Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

Bir İlkbahar Akşamı

Akşamın griliğinin, gecenin siyahlığına iyiden iyiye dönmeye başladığı saatlerdi. İlkbaharın, yüzünü yaz mevsimine çevirdiği mayıs ayının son günleriydi. Hani öyle bir zamanın akşam vakitleri, kara ikliminde yaşayan ve benim gibi haddinden fazla üşüyen birisi için basbayağı serindi ve tişört giyenlerin deli olduklarını düşünüyordum, üzerimdeki hırkaya daha sıkı sarınıp sokulurken. Neyse ki varilin içinde yanan ateş, çevreyi yalnızca aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda ısıtıyordu da.

Mangal ateşinde pişen tavuk kanatları, vaktiyle sahiplerini uçacak kadar olmasa da yerden havalandırma görevlerini çoktan ve çoktan yitirmiş ama bu kez bambaşka bir işleve sahip olmuşlardı artık: insanların karnını doyurmak. Doğanın döngüsü işte... Suçluluk hissetmemeye çalışıyor ve galiba pek hissetmiyordum da. Onların nasıl ve neresinin yenilebileceğini soruyordum tıpkı hamsi gibi küçük şeyler için de aynı soruları sorduğum gibi. Oysa köfte yemek dolambaçsız ve kolay olanıydı. Daha çok köfteyle doyurmuştum karnımı ben de. Tabii yenilen yemeği sindirmek için kan mideye akın edince vücudun diğer kısımları kansız kalmıştı ve üşümeye başlamıştım, her seferinde ve herkeste olduğu gibi. Neden o kadar üşüdüğüme rasyonel bir cevap bulmak için sorulan "Kan değerlerine baktırdın mı?" sorusuna "Değerlerimde bir sorun yok." diyerek verdiğim cevaplarla; o konuyla büsbütün ilgisi olmayan bir durumdu bu yani. Yemek yiyince, kan mideye hücum ederdi, bu kadar basit. Üşürdük.

Fakat "Aç ayı oynamaz." sözü ne kadar da doğruydu, azizim! Zira yedikçe neşeleniyor ve daha da canlanıyordum. Herkeste ve her seferinde olduğu gibi. 'Ayı'dan maksat, tüm canlılardı ve teşbihte hata aranmazdı zaten. Tıpkı, teşbihte hata olmayacağı gibi.

Karşımda, yanımda ve çevremde birileri vardı tabii, tüm bunlar olurken. Eh, varildeki ve mangaldaki ateşi benim yakmış olmamı beklemiyordunuz zaten, öyle değil mi?

Onların içinden, en sevdiğim olanının, hiç sevmediğim bir huyu vardı ve fakat. Aklıma takılan, canımı sıkan bir huyu... Adına da 'uyumluluk' dediği o şey, oldukça yanlış isimlendirilmişti bana sorarsanız. Zira uyumlu olmak, gerçekten de egodan ve bencillikten azade olan iyicil birşeydi ama ondaki 'olur, fark etmez' diyen taraf, herşeyi ve herkesi boşvermiş ve hiçbir şeye karşı bir tutku ya da arzu beslemeyen, can sıkıcı ve tatsız birşeydi. Önerilen en radikal tekliflere karşı bile "olur" diye cevap verdiği için, onun için ne ifade ettiğinizi ve ne kadar değerli olduğunuzu asla anlayamıyordunuz. Birlikte uzun bir tatile çıkma fikrine de, bir daha görüşmek istemediğinizi söylemenize de hemen hemen aynı cevapları ve tepkileri verecekti. Her iki durumda da peşinize düşmezdi çünkü bunun için hissettiği bir itkisi ya da tutkusu yoktu.

Fakat kafama bunları takmak yerine, bahçedeki hoparlörden duyulan şarkıları dinlemeye, varilin içinde yanan ateşin sayesinde ısınıp aydınlanmaya ve tabağımdaki köfteleri bitirmeye odaklanmıştım. Ve genel bir değerlendirme yapılırsa, eksiler artıları her ne kadar götürse de elde kalanlar artılardı ve kesinlikle güzel bir ilkbahar akşamıydı bu.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ayşe Aslı Duruk Arşivi

Yazarın Arka Bahçesi

15 Mayıs 2026 Cuma 11:39

Kilo Almak

08 Mayıs 2026 Cuma 15:32

Flört Rehberi

01 Mayıs 2026 Cuma 14:56

İpek

24 Nisan 2026 Cuma 13:59

Tuhaf Bitki

17 Nisan 2026 Cuma 14:35

Hayvanla Şakalaşmak Olmaz

03 Nisan 2026 Cuma 16:19

Mecazi Aşk Bir Köprüdür

27 Mart 2026 Cuma 14:54

O Sabah Bir Kötülük Yaptım

24 Mart 2026 Salı 09:14

Şimdi Ne Yazsam?

13 Mart 2026 Cuma 13:56

İyi ve Kötünün Savaşı

06 Mart 2026 Cuma 14:23