Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Devlet ve Din Arasında

Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra Hilafetin kaldırılması ve laikliğin kabul edilmesi bazılarınca inkâr ediliyor olsa da, Müslümanlar tarafından İslam’ın devlet ve millet hayatından çıkarılması olarak anlaşıldığı için yapılan her tür itiraz cumhuriyetin kurucu kadroları tarafından irtica olarak görülüp düşman kabul edildiği için askeri güç kullanılarak baskı alına alınmaya çalışılmıştır.

Tek parti iktidarınca gericilik olarak tanımlanan İslam dinini özellikle devlet ve toplumsal hayattan çıkarma mücadelesinde birincil hedef seçilen kişi ve topluluklar için pek çok yasal düzenleme ve askeri müdahale yapılarak halkın ibadet özgürlüğü ve dine ait araç ve sembollerin yasaklanması yoluna gidilmiştir.

İstiklal Savaşı sonrasında maddi ve manevi olarak çok fazla kayba uğramış olarak memleketlerinde dönen insanların geçmişten tevarüs ettikleri şekliyle geleneksel olarak dinini yaşamak isteyenlerce bile devletlerin dine yönelik politikalarının gittikçe sertleşmesi yüzünden zorlaşmış başta İslam dinini sadece kişisel ibadetlere veya toplum açısından camilere hapsetme düşüncesi zulüm olarak kabul edilmiştir.

Devleti idare eden kadroların Osmanlı ve Selçuklu devleti dönemindeki İslam uygulamalarının dindar olarak adlandırılan kitlelerinin dinin ibadet dışındaki uygulamalarını, İslam’ın siyasal, sosyal, ekonomik ve toplumsal bir yönetim sistemi olarak tekrar hayata uygulanmasını isteyecekleri korkusuyla başlatılan baskıcı dönem haliyle tarikat ve cemaatlerin tabir caiz ise yeraltına inmelerine sebep olmuştur.

Osmanlıdan beridir Müslümanlar arasında bir kurtuluş düşüncesi olarak kabul edilen İslami hareketler veya diğer adı ile İslamcılık, baskı ve zulüm olarak adlandırılan bu dönemde farklı düşünce şekilleri veya uygulamalar diyebileceğimiz süreçte hem devlet tarafından hem de bu hareketlere dâhil olan Müslümanlar tarafından çok farklı biçimlerde tanımlanmış ve anlaşılmıştır

Türkiye’de “İslamcı hareket” olarak adlandırılan veya Müslümanların bir kesimini temsil ettiğini iddia eden bütün oluşumlarca İslam dünyasının içine düşmüş olduğu siyasi ve ekonomik krizden kurtuluşu aramak ortak noktasında birleşseler de çözüm arayışlarının sonucu hep farklı olmuştur.

Müslümanların savaş sonrasında batıya kaptırdıkları üstünlüğü yeniden ele geçirme amacıyla uygulamaya koymayı amaçladıkları tecdit, ihya, inşa süreci sonrasında İslam’ın iktisadi, siyasi, ahlaki, kültürel, hukuki boyutlarını Hz. Peygamber(sav) ve Sahabe(ra) dönemindeki şekliyle hayata geçirme çabaları hem Müslümanlar hem de düşman gördükleri kişi ve kurumlarca engellenmiştir.

1924 sonrasında Müslümanlar sistemin adı çok partili sistem olsa pratik anlamda siyaset yapma imkânından mahrum bırakıldıkları için bu dönemi fetret devri olarak adlandırmaktadırlar.

Çünkü Hilafetin ilgası, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Evkaf ve Şer’iyle Vekâlet’inin kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Riyaseti ’nin kurulması İslam’ın toplumsal hayattaki düzenleyici etkisini önemli ölçüde ortadan kaldıran düzenlemeler olarak uygulanmış topluma karşı bu üç kanun dinin bireysel ve vicdani bir zeminden dışarı çıkmasına izin verilmeyeceği şeklinde ifade edilmiştir.

1950 de Demokrat Parti’nin zaferiyle bir nebze olsun nefes aldırılan Müslümanlar 1950 ile 1970 arasında sağcılık, milliyetçilik ve muhafazakârlık ile “İslam’ın demokrasi ile uyumlu olduğunu savunan” ve “demokrasinin pek feyizli bir müessese” olduğunu ifade eden aydın fikirlilerce demokrasiye mal edilmişlerdir.

1960 sonrasında ise Müslümanlar İslam’ı maalesef dinden ziyade ideoloji kavramı ile ifade etme yanlışlığına sürüklenmişlerdir.

1970’lerden sonra ise Müslümanlar Mısır ve Pakistan gibi İslam dünyasının farklı bölgelerinde telif olan kitapların Türkçeye çevrilmesiyle önemli ve köklü bir söylem değişikliğine hatta kırılmaya uğramışlardır.

1970 ler den sonraki Müslümanların artık İslamcı olarak tarif edilmeye başlanmalarının en önemli sebebi İslam’ı bütün bir hayat nizamı olarak yaşamak istemeleri ve bu anlamda içinde bulundukları durumu değerlendirirken devletin de yöneticilerin de İslami olması düşüncesini dillendirmeleridir.

Diğer yandan içinde bulundukları durumda devletin ve buna bağlı olarak hem toplumum hem de toplumun idarecilerinin gayrı İslami oluşunu eleştirmeleri ve yeniden İslamileştirme düşüncesinin adı Müslüman olan kişilerce oluşturulan kimi topluluklarca benimsenmemesi de başka bir sorun oluşturmuştur.

FARKINDA MIYIZ?

Müslümanların içinde yaşadığı gayrı İslami toplumlarda hedeflerinin toplumu İslam kurallarının hâkim olduğu bir devlete dönüştürmek olduğu ifade ediliyor olsa da, bu faaliyetler için son 50 yılda gündem edilen tevhid merkezli olmak, Darul harp- Darul İslâm, cihat, tağut, belam, hicret, biat kavramları aralarındaki strateji ve eylem farklılıklarını gün yüzüne çıkarmıştır.

Türkiye’de Müslümanların veya İslamcılık olarak ifade edilen düşünce sisteminin en büyük değişim ve dönüşümünde İran Devrimi, Afganistan Cihadı ve 12 Eylül darbesi ile Türkiye’de yaşanan sağ ve solun aynı anda tasfiyesi sonrasında görülmüştür.

Özal iktidarı ile başlayan kapitalist piyasa ekonomisinin sonraki iktidarlarca devam ettirilmesi ile cumhuriyetin ilk yıllarındaki İslam’ı sadece ibadetlere ve Camiye indirgeme düşüncesi maalesef Müslüman siyasetçiler eliyle uygulamaya konulmuş ve en başından beridir Müslümanlar için batı esaretinden bir kurtuluş ideolojisi olarak kabul edilen İslamcılık düşüncesi başkaldırıcı bir siyaset tarzı olmaktan ekonomik üstünlük elde etme vurgusu ağır basan bir siyasal düşünceye evirilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Süleyman Küçük Arşivi

Türkiye’de Din Öğrenmek ve Öğretmek

05 Ağustos 2026 Çarşamba 14:09

Müslümanların Din Algısı

02 Ağustos 2026 Pazar 13:39

Kur'ani Çerçeve

29 Temmuz 2026 Çarşamba 14:27

Kriterimiz Var mı?

26 Temmuz 2026 Pazar 13:36

Salavat Meclisi Kuruldu

22 Temmuz 2026 Çarşamba 13:22

Yeni Bilgisizlik Çağı

19 Temmuz 2026 Pazar 12:16

İslam'ı Öğretme İddiasındakiler

15 Temmuz 2026 Çarşamba 15:54

Hal ve Gidiş

12 Temmuz 2026 Pazar 13:09

Kurandan Öğrenmemiz Gerekenler

05 Temmuz 2026 Pazar 14:49

Kur'an'la Suçlayanlar

01 Temmuz 2026 Çarşamba 14:18