Güven puanı

Birisine verdiğin ‘güven puanı’ 10 üzerinden 10 olmasın derler, en başta. “Tam puan verme”. Sonra sayı azaldıkça hayal kırıklığı yaşar, üzülen sen olursun, diye söylenir. Sıfır ile başlar ve sağlam adımlarla yukarılara doğru çıkar ya da bulunduğun yerde kalırsan, hem mantıklı davranmış, hem de kalbini korumuş olursun, derler. İyi derler, doğru derler…

Fakat bendeniz ne akılcı ne de soğukkanlı olabilmeyi neredeyse hiçbir zaman başaramamış birisiyim, insan ilişkilerinde. Ya göklere çıkartan, ya da, yerin dibine sokan, sıradan ve hakir temayüllere sahibim, bir çoğumuz gibi. 10 değil 100 bile verebiliyorum o güven puanını, daha en başından. Gerçi son zamanlarda biraz daha ‘akıllandığım’ da söylenebilir; toyluğu üzerimden bir nebze de olsa sıyırıp attığım. E yaş almak da öyle bir şey zaten, palazlanmak, ince olan derinin kalınlaşması, yani af edersiniz amiyane bir tabir olacak ama, biraz ‘kaşarlanmak’. Tekrar af buyurun ama, yine de eşek derisine tam olarak dönmedi deri’m henüz. Keşke dönse…

Birisinden bahsedecektim size kısaca, kabaca. ‘Kabaca’ dediysem, nezaketi elden bırakmamaya çalışacağım tabi yine de. En başından 10 bile değil, 100’lük bir güven puanı vermenin ne tehlikeli, hayati ve ölümcül bir hata olduğunu umarım bu kez son defa görmüşümdür. Ama bana kalırsa bu sefer gerçekten de son kez yaptım bu hatayı. Dedim ya, bir parça da olsa attım üzerimden çünkü artık o saflığı ve çiğliği. Büyüdüm. Neyse. Anlatayım.

Ona verdiğim puanın 100 olduğunu söylemiştim. Sınırsızca, hadsizce bir sevgi besledim çünkü ona karşı. Bir karşı cinsten bahsetmiyorum bu arada, hemen söyleyeyim. Evimin ve bilhassa da gönlümün kapılarını sonuna dek açtığım, hatta o kapıları kırıp attığım birisi o, uğrunda.

Sevgim sebepli miydi, sebepsiz miydi, ben de tam olarak kestiremiyorum şimdi. Zira sebepli olana sevgi değil menfaat deniliyordu, galiba. Sebepsiz olan sevgi, asıl ve gerçekti. Kutsal ve kıymetli olanı oydu. O halde, bendeki muhabbet, biraz menfaatle karışık, biraz da sebepsizlikler diyarından gelen asıl sevginin bir toplamı, karışımı ve birleşimiydi. Tabi hoşgörüm, ‘kredim’ ve o verdiğim güven puanı da tam olarak bu yüzden öyle anormalce fazla ve yüksekti.

Fakat yine unuttuğum bir şey vardı. Bahsettiğim maşuk, bir beşerdi, nihayetinde. Nefsi ve zaafları bulunan, insan-ı kamil olmayan basit ve şaşan bir beşerdi, tıpkı hepimiz gibi. Göklere çıkartılmaya layık olmayan, bir Hadis-i Şerif’te de tarifi verildiği üzere, haksız bir şekilde fazla övgüye maruz bırakılınca ‘belinin kemiği kırılan’. Övgüye tek ve gerçekten mazhar olana değil de, O’nun yarattığı bir mahluka onca ulviyeti atfetmek, şirke benzerdi sonuçta. Ve bu hatanın cezası da tez vakitte kesilirdi, evet. Kesildi de. Bahsettiğim kadına verdiğim o 100 puanın, azalıp sıfırlanması esnasında, kalbimde ne derin yaraların açıldığını, diyecektim.

Damlaya damlaya göl olan, birike birike dağa dönen, yani öyle kademeli bir şekilde eklenerek artıp çoğalan bir şey vardır insanın sabrında, hoşgörüsünde, ya da, ‘kredisinde’. Tam olarak hangi kelimeyi seçmem gerektiğini bilemedim de. Fakat anladınız beni. O güven puanının baş döndürücü düşüş hızı yüzünden kaç kere kafa üstü yere düşüp çakıldım, kalbim kaç bin parçaya ayrıldı, anlatamam. Bu kadına karşı beslediğim hadsiz muhabbet yüzünden kaç kere kendime sinirlendim, her defasında da yeniden başladım, bilmiyorsunuz. Tabi aptallık bendeydi, ne diye 100’lük bir katsayı eklersin, şaşkın bir beşerin isminin önüne? Bunun, onu yersiz ve gereksiz kaprislere, şımarıklıklara iteceğini, kalbini de paramparça edeceğini bilmiyor musun?

Yalnız bir şey söyleyeyim. Sabrı hiç tükenmez sandığınız kişinin sabrının da bir sonu oluyor. Sonsuz Sabır sahibi olanın kim olduğunu hepimiz biliyoruz. E ben de bir beşer değil miyim, önünde sonunda? Sonunda, kara bir elbiseyi giyindim üzerime. Sadece ona ayan ama başkalarınca görünmez olan soyut bir elbiseyi… Şimdi o da biliyor ki, o sevgim, elbisenin rengindeki gibi kara bir deliğe girip kayboldu. Bir noktadan sonra devamı gelmiyor, vesselam. 100 puan , sıfırlandı artık.

Lakin yok, çıkarttığım göklerden, aşağılara indirdim diye, yerin dibine falan da sokmadım onu, bu kez. Dedim ya, duygularımdaki aşırılıkları köreltecek ve daha sakin limanlarda demirleyebilecek kadar ‘büyüdüm’. Bir peynir adı vermiştim… menfaatlerim doğrultusunda hareket etmeyi, soğukkanlı olabilmeyi ve ‘güven hanesi’ne 0 puan ile başlamayı öğrendim artık, onun yüzünden, ya da, sayesinde. Bana kalırsa, ‘sayesinde’.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum