Gurbetin Yalnızlığı

Ben çocukken babam bir yere giderken veya bir yolcuyu uğurlarken helalleşir ve şöyle derdi:
“Gidip de dönmemek var, dönüp de görmemek var. Şehriyar’ın dediği gibi: Ayrılık var… Ölüm var…”
Dünyanın cep telefonuyla tanışmadığı, ulaşımın bugünkü kadar kolay olmadığı yıllarda, en büyük acılardan biri de gurbete düşmekti. İş için, askerlik için ya da ancak büyük şehirlerde bulunan hastanelere gitmek zorunda kalanların içli ve dokunaklı şiirleri, türküleri herkesi derinden etkilerdi.
Mesela “acı vatan” Almanya’ya giden temiz Anadolu çocuklarının vatan özlemleri… Vatandan haberi turnalardan sorarlardı. Yıllar önce Hollanda’da çalışan Hüseyin Yaman kardeşimizle beraberdik. Telefonu çaldı. Telefon müziği:

“Allı turnam, ne gezersin havada
Devrildi arabam, kaldım burada…”

Bu telefon müziği kalbimin bir yerlerini kanattı.
Ben de “yolumuz gurbete düştü” diyenlerdenim. Üniversiteye geldiğim Konya’dan memlekete bir daha dönmedim. Kendimce Konya’ya hicret etmiştim. Sıladan, sevdiklerinden ayrı düşmeyi daha çocuk denecek yaşlarda tattım. Belki de bu müzik, gönlümden hiç gitmeyen o turnaları yeniden havalandırmıştı.
Bir insanın yüreğindeki hasreti, özlemi dindirmek için havada uçan turnalardan haber beklemesi; kendi yangınını, hüznünü turnalarla anlatması…

Ne kadar içli. Bir insanın böyle bir hasreti yüreğinde taşıması ne kadar acı.
Gurbetin zorluğu; başa gelen olmadık işler, bir yerde garip düşmek, yalnız kalmak… Bu acıyı, bu hüznü tek başına yüreğinde yaşamak…

Hallacı Mansur şöyle demiş:
“Cehennem acı çektiğin yer değil, acı çektiğini kimsenin duymadığı yerdir.”
İşte gurbet, bu ateşin ortasına düşmektir.
İnsanın çocukluğu ana vatanıdır. Çocukluğunun geçtiği yerleri, arkadaşlarını özlemek ama kavuşamamak… Bu hasret, insanın ciğerini yakan bir ateştir. Kavuşmanın hayali bile güzeldir.

Sadece mutlu anlar özlenmez; vatandaki her şey özlenir:
“Nazlı olur güzellerin iyisi
Deli gönül güzellerin delisi
Gayrı bizim elin kara çalısı
Gül oldu gidelim bizim ellere…”

Kara çalıyı güle dönüştüren bu özlemi gidermek için biz de rahmetli babamla, yıllarca öğretmenlik yaptığı Ereğli’nin en yüksek köyü Yatsıkaya ’ya gitmiştik. Hasta olan babam sanki iyileşmişti. Köyün içinde bir o tarafa bir bu tarafa gidiyor, oralarda başından geçenleri bize heyecanla anlatıyordu. Birden yaşama sevinci gelmiş, o günlere geri dönmüştü. Sizlerin de hâlâ annesi babası sağ olanlar varsa, onları hatıraları olan yerlere götürün. Sakın tehir etmeyin. Yüzlerine bakınca karaçalının güle nasıl dönüştüğünü siz de göreceksiniz.

Gurbetin kendisi karanlık bir zindana düşmek gibidir. Bir gün kavuşmanın ihtimali güneş gibi doğmasa, insan buna dayanamaz. Bazen gidenler, sılayı gurbete çevirirdi; geride büyük bir hüzün ve yakıcı bir ateş bırakıp giderlerdi. Zaten insanın kıymeti, ardında bıraktığı boşluk kadardır. Gidenlere adeta yalvarılırdı:
“Gitme turnam bizim evden
Döngel Allah’ın seversen
Ayrılık ölümden beter
Döngel Allah’ın seversen…”

Gidenlerin arkasından bir feryat gibi;
“Gayrı dayanamam ben bu hasrete, ya beni de götür ya sen de gitme…”
Diye başlayan, umutlar tükenince
“Yetiş namazım kılmaya, seni seven öldü gel gel…”
Diye biten türküler söylenirdi.
Giden sevgililer, arkalarında külü dumanı olmayan bir ateş bırakırdı.
“Gitti canımın cananı, bıraktı beni yaralı…”
Diye feryat edilir; gidenlerin arkasından bakıp kalmanın tarifsiz acısı
“Yeşilbaşlı telli turnam şimdi bizim elden uçtu…”
diyerek anlatılırdı.

Hastanelerde dermansız dertlere düşmüş, ölümü bekleyen âşıkların yavuklularına yazdıkları acı dolu gurbet türküleri:
“Hastane önünde incir ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Baştabip geliyor zehirden acı
Garip kaldım, yüreğime dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu…”

İnsan böyle bir acıyla nasıl yaşar, böyle bir hüznü nasıl taşır?
Kendisi gidemese bile mezarda yüzünün vatana doğru döndürülmesini istemesi nasıl bir hasret?
“Mezarımı kazın bayıra düze
Yönümü çevirin sıladan yüze”

İnsan böyle bir acıya nasıl dayanır?
Gurbet; sevdiklerinden ayrı düşmektir.
Biz aslında gurbeti yüreğimizde taşırız.

Tekrarı olmayan bir hayat yaşıyoruz; bu yüzden çok anlamlı, geri dönüşü olmayan, imkânsız bir aşk gibidir. Belki de bu yüzden insanı yakan bir yönü vardır. İnsanı sadece geçmişteki acı olaylar değil, en mutlu olduğu hatıraları hatırlamak bile üzer; bir daha kavuşamayacağı sevdiklerinin özlemi yakar. Dinimizde gurbette ölenlerin şehit olduğuna inanılır. Gurbette kalmış nice yiğit vardır; mezarları bile bilinmeyen… Mesela babamın iki amcası Adana’ya çalışmaya gitmiş; sonradan ikisinin de sıtmadan öldüğü haberi gelmiş. Dedem onlardan hiç bahsetmezdi. Babamın ismini, onların adını yaşatsın diye koymuşlar. Onlardan geriye sadece bir isim kaldı.

Gurbet; sevenin sevdiğinden ayrı düşmesi…
Bu topraklarda herkesi derinden etkilemiştir.

Toplumun her kesiminde bu acı; kimi zaman bir söz, bazen bir şiir, bazen bir türkü olmuş; muhataplarını yakan bir ateşe dönüşmüştür. Gurbeti, ayrılık acısını onlardan daha iyi kimse anlatamaz; onları da bu acıyı çekenler dışında kimse anlayamaz.

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar birbirini anlar.
Zaten, “İnsan da insanı yarasından tanır.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Tamer Kalender Arşivi

Dostunu Kaybedenlerin Yalnızlığı

09 Mart 2026 Pazartesi 13:26

Eşini Kaybedenlerin Yalnızlığı - 2

23 Şubat 2026 Pazartesi 10:05

Eşini Kaybedenlerin Yalnızlığı-1

09 Şubat 2026 Pazartesi 10:53

Göçmen Hüznü

12 Ocak 2026 Pazartesi 16:06

Göçmenlerin Yalnızlığı

29 Aralık 2025 Pazartesi 11:01

İftiraya Uğrayanların Yalnızlığı

15 Aralık 2025 Pazartesi 16:18

Asil İnsanların Yalnızlığı

21 Kasım 2025 Cuma 12:28

Yetimlerin Yalnızlığı

04 Kasım 2025 Salı 16:29

Yalnızlık

17 Ekim 2025 Cuma 14:20