Koşullu, yokuşlu ya da kuşkulu değil; karşılıksız, katışıksız, şeksiz şüphesizdik. Dünya'ya en yakın mesafesindeymiş gibi görünen ve Güneş'in en dolaysız açısına muhattap olan ışığa bürünen dolunay da o eşsiz mehtabın manzarasına dairdi; gel gitli sular ve haller de... Eh, o kadarı da olurdu nihayetinde! Olsun. Merak etme. Yalnızca benimle konuşan küçük dilim, hala o günlerin methinde. Şimdiki acı sözlerimin yegane sebebi, hasretinden dolan gözlerim. Kısası, göründüğüm gibi değilim... Kızgından çok dargın; sesimden gür sessizim...
Böyle bir 'özlem'i, beş harfin içine sıkıştırabilmek mümkünken, bir gönlün; koca bir diyarın içinde ehlilleştirememek ne garip, ve fakat. Ne garip, öyle söz dinlemez, uslanıp akıllanmaz, vahşi ve yabani bir şeyi, koynunda beslemek! Sensiz başlayıp biten her günde, sesi sözü olmayan, dokuzuncu nota itibariyle çalınan enstrumental bir ağıtın, ayaklarımda ağırlaştırdığı bu künde... Ne garip düşününce, sen miydin o eski dostum, ellerimden tutan, ben her düşünce? Dostum ve sırdaşım ve ana yurdum? Sen miydin anayurdum?
Bir de, hayal ürünü mü yoksa efsaneleşmiş bir gerçeğin şaibeli bir mahsülü müdür bilmem ama deniz kızlarına inanırım ben. Samimiyet, safiyet ve kesinlikle... Senin gibilerdir çünkü onlar da. Varlıklarından çok yokluklarıyla bilinen, güzel ve masalsı yanlarıyla... Ateş olmayan yerden duman çıkmazsa, o dumanlı hayalin çıkıp geldiği gerçek bir kaynak da olmalıdır, oysa. Şimdiki hayalinin, gerçek bir hatıraya mı yoksa aslında hiç var olmamış bir hülyaya mı dayandığını kendime sorduğumda, işte hep o örnek gelir aklıma. Dolayısıyla, başta bahsettiğim o mehtap manzarasında, bir deniz kızı da saklı. Vücudunun bir yarısı başka bir habitata; diğer yarısı bambaşka yaşam şartlarına ait ve tabi olan. Gitti gidecek haliyle ve bir o kadar da unutulmaz güzelliğiyle. Söyle...
Söyle! Aklının dikenli tellerinde, hangi koşula, kuşkuya ya da yokuşa yenildiğini... Yenilmek bu, evet. O gelgitlerde, hangi 'git' o kadar götürdü seni, diye, kendimi yiye yiye, aklımdan pek birşey de kalmadı geriye. Delirdim. Hangi koşul, kuşku ya da yokuş? Gelgitlerin en 'gel'iyle seslensem şimdi sana, koşulsuz, kuşkusuz ve açık bir yoldan gelir miydin yine bana; zamanının o eski dostuna? Aslı'na belki; hala yerim varsa şayet dimağında? Tadı hala damağımda... Mehtap güzel ama kahvaltılarımız olurdu bizim en fazla. Andıkça hala doyduğum, anayurdum.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.