Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

Osmanlı’da faiz

Bilimsel bir gerçektir ki, faiz, yükseldikçe enflasyon ve döviz yükselir; faiz düştükçe enflasyon ve döviz düşer. Demek ki hayat pahalılığın ve birçok yatırımın yavaşlamasının veya durma noktasına gelmesinin sebebi faiz illetidir. 

Taha Akyol özet olarak şöyle diyor: “Osmanlı’daki “para vakıfları” çok önemlidir. Çoğu yüksek devlet görevlisi olan servet sahipleri paralarını vakfa veriyor, vakıflar da tefecilere göre daha düşük faizle esnafa kredi dağıtıyordu.

Şeyhülislam Çivizade 1539’da şeyhülislam oldu, Kanuni’yi de ikna etti, bu işlemleri yasaklayan bir ferman çıkardı.

Para vakıfları, bilhassa ticaretin gelişmiş olduğu Balkanlar ve Batı Anadolu’da yaygındı, batmaya başladılar.

Sofya’da Halveti dergâhı Şeyhi Bâli Efendi tasavvuf ehlidir, sosyal konularda duyarlıdır. Padişah’a çok uzun mektuplar  gönderdi, durumu anlattı:

“Para vakıflarının gelirleriyle ayakta duran camiler, mabetler, hayır kurumları harap oldu... Vakıf gelirleriyle geçinenler perişan oldu... Para vakıfları büyük bir halk hizmeti görüyordu...”

Kanuni Sultan Süleyman Çivizade’yi görevden aldı ve 1542’de Ebussuud Efendi’yi şeyhülislam yaptı. Ebussud Efendi yüzde 12’yi geçmemek kaydıyla para vakıflarının faizle “muamele” yapmasını onayladı. Gerekçesi fıkıhtaki “kamu yararı” ilkesidir.

Netice: Kişiler arası tefecilik ayıptır, günahtır, hukuken suçtur. Genel ekonomideki faiz ise sermaye birikimi, verimlilik, döviz, enflasyon gibi birçok faktörün “netice”sidir. Onun için modern devlette faiz oranları piyasada oluşur, kararı bağımsız merkez bankaları verir.

Siyasetin işi yatırımların “taşa toprağa” değil, yüksek katma değerli alanlara gitmesini sağlamaktır. O zaman sermaye ve döviz çoğalır, faiz azalır. (1)

Bu konunun vuzuha kavuşması için Prof. Dr. Abdulkadir Buluş’un, “Vakıf Müessesesi ve Sivil Toplum” isimli sunumundan şu pasajı da burada zikretmek faydalı olacağına inan maktayım: 

“Avarız vakfına (para vakfı) parasını vakfeden kimse % 10-12 olmak üzere faizle işletilmesini açıkça istemekteydi. Para vakıfları ilk kez Fatih devrinde kurulmuştur. Fatih’in geliri yeniçeri ocaklarına verilen etlerin sübvansiyonunda kullanılmak üzere 24.000 altın vakfettiği sanılmaktadır. İstanbul’da para vakfının 1.161 adet olduğu görülmektedir. Para vakıflarının şer’i hile yoluyla sürdürülen bir uygulama olması bir yana Osmanlı’da para vakıfları ortalama % 10 faizle para kullandırtmaktaydı.… Hatta vakfın mütevellisi ve veya sorumlularının, vakfın normal zamanlarda yani vakfın parası gereken yerlere sarfı durumu yokken paranın faizle işletilmemesinden kaynaklı gelir kaybının hesabı sorularak kadıya şikâyet edildikleri görülmektedir. 18 yüzyılda para vakıflarında gözlenen bir eğilim de bu örneği desteklemektedir. Bu eğilim, vakıfların ellerindeki nakitlerin önemli bir bölümünü mütevelli heyeti üyelerine borç vermesidir. Mütevelli heyeti üyeleri bu fonları daha yüksek faiz oranlarıyla İstanbul’daki büyük sarraflara devretmekte ve böylece vakıf fonlarından kazanç sağlamaktaydılar. İstanbul’daki sarraflar is topladıkları fonları iltizam (2) ve büyük ölçekli girişimlerin finansmanında kullandırtıyorlardı. Görüldüğü üzere para vakıfları Osmanlı iktisadi hayatı için önemli bir finansman kaynağı fonksiyonu görmekteydi.” (3)

Avarız vakfı, kamu yararı diye bu işi şer’i hile yoluna başvurmuş olması, faizle iştigalin caiz olduğu anlamına gelmez. Nitekim Şeyhülislam Çivizade bu işlemlerin caiz olmadığını ifade etmiştir.

Şeyhülislam Ebussud Efendi’nin yüzde 12’yi geçmemek kaydıyla para vakıflarının faizle “muamele” yapmasını onaylaması o zaman enflasyonun o oranda olmasından kaynaklanmış olabilir. Nitekim Ebu Yusuf’a göre enflasyon farkını ödemek faiz değildir. Müftabih olan görüş budur. Borç vereni zarara sokmamak da İslam dininin temel esaslarındandır. 

Avarız vakfı, vakfın parasını gelir kaybının oluşmaması için mudarebe (4) yoluyla değerlendirebilirdi veya kendisi işletebilirdi.

Avarız vakfı, kamu yararı diye şer’i hile yoluyla faizi kurumsallaştırmışsa bunun bedelini Osmanlı halife II. Abdülhamid döneminde 1881’de Düyunu Umumiye (Kamu Borçları İdaresi)’ni kurmasına ve devletin, vergi gibi temel bir egemenlik hakkını yabancı yönetimindeki kuruma devretmesine sebep olmuştur.

Bundan hala ders almayacak mıyız? Rahmetli Mustafa Koç faiz illetinin insan, aile, toplum ve millet hayatında açmış olduğu derin yaraların farkına vardı ki, ölümü esnasında bu illetten gelin vazgeçelim diyerek gözlerini kapamıştır. 

Faiz Müslümanlar arasında haramdır. Bir Müslüman veya bir İslam ülkesi, gayrimüslim bir esnaftan veya gayrimüslim bir devletten borç para almış ise faizini ödemesi gerekir. Çünkü gayrimüslim parasını faizsiz borç olarak verir mi? Bir İslam ülkesi veya bir Müslüman esnaf, gayrimüslim bir şahsa veya gayrimüslim bir devlete borç para vermiş ise faizini alması gerekir. Aksi halde gayrimüslimi veya gayrimüslim devleti zenginleştirmiş olur ki bunun sonucu egemenlik elden gider. Meselenin özü budur. 

Kaynaklar

1. Taha Akyol, Bir faiz hikâyesi, 20 Kasım 2017.

2. İltizam, “özel bir şahsın devlete ait herhangi bir vergi gelirini toplamayı belirli bir yıllık bedel karşılığında üzerine alması” demektir. Bu işi yapan kişiye mültezim denir.

3. Medeniyet Buluşması, 13. Ufuk Turu, Kosava,2016, s.113.

4. Mudarebe, Kâr-zarar ortaklığı biçiminde çalışan bir finans kurumuna denir. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
8 Yorum