Süleyman Küçük
Küresel Savaş Stratejisi
Adı güya geçici ateşkes olan, ABD ve İran arasındaki savaş molasında yaşanan gitgellerden sonra barış umutlarını yeşertenlerin gözleri, yeniden Pakistan'ın başkenti İslamabad'a gideceğini açıklayan ABD den sonra İran heyetine döndü.
ABD ve siyonist işgalci yapının 28 Şubat’ta İran’a düzenledikleri saldırılarla başlayan savaş, yaklaşık 2 aydır sürüyor. Farklı ülkelere de sirayet eden savaşla ilgili hem ABD hem İran ateşkesle başlayan süreci barışla noktalamaya çalışıyorlar.
Çoğunluk İran’ın mevcut ateşkes sürecini zorunlu bir şekilde barışla sonuçlandırması gerektiğini çünkü sürecin barışla sona erdirilmesinin rejim ve varlık mücadelesi olarak görse de biz farklı düşünen tarafta yer almayı tercih ederiz.
Siyonist basın ve yayın organları her ne kadar İran onurlu bir çıkış arıyor dese de, esasında onurlu bir çıkış arayan tarafın saldırgan taraf olduğunu herkes biliyor ama söyleyemiyor.
Çünkü hem İran, hem de ABD ve saldırgan siyonist işgal gücü, adı onurlu bir çıkış olan anlaşma sonucu yeni kurulacak Ortadoğu düzeninde, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorlar.
Bakmayın siz iki ülke arasındaki bir türlü sonuçlanmayan görüşmelerin ilerleme kaydedildi ve barış yakında olacak demelerine.
Özellikle ateşkes sürecini uzattığını söyleyen ancak her açıklamasında şaşkınlığını daha da fazla ispat eden Trump’ın, İran’ın siyasi anlamda bir kargaşa içinde olduğunu ve bunun çözülebilmesi için barışın gerekli olduğunu söylemesine.
Gerçekte ise ateşkes sürecinin uzaması her iki, taraf için de zamanın daraldığı anlamına gelmektedir.
Bu zaman daralmasının ya da diğer deyişle sıkıntının artmasının temel nedeni her iki tarafında kendilerinin kapattığını veya abluka altına aldığını ilan ettikleri Hürmüz Boğazının gemi trafiğine kapanmasının dünya çapında oluşturduğu ekonomik yıkımdır.
Hürmüz Boğazı’nda başlayan abluka ya da sürdürülen kapanma, her iki tarafında kırmızıçizgilerinin belirginliğinin en azından şimdilik ortadan kaybolmaya başladığının da göstergesi olmuştur.
Burada durup tekrar sormak gerekiyor.
Bu savaşı sadece İran mı varlık yokluk savaşı olarak görüyor, yoksa varlık yokluk savaşı aslında hem ABD hem de siyonizm için mi söz konusudur?
Birileri durumdan kendilerine vazife çıkararak kırmızıçizgiler İslamabad’da belirleniyor gibi açıklamalar yapıyor olsa da asıl olan şey kırmızıçizgilerin İslamabad’da silindiği gerçeğidir.
Bu arada yine birileri ateşkes sonrasında diplomatik iradenin ön plana çıktığını ve özellikle Pakistan’ın yürüttüğü mekik diplomasisi ile öne çıktığını iddia etmelerinin de saha da bir karşılığı yoktur.
ABD başkanının Türkiye hakkında yüksek perdeden övücü sözler söylemesine karşın Türkiye yerine neden barış görüşmelerinde Pakistan’ın tercih edildiğini söyleyemeyenler ya Türkiye hakkında İran’ın düşüncelerini bilmiyorlar ya da bildikleri halde söylemekten kaçınıyorlar demektir.
Ancak bir taraftan Türkiye’nin NATO müttefiki olan ABD nin, hem de tarih boyu Türkiye’yi kendisi için dini olduğu kadar tarihi olarak da rakip kabul etmiş olan İran’ın Türkiye’yi saf dışı bırakmalarının savaş sonrası stratejiler olduğu da saklanamayacak bir gerçek olarak ortadadır.
Savaşan tarafların savaş öncesinde olduğu gibi savaş sonrasında da bölgedeki amaçlarının aslında yapılan açıklamalardan çok farklı olduğunu ve bu farklı amaçlarının gerçekleştirilmesi noktasında masada güçlü görünmek istemesinin bilinmeyen bir tarafı yoktur.
Küresel savaş stratejisi çoğunlukla sahadaki olaylar kadar basına yapılan açıklamalarla perdelenir.
Bu nedenle Türkiye hakkında yapılan bölge ile ilgili tüm açıklamalar ihtiyatla karşılanmalıdır.
FARKINDA MIYIZ?
ABD Başkanı Trump’ın masaya çözüm iradesi koyması şeklinde ifade edilen durum, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla enerji ekonomisinin önemini artırarak savaşın küresel maliyetini arttırmaktan başka bir işe yaramamıştır.
Bizdeki savaş çığırtkanlarının ifadeleriyle ABD’nin İran’ın Hürmüz Boğazını ele geçirerek görünüşte İran’da rejim değişikliği yapmaya kalkışması sonuçta siyonist işgal rejiminin güvenliği için yapıldığı için rejim değişikliği talebinin sadece İran ile sınırlı kalmayacağı ve Türkiye’yi de içine alacak şekilde genişletilebileceği ihtimali asla gözden ırak tutulmamalıdır.
Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı bu haksız ve kirli savaş sonunda İran dâhil olmak üzere tüm orta doğuda yeni bir düzen kurulacaksa, korkarız ki bunun en büyük zararı dost(!) düşman herkesçe bölgenin en güçlü ülkesi olarak gösterilen Türkiye’nin üzerine yıkılmaya çalışılacaktır.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.