Süleyman Küçük

Süleyman Küçük

Kur’an'ı Öğrenmek Öğretmek

İnsanlar Kuranı Kerime inandıklarını söylerler, ama bazen inandıkları ile söyledikleri, söyledikleri ile yaptıkları arasında dikkat etmedikleri farklar oluşur.

Bundan dolayı bilgilerimizi tazelemek adına, Kuranı Kerimin geniş tarifi ile başlayalım:

Kur’an-ı Kerîm, Hz. Allah(cc) tarafından Hz. Muhammed (sav)’e vahiy yoluyla Arapça olarak indirilen, Mushaflarda yazılan, tevatür yoluyla nakledilen, tilavetiyle ibadet edilen ve mucizevî yönleri ile inanmayanlara karşı meydan okuyan bir kelâmı ilâhîdir.

Şimdilerde Kuran okuyorum diyenlerden daha çok, Kuranı Kerimi öğretiyorum diyenlerin öncelikle bu tarifi içselleştirmeleri gerekiyor.

Müslümanlar Kuranı öğrenmek ve öğretmek için bu anlamda, öncelikle İslam’ın Kurucu nesli, Sahabe Efendilerimiz gibi davranmaları gerekiyor.

Sahabe Neslinin(ra) Kuranı Kerimi öğrenmek ve öğretmekten önce imanı öğrendiği gibi bizim de öncelikle Kuranı Kerime iman etmemiz gerekiyor.

Bu konudaki dayanağımız Nisa, 136 da ki: “Ey İman edenler, İman edin” ayetidir.

Sahabe Nesli(ra) örnekliğinde gördüğümüz gibi Müslümanlar sırasıyla iman edecekler, sonra Kur’an’ı okuyacaklar, okumaları ile birlikte anlamaları ve hükümlerini öğrenerek hem kendi hem de toplum hayatına uygulamaları gerekecektir.

Bun sıralamada örneğimiz Risalet’in ilk yıllarından başlamak üzere 13 yıllık bütün bir Mekke dönemi boyunca nazil olan ve Mekki sureler diye ifade edilen ayet ve surelerin hiçbirinde Müslümanlara “Ey iman edenler” ifadesi diye hitap edilmemesidir.

Bu dönemdeki bütün hitaplar; “Ey insanlar, Ey Âdemoğulları” ifadeleri ile karşımıza çıkmaktadır.

Bu durum bize Mekke’de geçen 13 yıl boyunca Peygamberimizin (sav.) Sahabe Efendilerimizin imanlarını güçlendirmeye odaklandığı ve onları putperestlikten sarsılmaz bir İmana taşıdığını göstermektedir.

21. Yüzyılda baba evinin konforunda doğuştan Müslüman olanlar, Arap yarımadasında okuma yazmanın az olduğu ve maddi açıdan her türlü zahmetin eksik olmadığı bir ortamda İslam’ı kabul eden Sahabe Nesline(ra) Kuran ayetleri tebliği edilince insanların hemen o dönemde peş peşe namaz, oruç, zekât, gibi ibadetlerle sorumlu olduklarını düşüncesine kapılabilmektedir.

Bu zan üzerine de ortaya çıkarak Müslümanlar Kuranı bilmiyor, Tevhide şirk karıştırıyorlar gibi boylarını aşan zanni iftiralarda bulunabiliyorlar.

Hâlbuki o dönemde Kuranı Kerimden nazil olan ayeti kerimelerin tamamı bu gün üzerine titrediğimiz ibadetlerimizden önce, Hz. Allah’ın(cc) yüceliği ve gaybı (görünmeyeni) anlatmaktaydı.

Çünkü Hz. Peygamberimiz (sav) insanların söz ve davranışlarından önce iç durumlarını düzeltmek ve ibadet için temel öncelik olan insanların kalplerini imanla dönüştürmek için gönderilmişti.

Kısaca İslam peygamberi(sav) İnsanların İbadetlerde yönlerini kıbleye çevirmeden önce, kalplerinin yönünü Rabbimiz Hz. Allah’a(cc) çevirmişti.

Yoksa zamanımızda bazılarının işgüzarlık olarak yaptıkları gibi önce sorgula, sonra iman et gibi bir davranış biçimi yaşanmamıştır.

Yukarıda geçtiği gibi okuma yazma oranının son derece düşük olduğu ve sözlü kültürün neredeyse hayatın tamamına hâkim olduğu bir Arap yarımadası toplumunda insanlara inanmadan önce ayetleri, ayetleri tebliğ eden peygamberi ve hatta yaratıcıyı sorgula sonra kafan yatarsa iman et gibi bir tebliğ usulü yaşanmamıştır.

Kur’an-ı Kerîm ilk nazil olduğu andan itibaren, tilavetiyle ibadet olunan bir kitaptır. Onun dışında Peygamberler(as) de olsa, hiçbir bir kulun sözü ile tilavet edilerek ibadet yapılamaz. Hatta Hadis-i kudsî ile bile ibadet edilmez.

Kuran dışında başkalarının yollarından seçilmiş Peygamber’in yoluna geçiş yaparken Ayeti Kerimeleri ve Kuranın açıklayıcısı olan Hz. Peygamberimizin hadislerini en hayırlı 3 nesil olan Sahabe(ra) ve selefi Salihin(ra) neslinin anladığı gibi anlamak zorundayız.

Başka ve kim olursa olsun bu 3 hayırlı neslin anladığı gibi anlamayan, onların aklının ermediğini ve anlayamadıklarını iddia edenler hangi eğitimi görmüş olurlarsa olsunlar, fıkhı ve tefsiri ne kadar bilirlerse bilsinler, imanlarını ve akıllarını nasıl tarif ederlerse etsinler Müslümanların yanında zerre miktarı değerleri yoktur.

FARKINDA MIYIZ?

Bu ümmet 1400 yıldır Kuranı ve İslam’ı yanlış anladı yanlış yaşadı diyen zırzoplar başta olmak üzere üniversitelerin ilahiyat fakültelerinde öğretim görevlisi olanlar ile Diyanet kademelerinde görev yapanların hiç birisi, Müslümanların nezdinde Mezhep İmamımız imamı azam Ebu Hanife(ra) den zeki değildir.

Zeki olmak bir yana, Kuranı Ve İslam’ı Hz. Rasulullah(sav) ve Sahabe Efendilerimiz(ra) gibi anlayıp yaşamadıkları içindir ki, İslam adına, Kuran adına Müslümanların bu günkü müşküllerinden bir müşkülü çözmüş değillerdir.

Çünkü tek dertleri Kur'an'ı anlamak veya anlatmak değildir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Süleyman Küçük Arşivi

Tevhidi Kimden Öğreneceğiz

31 Mayıs 2026 Pazar 13:55

Hadisi Sünneti Kimden Öğreneceğiz?

24 Mayıs 2026 Pazar 13:43

Kur'an'ı Kimden Öğrenelim

20 Mayıs 2026 Çarşamba 14:38

Bilgiyi Yük Edinme

17 Mayıs 2026 Pazar 14:41

Ulemanın Müslümanlara Yükü

13 Mayıs 2026 Çarşamba 16:48

Kur'an'daki İslam'a Teslimiyyet

10 Mayıs 2026 Pazar 13:05

Gayreti Diniye

06 Mayıs 2026 Çarşamba 14:29

Sistem Değişimi Dayatması

03 Mayıs 2026 Pazar 12:27

Hal ve Gidiş Ne Durumda?

29 Nisan 2026 Çarşamba 15:25

Küresel Savaş Stratejisi

26 Nisan 2026 Pazar 12:00