Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Hal ve Gidiş Ne Durumda?

İran’a karşı başlatılan kirli ve haksız savaş ateşkesle de olsa şimdilik kaydı ile bitti sayılır.

Savaşın başlaması olmasa bile bu şekilde bitişi pek çok kişi için sürpriz bir netice olmuş durumda.

İlk sürprizi İran’a karşı başlatılan saldırıyı geçmişteki Irak saldırısı gibi görenler yaşadı. Bizdeki ABD yanlıları bir anda İran da Irak gibi vurulacak ve işgal edilecek, en fazla bir hafta da savaş sona erecek beklentisi içindeydiler.

Diğer taraftan saklı gizli de olsa İran destekçisi olan kesim için de savaşın böyle sona ermesi sürpriz oldu.

Onlar diğerleri gibi İran yenilecek demeseler ve en azından ABD olmasa bile siyonist işgal rejiminin yerle bir edileceğini düşünenler de düşüncelerinin gerçekleşmemesinin şaşkınlığını yaşadılar. Ha bir de ABD nin fiilen işgali altındaki Suud başta olmak üzere körfezdeki mütegallibe Arap şeyhliklerinin sona ermesini bekliyorlardı ki, bu düşünceleri de gerçekleşmedi.

Savaş nedeniyle beklentileri gerçekleşmeyen başka bir grup daha var ki onlar da televizyon ekranları ile internet sayfalarını işgal eden herşeyolog siyasi ve ekonomik çokbilmişler.

Çünkü savaştaki algıdan ekonomideki algıya döndüğümüzde, Türkiye açısından gidişatın hayra alamet olmadığı artık herkesçe biliniyor.

Onlar İran saldırısı her şeyi yerle bir edeceği için orta doğudaki mühendislik ve inşaat sektöründen alacakları payı hesap etmişler ve kısa dönemde olsa kendileri için bir çözüm bulmuşlardı.

Onların kurtuluşu ekonominin lokomotifi olarak gördükleri inşaat işleri ile biraz da turizm gelirleri idi ki onunda savaş nedeniyle geleceği belli değil.

Geçmiş dönemde yüksek faiz ve vergi ile üretimi yok eden siyasetin ekonomi karnesinde gösterilmeyenleri göstermeye başlayalım:

Şubat 2026 tarihi itibarıyla yapılan açıklamalara bakılınca açık 35,4 milyar dolara çıktı ve ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70’e kadar düştü.

Hizmet sektörü gelirlerinin, özellikle turizm ve taşımacılığın, büyüyen açığa çare olamadığı, yani memleketin yine ürettiğinden çok tükettiği, yine kazandığından daha fazla harcadığı ve yine gelenden daha fazla dövizi kaybettiği artık gizlenemeyen gerçekler olarak ortada duruyor.

Ülkedeki üretim yapısı öylesine bozulmuş, tarım ve hayvancılık dâhil gıda da sistemsizliğimiz öyle bir kökleşmiş durumda ki, dışarıdan hammadde almadan hem yurt içine üretim, hem de yurt dışına ihracat yapamayan bir hale getirildik.

Sanayi ve ara malları bir tarafa ülke ihtiyacı kadarı için bile olsa gıda için et ithal etmek zorundayız.

Et ithal etmek için döviz bulmak gerek, döviz bulmak için de Londra tefecileri dâhil olmak üzere her kanaldan daha fazla borçlanmak gerekiyor.

Yani nereden bakarsanız bakın tam anlamı ile bir kısırdöngü içine düşürülmüş durumdayız.

Şimdi birileri yine “Dünya savaş ekonomisi uyguluyor, hatta dünyada yer yerinde oynuyor, savaş zamanında ekonomiler bozulur açık büyür” diyecektir.

Savaş elbette bazı dengeleri bozacaktır ama açıklanan rakamlar savaş başlamadan önce yenen hurmaların neticesidir.

Buna rağmen her şeyi güllük gülistanlık göstermeye çalışanların derdinin algı olması değişmiyor.

Algı yönetimi ile sorun çözmek yerine, sorunların üstünü örtmeye çalışıyorlar. Tıpkı bazı müteahhitlerin depremde duvarı çatlayan binalarının duvarlarının sıva ve boya ile kapatmaya çalışmaları gibi.

Yeniden ekonomiye dönecek olursak; Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku 167,4 milyar doları, önümüzdeki 12 ayda çevrilmesi gereken dış borç yükü 239 milyar doları, reel sektörün net döviz açığı ise 197,6 milyar doları aşmış durumdadır.

Yurtdışından gelen doğrudan yatırım diye bir şey ise hiç yok.

Geliyor denilen portföy girişine bakılınca da krediler ve rezerv kullanımının önde olduğu yani kalıcı sermaye değil tefecinin geldiğini görüyoruz.

Yıllardı yatırımcı yerine dünyanın en yüksek faizi ile borçlanarak tefeciyi ihya eden bir ekonomi yönetimi iş başında tutuluyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin sorunu sadece yüksek faizle borçlanma ve cari açık değildir. Sürekli hale getirilen sabit kur baskısı ile rezerv kaybının sorumlusu olan, bütçede vergi ve cezadan başka bir enstrüman bilmeyen zihniyettir.

FARKINDA MIYIZ?

İran saldırısı bitti ama ABD uyumlu basın, Epstein'dan hiç bahsetmiyor.

Hatta ABD yönetimi ile siyonist çetenin Epstein bağlantılarını bile ya sansürlüyor ya da görmezden geliyor.

BU arada Filistin ve Gazze işgalinde yer alan çift kimlikli çift pasaportlu siyonist katillerden de hiç bahsetmiyor.

Çünkü Epstein gibi çift pasaportlu siyonistler de, işgal gücünün istihbaratına çalışıyorlar.

Irak, Suriye ve İran bombalandı. Sıradaki hedefin Türkiye olduğunu herkes biliyor ama konuşamıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Süleyman Küçük Arşivi

Küresel Savaş Stratejisi

26 Nisan 2026 Pazar 12:00

Savaşı Doğru Okumak

22 Nisan 2026 Çarşamba 15:00

Armageddon Süreci Devam Ediyor

19 Nisan 2026 Pazar 12:52

Türkiye NATO ABD ve İsrail

15 Nisan 2026 Çarşamba 14:54

Savaş ve Zafer Sevinci

12 Nisan 2026 Pazar 14:52

İran, Amerika, Bop, Dost ve Düşman

08 Nisan 2026 Çarşamba 14:07

Fars Körfezindeki Savaşı Tanımak

05 Nisan 2026 Pazar 13:32

Şia’yı Kimden Öğreneceğiz?

01 Nisan 2026 Çarşamba 12:16

Sosyal Medya Zulmü

25 Mart 2026 Çarşamba 14:46