Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

O Sabah Bir Kötülük Yaptım

O sabah ilkin saçlarımın örgüsünü açmış ve tüm gece boyunca oluşmuş olan kıvrımları ve dalgaları, önceden lavanta esansıyla yıkadığım saç fırçasıyla taramış ve ardından, o güzelim ilkbahar sabahının neşeyle cıvıldayan serçelerinin yanına; evin bahçesine atmıştım kendimi.

Güneş ışığı pırıl pırıl, hava hem tatlı hem ılık, belli ki henüz sulanmış olan çimenler ıslak, kediler ise hayli sırnaşıktı o sabah. Birkaç adımımı bile özgürce atmama izin vermediler, biraz olsun alaka ve muhabbete mazhar olabilmek için ayaklarıma dolanıp kapanan canlılar.

13 ya da 14 yaşında olduğum senenin Mart ayından bir gündü o gün, hatırlıyorum. Gerçi, benim gibi eylülde doğanlar için herhangi bir yaşın buçuğunda olma zamanıdır, eylül ile arasında 6 ay bulunan mart ayı. Yani yaş, o yaş; çağ, o çağ işte: sadece çocukluğa özgü olan temiz, masum ve incili bir kaftanın, güçlü ve görünmez bir el yordamıyla sırtınızdan çekilip çıkartıldığı yıllar... Gerçi bunu şimdi; geriye dönüp baktığımda söyleyebiliyorum ancak. Zira bir işin, oluşun ya da vaktin tam içinde ve ortasında durduğunuz zaman, onun hakkında pek fazla bir yorumda bulunamıyor, hayatı yalnızca gelişine göre ayak uydurarak yaşayabiliyorsunuz. Araya zaman ve mesafe girmelidir ki, uzaklık sayesinde oluşan o geniş açıyla bakıp yorumlayabilme imkanı elde edilebilsin.

Fakat konumuz insan hayatındaki çağlardan ve de çok sevdiğim ve her seferinde bir cümlecikle de olsa dokunduğum 'zaman ve uzam' kavramlarından ziyade, sadece ve sadece o sabah yaşanan birşey, aslında. Nitekim lavanta kokan saçlarımdaki o dalgaların, tatlı bir terennümle cıvıldaşan serçelerin, o güzelim nevbahar sabahının ve ılık ılık okşayan güneş ışınlarının çizdiği resme kanmayın. Bir kötülük yapmıştım ben o sabah... Şimdi düşününce kendimi ne kadar kınasam da aklayıp temize çekemeyeceğim, geri dönüşü olmayan bir kötülük. Vicdanıma kendi suçlu ve günahkar ellerimle bulaştırıp çaldığım bir kara leke. Bundan bahsedeceğim.

Söğüt ağaçlarının hemen yanında, yere çakılı ve sabit bir şekilde duran tahta piknik masasının üzerinde edecektik kahvaltımızı. Reçellerin üzeri, tatlıyı seven arılardan; peynirlerin üzeri ise hayvansal proteine asla hayır diyemeyen kedilerden korunmak üzere, bu iş için üretilmiş olan tel örgülü kapaklarla kapatılmıştı. Masaya oturmak için sadece komşu teyzemizin kızı olan Beril Abla'nın hamur kızartma işini tamamlamasını bekliyorduk. Ben de bahçede oyalanıyor, çiçekleri ve böcekleri inceliyordum, yanımdan bir an olsun ayrılmayan kedilerle birlikte.

Sonra kocaman; kendi cinsi için devasa sayılabilecek ebattaki bir salyangoz gördüm bahçede. Islak çimenler onu cezbedip çağırmış olmalıydı. Hiç çekinmeden ya da ürkmeden, onu izlemeye başladım ben de, saçlarımdaki örgü dalgalarını ve buklelerini bir tokayla tutturup gözümün önünden tamamen çekerek, pür dikkat. Acaba nereye gidiyor ve nasıl davranıyordu?

Sırtındaki kabuğunu taşıyan ıslak ve sümüksü esas varlığıyla kıvrılıyor, kıvranıyor, büzüşüyor, esniyor ve bir şekilde yol alıp ilerliyordu. Benim ise, çocukluğa özgü olduğunu söylediğim o temiz, masum ve incili kaftanın, sonsuza dek sırtımdan çekilip çıkartılmasına son birkaç dakika falan kalmıştı, hayatımda. Tabii bundan haberim yoktu o sırada benim. Nitekim o kahvaltı masasında duran tuzluğu alıp koşarak salyangozun yanına geri döndüğümde, tuzu onun sümüksü gövdesiyle birleştirerek, olacakları merak ve heyecanla izlemeye başlamamak için zor tutuyordum kendimi. Biliyordum da bilmesine, tuzu görünce salyangozun eriyip yok olacağını. Fakat nihayetinde bu bilimsel bir deneydi ve hayat da bir laboratuvardı. Ve bu son cümlenin, ileriki yıllarda da insanın peşini bırakmayan bir 'sağdan yaklaşan şeytan' veya nefsin kendisini haksızca temize çıkartması olacağını, zamanla öğrenecektim tıpkı sizler ve herkes gibi...

Ve o günün akşamında ilk kez saçlarımdaki lavanta kokusunun acılığını duyumsadım. Suçumun basit bir çocukluk hatası olmadığını, o çocukluk kaftanının yerine artık her yetişkinin giydiği ateşten gömleği giyeceğimi bildim, kesin ve keskin bir sezgiyle.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ayşe Aslı Duruk Arşivi

Şimdi Ne Yazsam?

13 Mart 2026 Cuma 13:56

İyi ve Kötünün Savaşı

06 Mart 2026 Cuma 14:23

Uğursuz Kütle

13 Şubat 2026 Cuma 14:29

Bahar Özlemi

06 Şubat 2026 Cuma 15:37

Aynalık

30 Ocak 2026 Cuma 14:47

Kanlı Pençeler

23 Ocak 2026 Cuma 14:28

Ana Yurdum

16 Ocak 2026 Cuma 14:11

Pamuk Şekeri

09 Ocak 2026 Cuma 15:19

Yaşlanmak

26 Aralık 2025 Cuma 15:36