Halim Selvi

Halim Selvi

Gençliğin geç olgunlaşma sorunu!

Gençliğin geç olgunlaşma sorunu!

Gençlik umarsız, gençlik bön bakıyor! Gençlik şaşkın! Bu dünyayı değiştirmeyi düşünürken kendindeki değişim şekilden öte gitmiyor. Nerede kimlik kişilik oluşumu için ilim, kültür, bilgi peşinde koşan kütüphane gençliği?

Elinde kitap arkadaş gruplarıyla okuyan, anlatan, dinleyen, sohbet eden bir gençlikten, şimdilerde sadece boş zamanlarını değil tüm zamanlarını kafelerde geçiren boş vermiş gençlikten bahsediyorum. Ellerinde artık kitap yerine tablet telefon. Nitelikli bireyler değil de, diplomalı cahiller! Yanlış yetiştirdiğimizden midir nedir, bizdeki olgunlaşma bayağı uzun sürüyor. Peyami Safa’nın çokça kullandığı ‘İnsan, dünyanın en geç olgunlaşan meyvesidir’ sözüyle anlatmak istediği acaba bu muydu?

Sınıfın maskotu olan veya sınıf düzenini bozan ve yaramazlık yapan çocuk olmaya eğilimli, çelimsiz ve bedensel olarak daha çocuksu bir görünüme sahip; yaşıtlarına göre geç olgunlaşma göstermiş ergenlerden bahsetmiyorum. Buradaki davranışsal ve sosyal farklılık bedensel açıdan henüz olgunlaşmamış, yaşıtlarına göre daha çelimsiz, daha korunmaya muhtaç gibi görünmelerinden kaynaklanan ergen geç olgunlaşmasıdır. Gençlerdeki geç olgunlaşmadan kastım fiziksel değil, bilakis zihinsel! Mamafih bu ‘geç olgunlaşma hali’ nin oluşturduğu bönlük, körlük ya da saplantılar inanılır gibi değil. Gençler yaşıt gruplarından, okullarındaki akran gruplarından etkilenir ve beslenirler. Ne var ki çevreleri de değişiklik arz eden bu gençliğin, izole edilmiş bir yaşam haritası, kısıtlı ve sığ bir kültür iklimi var. Gördüğü bir sanal karakterden, anime edilmiş figürlerden hareketle dünyayı değiştirebileceğini düşünür. İdolüyle benimsediği ama hiç gerçek ortamda görüşmediği, dilini bile anlamadığı rolle özdeşleşince yeterince sorgulamadan, kolaycı bir yöne gidivermiş, erken bağlanma yapmıştır. Böylece bu bağlamda oluşmuş bir kimlik duygusu kendi içinde çelişki ve uyumsuzlukları barındırabiliyor. Bu kişilik oluşumunu geciktiriyor. Bu durumda zihin-kimlik bocalaması yaşayan geç olgunlaşmış (olgunlaşamayan), ‘büyümüş bebekler’, ‘yaramaz ergenler’ ortaya çıkarıyor.

Gençliğin geç olgunlaşma sorunu büyük sorunlar oluşturuyor. Gençlikteki bu karmaşa ve yalpalamalar ileriki yaşlara büyük tsunamik dalga sorunları yayıyor. Gençte kendini tanıma, kendisiyle yüzleşme yetersiz kalıyor. Seneler geçse de o yerinde sayıyor. Hayatı kurgulardan ibaret algıladığını düşünürken buna inanmaya başlıyor. İnatçı bir inanma kesin bir inanca dönüşüyor. Dahası kendi yalan-sanal kurgularına inanıyor. Yıllar akıp giderken enerjiler üst seviyede iken ‘olgunlaşması’ -durmuş bir duvar saati- gibi kendi işlevini anlamsız kılıyor. İşte hem ebeveyni hem de kendisi ‘müslüman’ genç başka mecralarda savruluyor. Aslında genç bu sırada, sanal dünyanın akımından çoktan etkilenmiştir. Doğrudan ve dolaylı zehir saçan ortam ve modeller, kendisine ait olmayan kimi düşünceleri de gence benimsetmiştir. Sonraki yaşantıları, ileriki hayatı, bu gencin nasıl olacak? Dalga dalga yayılan olumsuzlukları sıralarsak: Erişkin yaşamdaki mutsuzluklar, gerginlikler, onu bunu beğenmeme, düzeysiz ilişkiler, kendi kararlarını vermede yetersizlik, her alanda doyumsuzluk ve memnuniyetsizlik, işinden, eşinden, hayatından sürekli yakınma gibi sorunlara neden olur.

Kendi değişimini tamamlayamayan bireyler nasıl dünyayı değiştirebilir, dönüştürebilir? Sanal dünyadan etkilenen, ondan beslenen radyasyon yüklü bu gençliğin zamanında olgunlaşamama sorunu var. Öğrenim hayatı; sadece zihinsel melekelerine hitap eden, psikomotor becerilerine ve mesleki gelişimine yaramayan bir sistemle bezenmiş. Bu sistem alarm veriyor maalesef. Bu akademik! sistem; sadece sayı formülleriyle sonuç bulan, bağımlı kişiliği destekleyen kalıp bilgilerle beslenen gencin, üretkenliğini ve sosyal gelişimini olumsuz etkiler duruma getirmiştir. Kol, bacak, boyun vesaire yerlerini dövme yaptıran, kulağına küpe takan, erken yaşta bağımlılık yapan maddelerle deneyim arayan bir gençlik duruyor.”Benim kendi kararım”, “bana kimse karışamaz” anlayışında olan bir gençlik. İşin kötüsü bunlara ateizm, deizim süslemeleri verenler de dahası. Z kuşağı ‘zızz’ lamaya ve sızlamaya devam edecek ilerleyen yaşlarda. Umarsız, amaçsız ve kimlik sorgulamadan. Dahası geç olgunlaşma sorunuyla birlikte. Ancak faturasını hem bize hem kendilerine hem şu günün küçüklerine çıkararak… Psikologlar gecikmiş yaşantılar ve olumsuz öğrenim sürecinin, gencin tamamen toplum dışına itilmesine, yaşantılarında risklerin artmasına neden olduğunu söylerler. Bunun okullardaki sistem ve müfredat sorunları olduğu kadar en büyük sorun kaynağı aileler diyebilirim. Her tür konforundan taviz vermeyen bizim ailelerimiz. Anne-baba sonradan gördüğü konforun içinde ne kendi rahatlığından taviz verdi ne de çocuklarının rahatlığından. Gerçekte zorluklarla büyüyen, sorumluluklarla güçlendirilen çocuklar ‘güven aşılı’ olacaklardı. Hayatın kırılma noktalarında daha sabırlı ve daha dirençli zorlukların üstesinden geleceklerdi. Oysa ebeveynler kendi olamadıkları, yaşayamadıkları hayallerle dolu hedef yaşantıları içinde, bulundukları konfordan taviz vermeden kendi çocuklarından bunu bekledirler. Gencin yetişmesinde ebeveynlerin geneli sorumluluğu üstlenici, bir kısım ebeveyn ise buyrukçu oldu. Bu durum gencin bağımlılıklarını artırıcı, hayatı öteleyici oldu. İdeal bir önceliği olmayan, çabuk bıkan, pes eden, çarçabuk sinirlenen yaşama bağlanamayan nesne haline dönüştü. Özne olmak, yaşama bağlanmak, hayattan tat almak yerine; büyüse de aileye bağımlı, örgütlerin kıskacına düşmüş dahası madde bağımlısı halinde…

Olgunlaşmayı doğal yaşamak, gerçekçi kazanmak lazım. Aileler fedakâr olmalıdır. Gencin her şeyini yapıveren değil; takıldığı yerde yönlendirici, üstün hasletlerini, becerilerini maddi-manevi destekleyici olmalıdır. Yatırım eğitime olmalıdır. Yapıcı eğitim olmadan bu iş sanal-görsel ve basmakalıp kalır, içselleşmez. Çocukların küçük yaşlarda bilinçleri çok daha açıktır. Dimağlara girecek sağlıklı eğitime önem verilmelidir. Bu sebeple küçük yaşlarda verilen eğitim çok daha kolay olacaktır. Çözüm olarak onları daha ergen yaşlarda uygulamalı din eğitimi ve meslek becerileri kazanımı olan müfredatla tanıştırmak gerekiyor. Çünkü ağaç yaş iken eğiliyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Halim Selvi Arşivi
SON YAZILAR