İzzet ve şeref  ancak İslam’dadır

Tarihin her döneminde zaman zaman gündemi işgal eden hararetli tartışmalara, ayrılıklara, çözümlemelere, Müslümanların birbirlerine karşı cephe almalarına neden olan milliyetçilik süreç içinde ırkçılığa dönüşüp Müslüman toplumları birbirine düşman hale getirmiştir. Dini duygunun esası kardeşlik, yardımlaşma ve kulluk üzerine kurulmuşken milliyetçilikte üstünlük yarışı zamanla düşmanlığa dönüşmektedir. Hatta bazen bu düşmanca duygular sonuçta cepheleşmeye ve çeteleşmeye neden olmakta, cedelleşmeler ortaya çıkarmaktadır. Öyle ki tarihin hiçbir döneminde bu tartışmalar bitmemiştir.   

Milliyetçilik temelde bir üstünlük iddiasına dayanmaktadır. Yiğitlik iddiası, asil kan iddiası, dilde ve kültürde daha zenginlik iddiası, mertlik ve cömertlikte diğer milletlerden daha üstün olma iddiası. Bu öyle bir şey ki İslam’a ve insanlığa hizmet konusunda bile bir kavmin diğer kavimlerden daha çok layık olma, gayretli ve ehil olma iddiasıyla hamiyet duyguları doğurmaktadır. Müsteşriklerin bir ırkı övüp milliyetçiliği ve ırkçılığı körükleyerek yaptıkları yıkıcı ve ümmeti bölücü bir çalışmadır bu.  Mesela dil konusunu ele aldığımızda her kavim kendi dilinin daha zengin, daha üstün olduğunu söylemekte hatta bazen öyle ileri gidiliyor ki bazı dillerin yok sayılmasına kadar gitmektedir. Aslında iyi bilinmektedir ki Arapça Türkçe’den veya başka bir dilden daha zengin bir dildir ve bizim için Kur’an dili olması açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Ayrıca Dünyada yapılan araştırmalara göre en güçlü diller arasında Arapça 5. Türkçe ise 18. Sırada yer almaktadır. 

Bütün bunların ötesinde biz inananların tek millet, inkâr edenlerin de tek millet olduğuna iman ediyoruz. Türkçe de bizim dilimizdir, Arapça da bizim dilimizdir, diğer diler de bizimdir. Çünkü hepsini Allah yaratmıştır. Bedir ve Uhut ve hendek savaşında birçok aile üyesi karşı karşıya gelmiştir. Baba-oğul, kardeşler, amca-yiyen, dayı-yiyen bir birine karşı savaştı. Birbirini öldürdü. Peygamberimiz de hepimizin âdemden geldiğini, müminlerin ancak kardeş olduklarını, ancak müminlerin kardeş olduklarını buyurdular. Üstünlük ırk veya kavimle değil ancak takva ile kulluk ile ilgili bir meseledir. Bütün dilleri, ırkları, renkleri Allah yaratmıştır. Türk, Kürt Arap, Çerkez, Alman vs kimsenin kimseden ırkından dolayı bir önceliği, bir üstünlüğü olamaz. Kimse ırkından dolayı dışlanamaz ve küçümsemez. İslam’ın prensiplerine göre Rus ama Müslüman olan bir kimse, Kürt ya da Türk ama kâfir olan bir kimseye göre daha değerlidir. 

Müsteşrikler ırkların üstünlüklerini, güzelliklerini iddia tabanlı çalışmalar ile Jöntürkleri, arkasından ittihat ve terakki partisini Türkçü söylem ve projelerle iktidara getirdiler, sonuç ne oldu, koskoca bir imparatorluk on yılda darmadağın edildi. Çünkü kardeşlik ve birlik temelli olan ümmet fikri bırakılıp ayrılık ve bölünme temelli olan milliyetçilik fikri benimsenip uygulamaya konunca her millet kendi bağımsızlığını istedi, bu yöndeki oyunlara kanıp ayrıldı. Bu günkü dağınık ve köle durumumuz işte böyle ortaya çıktı. Daha ne zamana kadar bu oyunlara geleceğiz? 

Dil bir millet için değil kavim için ortak değerdir zira ümmet demek olan millet farklı kavimlerden meydana gelir, her kavmin ayrı bir dili, bir kültürü olabilir, dilini konuşup kültürünü İslam’a tezat olmayacak şekilde yaşatabilir. Ortak değer olan yegâne şey dindir. Hayatı her yönüyle, tüm şubeleriyle ekonomiden eğitime kadar her şeyini düzenleyen de dindir. Kavimleri Müslüman olduktan sonra millet yapan yani ümmet şuuru veren şey dindir. Her kavim üstünlük taslamamak şartıyla dilini konuşup yaşatabilir. Kürtler kendi dilini ve kültürünü, Türkler kendi dilini ve kültürünü, Araplar kendi dilini ve kültürünü, Müslüman olan veya olmayan diğer bütün kavimler kendi dilini ve kültürünü konuşup yaşamalı ve yaşatmalıdır. İslam bunda bir beis görmediği gibi tam tersine izin vermiştir. Çünkü İslam hiçbir konuda baskı ve tahakkümlere yer vermemiştir.  Çünkü bunlar Allah’ın birer ayetidir. İslam bir dilin başka bir dil üzerinde baskısını veya bir kavmin başka bir kavim üzerinde baskısını ve tahakkümünü kabul etmez. Her konuda olduğu gibi bu konuda da adaletli olmayı emretmektedir.

İzzet ve şeref sadece İslam’dadır. Kim bundan başka bir yerde, başka bir şeyde ararsa ondan kabul edilmez. Hâlâ, Türkler İslam’a girince şöyle yaptılar, şöyle oldular, böyle güzel vuruştular demek milliyetçilik kalıntılarıdır. İslam’a giren tüm kavimler imanla şeref ve izzet kazandılar. Hepsinin de kendi gücü oranında İslam’a hizmetleri geçmiştir. Türklerin yaptığı hizmet özellikle Osmanlıyla birlikte elbette çok güzel olmuştur. Unutmayalım ki bu minvalde düşüneceksek Araplar ‘‘bizim daha çok hizmetimiz olmuştur,’’ diyebilirler. Çünkü İslam’ın doğuşu ve yayılışı onlarla başladı. Bundan daha büyük bir hizmet olabilir mi, Hz Peygamber de onların arasından seçildi, bundan daha büyük bir şeref olabilir mi. Oysaki mesele bu değil, 

Üstünlük ve hamiyet yarışı insanı sonunda milliyetçiliğe götürmektedir, yarışarak birbirine üstünlük kurma yarışı bir cahiliye geleneğidir. Bu konuyu fert olarak kendimiz için düşünmeliyiz, ‘‘ben ne kadar Allaha kulluk edebiliyorum, davama ne kadar hizmet edebiliyorum,’’ diye düşünmek durumunda olmalı herkes. O zaman ister istemez bir üstünlük yarışına dönüşen rekabet ortadan kalkar, kardeşlik duygusu ortaya çıkar. Dini duygunun temeli de kardeşlik, yardımlaşma ve kulluk üzerine kurulmuştur. Hepimiz İslam milletiyiz. Bu bize yeter de artar. Babamız ve annemiz, dahası Rabbimiz bir, resulümüz bir iken milliyetçilik duygularının peşine takılıp birbirimizden uzaklaşamayız. Böylece emperyalizme yem olamayız.  

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.