Ayşe Aslı Duruk
İpek
İpek ile tanışmamız, uzunca bir geçmişe; kabaca, 10 yıla sahip. Ilk merhabadan bile önce; onu daha ilk gördüğüm sırada, onunla birbirimize karsi kayıtsız kalamayacağımızı, öyle uzak ve yabancı gibi duramayacağımızı ve aramızda bir arkadaşlığın yeşereceğini bilmiştim, keskin bir sezgiyle. Aynı şeyi o da hissetmiş miydi o anda, bunu hiç bilmiyorum. Sonraları ne sordum, ne de konuştuk bu konuyu... Fakat hislerim yanıltmamıştı. O dönem, onun tüy küpelerinin ve bohem tarzdaki renkli şalvarlarının dünyasındaki eğlenceli atmosfere dahil olmuş ve galiba benim de ona iyicil türden şeyler sunduğum, karşılıklı olarak besleyici olan bir bağ kurmuştuk.
Küçük bir kızı vardı. 7-8 yaşlarında, yaşının getirdiği tüm sevimliliği ve o bıcır bıcır hali üzerine giyinmiş olan, güleç yüzlü bir çocuğu... 'Ah şu sorumsuz babalar' diye başlanacak cümlelerin öznesi olabilecek adamla -eski eşiyle- yollar ayrılmış ve bu durum İpek'i de artık iyiden iyiye yaygınlaşmış olan bir tanımın; 'bekar anne' oluşun öznesi yapmıştı. Ya bir yerlere birlikte gezmeye gider ya da onun tatlı ve kutu gibi evindeki sıcak mutfağında oturup çay ya da kahve içer olmuştuk, bir yandan da dişlerimizin sararacağından korkarak. Zira görünüş önemliydi. Çok genç yaştaki iki kadındık.
Hemen o zamanlarda, aniden ve artık sık sık, birisiyle tanıştığından bahseder olmuştu. Tanıştığı kişiden... Başka bir şehirde yaşayan, kendisinden yaşça büyük olan bir şairden. Şair, evet. Hem söylemiş miydim, biz de İpek ile, yazarlıkla ilgili bir kursta tanışmıştık zaten. Dolayısıyla bir şair de onun gönlüne denk düşmüştü. Bu denklik, eş düşmeye kadar gitmişti hatta. İpek, o adamla evlenip uzak bir şehre taşınmıştı, küçük kızıyla birlikte.
Tabii aramızdaki iletişimin devam etmesine engel değildi bu, aylar sonra ulaşan mektuplar artık çok eskilerde kalmış olan şeylerken. Sanırım o gitmeden önce birşeylere küsüp darılmış ve arkamı dönmüş olmalıydım ona. Bazen olur çünkü. Kendimi biliyorum. O 'şeyler'in ne olduğunu şu anda hatırlamıyor ve bilmiyor olsam da. Hoş, o da o dönemde gönlümü almak için pek bir uğraş vermiş değildi. Bir izdivacın ve yeni bir şehre taşınmanın; yeni bir hayata başlamanın telaşında ve heyecanındayken. Haklıydı.
Aradan geçen aşağı yukarı 10 yılın ardından, bu şehirde, yani memleketimizde ve dolayısıyla tanıştığımız yerde onunla hasbelkader denk geldiğimizde ise, ikimizin de aklında ne sorulacak bir hesap ne de edilecek bir sitem vardı. Neşeyle ve özlemle birbirimize sarılıp, hem kaldığımız yerden hem de çok farklı bir noktadan devam etmeye başladık. İpek, benzer bir döngüden tekrar geçmiş, o 7-8 yaşlarındaki kızını, boyunca büyütmüş ve şimdi de başka bir kızı tutmuştu ellerinden, yine o yaşlardaki. Hem, sadece o mu? Tek değişim, onda mıydı? Şimdiki küçük kızı, benim çocuklarımla arkadaşlık kurmaya başlamıştı artık, gide gele. Çünkü o hala o kutu gibi evinin sıcak mutfağına davet ediyor beni. Değişmeyen tüy küpelerini yine neşeyle havalandırarak.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.