Ayşe Aslı Duruk
Tuhaf Bitki
Bile bile görmezden geldiğim ama orada olduğunu ne zamandır bal gibi, tuz gibi, buz gibi bildiğim bir bitki duruyor arka bahçemde. Orada kendi kendine bitiveren ama kontrolünün de bir kısmını her nasılsa, gönüllü bir şekilde bana teslim etmiş olan güzel bir bitki bu. Onun için 'çiçek' desem olmaz, 'ot' desem de hakkını yemiş ve kabalık etmiş olurum. 'Bitki' deyip geçişim, bu yüzden; ne diye adlandıracağımı bilemememden. Onu anlatacağım...
Kendi kendine biten bitkiler için 'arsız' sıfatı kullanılıyordu, öyle değil mi? Dayanıklı ve dirençli olup, bakıma muhtaç olmayan ve hayata bir şekilde tutunanlar için öyle deniliyordu galiba. Fakat arka bahçeme gelip bu kibar ve nahif görünümlü bitkiyi bir görseydiniz, onun için 'arsız' demeye sizin de diliniz varmazdı, eminim. Hem, onunla ilgilenip ona bakım verdiğim zamanlarda, ne gariptir ki, canlanmak yerine donuklaştı da. "Amaan" dedim ben de. "Canıma minnet, canım!" "Onunla mı uğraşacağım!?" Tabii o da daha fazla güzelleşti, ilgiyi kesmemle birlikte. Huyu suyu garip, her şeyiyle bir garip ama kesinlikle güzel bir bitki olarak arka bahçemdeki varlığını sürdürmeye devam etti sonra o da.
Oralı olmadım ben de. Orada kendi kendine yaşamaya devam etti. Orası ki gerçekten de 'arka bahçem'dir... Orada kalıp durmasına izin verip göz yumdum. Zira onu kökünden söküp atmak da benim elimdeydi ama sorun şu ki, ellerimin kontrolü de tamamen ve sadece bana ait değildi artık. Demek, o tuhaf bitkinin arka bahçemdeki varlığını sürdürmesine, kendi irademin üzerindeki bir mercii tarafından karar ve hüküm verilmişti bile çoktan.
Fakat senaryodaki o oralı olmalar ya da olmamalar, sadece benim tasarrufuma bırakılmış kısımlardandı. Cüzi irade dahlindeki işlerdendi. Hem, dedim ya zaten, oralı olmama kısmını seçmiştim ben de nicedir. Ta ki o geceye kadar...
Dolunaylı bir gecede, çıkıp arka bahçemi ziyaret edeceğim gelmişti. O herkesten ve her şeyden gizli olup, yalnızca bana özel olan kişisel mekanımı... Önce oradaki en gözde ve nadide bitkimi, ardından, güzel ve gizemli bitkilerimi tek tek selamladıktan sonra, uzaktan seslenip beni yanına çağırmıştı. Hayret! İlk kez dile gelmiş ve benden bir talepte bulunmuştu! Kendi lisanınca ve kendisine has olan cilveli ama eyvallahsız bir tavırla, ilgimi istemişti benden!
Ben de oralı olmuştum o kez. İlk kez. Hoş, görmezden de gelebilirdim pekala. Dedim ya hani başta, iradesinin bana teslim ettiği bir parçası vardı. Fakat bile isteye yanına gidip, tüm dikkatimi ona yöneltmiş ve söyleyeceklerine kulak kesilmiştim ben de. Oradaki varlığının uzunca bir süre daha devam etmesine karar verildiğini, evet ilgiye ihtiyaç duymayacak kadar güçlü ve 'arsız' olduğunu fakat gözlerinin de her daim üzerimde olduğunu ve olacağını söylemişti. Söyleyip susmuştu. Tepki ya da cevap beklemeden. "Peki" diye cevap verişimi de duymuş olmalıydı ama.
Gözlerinin üzerimde olmasının ne anlama geldiğini ise belki başka bir dolunaylı gecede öğrenecektim. O gece değil.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.