yarın ya da diğer zamansal ayrımlardan hiç nasiplenmemiş olan; tek parçalı, yekpare bir işleyişe tabi. Gökyüzü Krallığı'ndan söz ediyorum...
Yeryüzünün ahvalinden ve insanlığın hallerinden, en ince ayrıntısına kadar haberdar olup da, müdahale konusunda, ta ki günü gelinceye kadar, eli kolu bağlı tutulanların bulunduğu tabakadan. Adaletin mükemmel bir şekilde işlediği o vicdan, sağduyu ve hakkaniyetin hüküm sürdüğü diyarlara varıp da onlarla kucaklaşıp kavuştuğumuzda, buradaki gibi fütursuzca havaya atılan değil ama hiçbir canlıya zarar vermeyen altın işlemeli ve gümüş sicimli havai fişekler patlayacak, 360 derecelik panoramik bir 'gökyüzünde'. O krallığı izliyorum. Yüzümü, göğün yüzüne; bakışlarımı da onun ötesine çevirmiş olmamın sebebi bu. "Aklın bir karış havada" derlerken, doğru hedefe nişan alıyorlar aslında, bilmeden. Gerçekten de havada. Yeryüzünün el yordamıyla oluşturulmuş olan, insan icadı ve dolayısıyla kusurlu ve defolu kurallarına kim saygı ya da sevgi duyup uyum sağlayabilir ki hem, o mükemmel krallıktan bu kadar yakından haberdar olan çok az sayıdaki kişiden biriyken?
Ve hiçbirimiz birbirimizle tanışmıyoruz. Tanışmayız. Yalnızlığımızın asaleti, yalnızca o Gökyüzü Krallığı'nca tanınıyor. Olsun. Zaten benim aklım ve umrum da buralarda değil ki. Bir karış havada.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.