Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Bilgiyi Yük Edinme

İslam Dininin kendilerinden sonraki nesillere taşıyıcısı olan ulemanın, Müslümanların önüne düşüp zalimin zulmüne karşı yürüdükleri dönemlerde, mağlup olsak da, ezilsek te, asla izzetimizden taviz vermekle tanınmıştık.

İçinde yaşadığımız modern zamanlarda ise Müslümanlar olarak yenilgimiz, yalnızca zaman ve mekân ile sınırlı değildir.

Ne yazık ki zamanımızdaki değişim İslam coğrafyalarında yalnızca sınırların değişmesi veya teknolojik kolaylıkları kullanmak şeklinde olmamaktadır.

Modern hayatın ardından koşarken zamanın hızla akıyor olması sebebiyle maddi varlığımızı bu dünyayı elde etme adına heder edişimizden daha çok bilerek veya bilmeyerek yaptıklarımız ile peşinde koştuğumuz insanların fikirlerine sahip çıkmak bizi Müslümanları zebun etmekte ve ahiretimizi haddinden fazla zora sokmaktadır.

Dünyaya nizamat verme iddiasında olan Müslümanların düşüncelerini gerçekleştirmek için siyaseti araç olarak kullanmaları kabul edilir olsa da iktidara ulaştıktan sonra kendimizi her daim dik tutan yeni çözümler üretmemizi sağlayan temel motivasyonumuz olan muhalif damarımız başta olmak üzere çok şey kazandık derken birçok şeyi fark etmeden yitirdiğimiz gerçeği ile yüzleşmekten de kaçınmaktadırlar.

Dünyayı çok önemsediğimiz gizlemek adına “Müslümanlar zengin olmalı” düşüncesi arkasına sığınarak zenginleştik ama zenginleştikçe korkularımız arttı. Maddi olarak kazandıklarımız çoğaldıkça kaybetme korkusundan başka duygu bilmez olduk.

Zenginleşme söz konusu olunca en çok hassasiyet gösterdiğimiz yerler olan bankalar ve finans kurumları herkesten ve her yerden daha fazla uğradığımız mekânlar oldu.

Çünkü önceden hayır dediğimiz her nevi kredi ve teşvik için helal haram demeden aldık, sattık hatta yenisini aldık diye eskisini hayır olsun niyetiyle bağışladık.

Sermayede zenginleştiğimizi kolaylaştıracağı düşüncesiyle liberalleştik çünkü liberalleşmek aynı zamanda önümüze en büyük engel olarak konulan ordu ile olan ilişkileri de düzeltecek gibi bir düşüncemiz vardı.

Ancak asıl darbeyi ekonomi, banka ve faiz üçgeninden aldığımız fark edemedik çünkü bizim için bankalar ordulardan daha tehlikeliydi.

Kısacası siyasetten, sivil topluma, sermayeden eğitime değişim yaptığımıza inanarak kendimizi yeniden konumladı ve önümüze çekildiğini iddia ettiğimiz tüm seküler laik duvarları patlattığımıza inanarak kendimiz tarih yazdığımıza inandırdık.

Tarih önünde dimdik durduk derken, 28 Şubat’ı yaşamıştık.

Siyasete öylesine bağımlı olduk ki geçmişte her derdin kaynağı ve üreticisi bildiğimiz Ankara’yı bütün dertlerimizin devası olarak gördük ve yine önceki dönemlerde kravatlıların makam odalarından sıkça söyledikleri “her şeyi devletten beklemeyin kardeşim” sözünü biz söyler olduk.

Siyasetin karikatürü olduğumuz için Ankara’yı evimiz kabul etmekle, Müslümanların evlerine düşman olamayacakları emrinden hareketle hükümet devlet ayrımını yok ederek “devlet bizim devletimizdir” devletçi olduk.

Önceki dönemlerde bizim için devlet kutsal olmamasına rağmen şimdilerde Osmanlı devamı gibi görmeye başladığımızdan dolayı devlet artık bizim için “Devleti Aliye” olup çıktığı için esas olan ümmetçilik başka gayrı İslami düşünceler arasında kayboldu gitti.

Ümmetçilik yok olunca ortaya çıkan boşluk nedeniyle uluslararası mevcut sistemi reel politik atmosfere karşı çıkamayacağımız kabulüyle tek yol olarak kabul ettik ve hepimiz NATO’nun, BM’nin gönüllü savunucusu oluverdik.

Tabi bu arada iktidarda kalma adına dünya dengelerini gözetme mecburiyetimiz nedeniyle Sykes-Picot başta olmak üzere müttefiklerimiz ve stratejik ortaklarımızla yapılan anlaşmaların artık düşünülmemesi gerektiği kanaatine vardık.

Sivil olduklarına inandırıldığımız ancak devlet ve belediyelerin desteği olmadıkça hiçbir şey yapamayan neredeyse her biri bir siyasi partinin gençlik ve kadın kolları gibi çalışan ancak bir diğerine selam vermeyecek kadar birbirinden uzak STK’larımız oldu.

Geçmişte bize en çok zarar veren kurum olduğu için tabir caiz ise elde edilmesini vacip gördüğümüz siyaset destekli medyalarımız oldu.

Medyamız güçlenip kuvvetlendikçe manşetlerimiz değişmeye başladı ve Müslüman şefkati yerini intikam alır hale gelebilmesi için de vicdanımızın sesini bastırarak dünyaya Müslümanca gazetecilik nasıl yapılır göstermek yerine tetikçilik yaparak tek el tek sesin yegâne mümessili olmaya evirildik.

FARKINDA MIYIZ?

Siyaseten dilimizin değişmesi gibi yaşantımızda konformizm düşünceleri nedeniyle değişti.

Önceden vakıftık, vakfeden idik sonradan vakıf üzerinden konuşur olduk.

Kaliteli, nitelikli fikirlerle yetiştireceğimiz gençlerimiz dijital dünyada kayboldu gitti.

Post modern filozofların Kuranı Kerim ayetleri üzerinde yaptıkları abuk sabuk yorumlara karşılık verecek nitelikli insan yetiştirme diye bir derdimiz de olmadığı için her şeyi zaman bırakan bir acizliği yüklenir olduk.

Cenabı Allah(cc) ahir ve akıbetimizi hayreyleye.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Ulemanın Müslümanlara Yükü

13 Mayıs 2026 Çarşamba 16:48

Kur'an'daki İslam'a Teslimiyyet

10 Mayıs 2026 Pazar 13:05

Gayreti Diniye

06 Mayıs 2026 Çarşamba 14:29

Sistem Değişimi Dayatması

03 Mayıs 2026 Pazar 12:27

Hal ve Gidiş Ne Durumda?

29 Nisan 2026 Çarşamba 15:25

Küresel Savaş Stratejisi

26 Nisan 2026 Pazar 12:00

Savaşı Doğru Okumak

22 Nisan 2026 Çarşamba 15:00

Armageddon Süreci Devam Ediyor

19 Nisan 2026 Pazar 12:52

Türkiye NATO ABD ve İsrail

15 Nisan 2026 Çarşamba 14:54

Savaş ve Zafer Sevinci

12 Nisan 2026 Pazar 14:52