Ayşe Aslı Duruk

Ayşe Aslı Duruk

Hayvanla Şakalaşmak Olmaz

Birkaç yıl önce, yine bu zamanlardı. Doğanın uyandığı, canlıların canlandığı vakitler...

Evimin yakınlarında bir kedi vardı; deli bir kedi. Kastım, çevik ve saldırgandı. Öyle aniden, gelene geçene laf atar ve huzur bozardı. Sanki elinde bir de tespihi vardı. Tabii zikir çekmek için değil de sırf racon kesmek için... Onu görünce korkup kaçan adamlar, kadınlar, çocuklar, gençler ve yaşlıları görürdüm. Cirmine bakmadan herkese kafa tutan, mahallenin 3 kiloluk kabadayısıydı...

Kısa bir süreliğine de olsa nam salmıştı. 'Deli Kedi' derlerdi ona. Varıp baksanız da çelimsiz, gözleri çapaklı ve acınası bir sokak kedisiydi aslında. Fakat içinde ne fırtınalar kopuyorduysa artık... "Kavganın içindeki köpeğin büyüklüğü değil, köpeğin içindeki kavganın büyüklüğü önemlidir."* sözünün, kedi kılığına bürünmüş haliydi adeta.

Evden dışarıya rahatça adım atamaz, onun mıntıkasından huzurla geçip gidemez olmuştum. Hem, sadece ben mi? Sitedeki herkes diken üzerindeydi, hepi topu bir lokmacık hayvanın yüzünden.

Kanlı ağzının arasına sıkıştırdığı ölü -bizzat avladığı- kuşların cesetleriyle, mağrur ve halinden memnun bir şekilde yürüyüp geçerken kaç defa görmüştüm onu! Evet, evet... 'Doğanın kanunu' ya da 'Tabiatın döngüsü' gibi üst başlıklar altında gayet makul ve adilane bir şekilde açıklaması yapılan şeylerdi bunlar ama yine de içimde bir kızgınlık oluşuyordu ona karşı işte. Hoş, ben de vejeteryan değildim aslında ama ne bileyim işte... Sonuçta, Deli Kedi'den yana herkes muzdarip ve müşteki idi. Onu buralarda istemiyorduk.

Sonra bir gün... O gün yemeği biraz fazla kaçırmış olmalıydım ki kısa bir yürüyüşe çıkmıştım. Hava da güzeldi hem. Taptaze bir bahar havası vardı o sırada, öğlenin ilerlemiş olan o vakitlerinde. Hoş, havanın tazeliğinden, ancak sabahları bahsedilebilir genelde ama mevsim, günü yenmiş ve akşamlarını bile bir tazelikle doldurmuştu. Baharın gücü... Ve bu bahsedilen tazelikle paralel bir şekilde, 1.5 ila 2 yaşlarında olduğunu sandığım bir çocuğu gördüm, yeni yeni yürümeye başladığı, afallayan dengesiz adımlarından da anlaşılacağı üzere. Onu dışarıya çıkarmış olan büyüğünden uzakta, başıboş bir şekilde, özgürlüğün tadını çıkartıyordu o sırada, taze insancık. Bütün canlılar, küçükken çok sevimliydi...

Deli Kedi de yavruyken sevimli miydi acaba? O bile? Herhalde... Fakat şu anda, en azılı ve çılgın kedisever dahi onu sevimli bulamazdı galiba. Şimdi anlatacağıma kulak verirseniz hele...

O minik çocuk, herhangi bir dikkat çeken ya da taşkın hareket yapmamasına, yalnızca her şeyden habersiz ve masum bir şekilde küçük adımlarıyla düştü düşecek bir şekilde yürüyor olmasına karşın, bizim deli kedinin dikkatini celp etmiş olmalıydı. İçinde bulunduğu çalılığın arasından bir ok gibi fırlayıp da ufaklığın üzerine atılırken, belki sadece biraz şakalaşmak ve oyun oynamak niyetindeydi ama küçük çocuk dehşetli bir korkuya kapılmıştı ve ağlıyordu, acemice bir refleksle onu üzerinden savmaya çalışırken. Hemen karşımda vukua gelmiş olan bu olay, birkaç saniyelik bir sahneydi. Fakat sadece bende değil de herkeste var olduğunu düşündüğüm koruma refleksi, aklı ve mantığı kapı dışarı etmişti o an. Çocuğu kurtarmalı ve korumalıydım. Deli Kedi... Hadi bakalım, hangimiz daha deli? Benden daha güçlü olamazdı ya, 3 kiloluk bir yaratık!

O anki adrenalinin etkisiyle, yanaklarına çoktan birkaç tırmık beresi almış olan çocuğu yakalayıp arkama aldım ve kedinin karşısına çıktım, meydan okurcasına. Çocuğun velisi ufaklığı hemen alıp kaçırdı o tehlikeden. Tabii tüm bunların hepsi, birkaç saniye içinde oluyor. Refleksler ve adrenalin, olayları hızlandırarak zamanı donduruyor. Hiç unutmam... O an kediden kaçmak yerine ona doğru yönelmiştim hatta. Akıl, başta değil ya o sırada! Ne yapabilirdi ki, ondan daha güçlüydüm nihayetinde.

Fakat... Birkaç saniye sonra topukları yağlayarak oradan kaçan ben olmuştum; kedi değil. 3 kiloluk kedinin içindeki kavga, ondan katbekat iri ve ağır olan bendenizin kavgasından çok daha büyüktü, demek ki.

Diyeceğim o ki, hayvan milletiyle şakaya gelmiyor, azizim. Geçen gün, her 5 erkekten 1'inin, bir ayıyla ya da bir aslanla karşılaştığı takdirde onu yenebileceği düşüncesine sahip olduğuyla ilgili bir yazıya denk gelince, bu anımı hatırlayıp paylaşmak istedim ben de. Gülümsetir herhalde!

*Yazar Mark Twain'in sözü

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Ayşe Aslı Duruk Arşivi

Mecazi Aşk Bir Köprüdür

27 Mart 2026 Cuma 14:54

O Sabah Bir Kötülük Yaptım

24 Mart 2026 Salı 09:14

Şimdi Ne Yazsam?

13 Mart 2026 Cuma 13:56

İyi ve Kötünün Savaşı

06 Mart 2026 Cuma 14:23

Uğursuz Kütle

13 Şubat 2026 Cuma 14:29

Bahar Özlemi

06 Şubat 2026 Cuma 15:37

Aynalık

30 Ocak 2026 Cuma 14:47

Kanlı Pençeler

23 Ocak 2026 Cuma 14:28

Ana Yurdum

16 Ocak 2026 Cuma 14:11