1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Mankurtluk külahı üzerine
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Mankurtluk külahı üzerine

A+A-
Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” romanındaki Mankurt tipi, Müslüman Türk’ün ve bir bakıma insanlığın evrensel meselesini, beşeriyetin ezelî bir derdini de dile getirir.  Çünkü tarihler, renkler ve yöntemler ne olursa olsun insanlık kaderinde, Hakla Batılın savaşı (emperyalistlerin, egemenlerin, barbarların) saldırıları mutlaka gerçekleşecektir.
Ferdî planda, beşerin en büyük zenginliği olan zihni elde edilerek; daha ileri boyutlarda ülkelerin hazineleri yağmalanarak, küresel bir güç hâlinde hükümranlık kurulmak istenecektir.
Romandaki başına deve derisi geçirilerek(maddî-manevî sömürü araçları), benliği ve bilincinden uzaklaştırılan Colaman; güdümlü insan tipinin en belirgin, meşhur olanlarından biridir. Ve günümüze de hitap etmekte, yaratılmak istenen bir insan tipiyle özdeşleşmektedir.
 “Sahih münevverlerimizden” Prof. Dr. Nurullah Çetin’in “Mankurtluk Külahı” isimli yeni kitabı, Türk milletinin mankurtlaşma sürecini, mankurt aydın tipini, bu z(illetin) bütün araz ve tezahürlerini dünden bugüne gelerek, tüm çıkmazlarıyla birlikte samimi ve hararetli bir lisanla anlatmaktadır.
En kestirmeden, Nurullah Bey’in ifadesiyle Mankurt: “Türk düşmanlarının Türk’e Türk düşmanlığı propagandalarını ilahî bir vahiy gibi dinleyip kutsal bir âyet gibi kalbine nakşeden, bunları huşu içinde derleyip bir muska gibi boynunda taşıyan ruhsuz, şuursuz, milliyetsiz, kimliksiz, kişiliksiz, vatansız, geçmiş hafızası silinmiş, gelecek hayali karartılmış bir iskelet, Amerika’nın, Avrupa Birliğinin, Ermenicilerin, Kürtçülerin ensesine oturup yularından tutup istediği yöne çektiği bir zavallıdır.”(arka kapak yazısından)
Eserde; tarihten, edebiyattan, hatta “Oidipus Kompleksi”, “programlanmış çaresizlik olgusu” gibi psikolojinin sahasına giren bazı terimlerden, ibret-âmiz hadiseler, hikâyeler,  fabl gibi ifade vasıtalarından da ayrıca yararlanılmıştır. Böylece yoğun anlatım daha da kuvvetlendirilerek, çeşnilendirilmiş; ince ayrıntılar ve tespitlerle, bir vâkıa tüm cepheleriyle göz önüne getirilmiş; fikirler, tahliller çekici ve anlaşılır kılınmıştır.
Söz konusu bazı ilginç örneklere değinelim:
“Mankurtluk, Düşmanına Sarılma Zilletidir” başlığı altında düşmanına âşık bir genç kız misali veriliyor. Yakın ölüm tehdidine rağmen, kız düşman sevdiğine kayıtsız şartsız teslim olmakta, onun tarafından öldürülmeyi dahi göze alacak kadar körleşmektedir.
Verilen misal Batının Doğu algısını içerdiği gibi, bizim kendimiz hakkındaki bazı tasavvurumuza da işaret etmektedir. Hemen hatırlıyoruz, iç ve dış siyasilerin, özellikle Avrupa Birliği ile ilişkiler kapsamındaki karşılıklı görüşlerini. Küçük bir örnek üzerinden gidelim: “Avrupa Parlamentosu'ndaki oturumda Türkiye, evlenmek için direten nişanlı bir genç kıza benzetildi. İspanyol parlamenter Christina Guiterrez, ‘‘Nişanlı kadın evlenmek istiyor. Bir kadın bu kadar uzun süre reddedilemez’’ dedi.(5 Aralık, 2002 Hürriyet.)
Türkiye kâh bir genç kız olup, “Katolik nikâhı kıydırmaya yeltenmekte, kâh uslu bir öğrenci hüviyetinde derslerine sıkı çalışarak, verilen ev ödevini bitirmeye niyetlenmekte, kâh havadan inen emirlerle yalınkılıç sefere çıkmaktadır. Sokakta icra edilmesi gereken görevleri ise, romantik teröristlerimiz üstlenmektedir.
Ayrıca başta Ermeniler olmak üzere, çeşitli özür kampanyaları açarak ve özür sahasını genişleterek de, Batılı Sevgililerinin(!) sayısını çoğaltmaktadır.
“Mankurtluk Külahı”nda, yine Mehmet Rauf’un, İstiklâl Harbi’nde geçen, günümüze taşan bir hikâyesi tahlil edilirken, mankurtça teslimiyetin rezilliği ve düşmanla işbirlikçi din adamının zihniyeti, sefaleti irdelenir. Zamanımızın, kötülükle/küffarla savaş(mücadele)  kavramını yitirmiş sorumsuz ve sorunsuz Müslümanları eleştirilir. “Şereflice ölmenin asaletini” de içeren hikâyede “Ruslar, Halil Hoca’nın evine büyük bir ordu birliği hâlinde saldırırlar. Halil Hoca ve yaşlı karısı, elli ellibeş Rus gâvurunu temizledikten sonra daha fazla dayanamayıp şehit olurlar.(sh. 78). 
Eserde “Mankurtlaşmanın Önemli Bir Zemini: Kültür Emperyalizmi” konusuna değinilirken; Mankurt tipinin zıttı olarak, “Soylu ve Yiğit Türk Serdengeçtileri, Millî Türk, Çılgın Türk” tanımları ortaya atılmakta, bir çözüm sunulmaktadır. Her iki tipinde düşünceleri, tavırları, hayat biçimleri, savaş(zorluk, mesele, varolma kavgası) karşısındaki davranışları incelenmektedir.
İleri mankurtlaş(tır)ma biçimlerinde, çeşitli yollar tatbik edilmektedir. Biri de; çevrilen diziler, filmlerle, yayınlanan bir takım kitaplar ve sivri kişilerin kullanılmasıyla, dünya çapındaki anıt şahsiyetlerimize yapılan saldırılardır. Büyükler bilhassa çarpıtılmaya müsait, magazinleştirilmiş özel hayatlarıyla ele alınır; güdükleştirilerek, bağlar koparılır, dayanak ve kaynak olarak yararlanılmasının önü kesilir.
Kitapta mevzuuyla ilgili Kanunî ve Atatürk örnekleri verilmiştir.  Fatih’ten Yavuz Selim’e, hatta en kutlu örnek Peygamber Efendimize kadar indirgeme, tahfif ve tahkir şekilleri görülür. Bir takım tıynetsiz adamlara yaptırılan programlarla; muhtelif sahnelerde fütursuzca, sıradan fanileri, yüce şahsiyetler söz gelişi peygamberlerin seviyesine getiren, eş(it)leştiren âşıkane(!) yorumlarla “hücum” tırmandırılır.
Onları asıl büyütüp, farklılaştıran, öne çıkarıp tanıtan hasletleri, biricikliklerini ve müstesnalığını sağlayan özellikleri kapatılır. Böylece gerçek çehrelerini; meydana getirilen sanal, yapay kişilik örter. Beyin her yönden küçüğe, basite, gündeliğe alıştırılır. Meseleyi bu yönden değerlendirince mesela Necip Fazıl gibi dev bir şairden geriye; kumarbaz, başı rüzgârlı, karmaşık bir ruh kalır. Maya bozulur; meydan doldurulmuş, pilli, kurgulu, bönleşmiş oyuncaklarla sarılır.
Neticede; birlik bütünlük ve tarihî süreklilik sağlanarak, bir yükselme zemini teşkil edilmesine, gizli aşikâr türlü metotlarla mâni olunur.
Ne acıdır ki, bunca mankurtlaştırma oyununun, faaliyetinin baş gösterdiği Türkiye de; muhtemel tepki, müdafaa ve fikrî direniş hareketleri, mesela “İçe Dönük Milliyetçilik Yapılmaz” tarzında düşünce saplamasıyla; eli kolu bağlı, salt seyirci yığınların (tıpkı pelteleşmiş bir dindarlık anlayışında olduğu gibi) artışının sağlanmasıyla önlenmeye çalışılır. Dik durmaya değil, güçlü rüzgârlara maskeli destek verilir.
Mankurtluk külahıyla perdelenmiş robotlar; şaşı tarih, çarpık bir kültür, yoz edebiyat ve hayat anlayışıyla, beynelmilel bir sürü olma peşindedir.
Külah perde gibi gözünüzü örter, kulaklarınızı kapatır, gönlünüze iner. Alışmışsınızdır, zamanla siz yenilerini imal etmeye, kafanıza geçirmeye başlarsınız. İlerlediğiniz geliştiğiniz zannıyla, aynı külahı biteviye bir diğeriyle değiştirir; külah kapmada yarışırsınız. 
Mankurtluk, kâinatın en şerefli varlığı olan insanın önüne çekilmiş devasa bir settir. Müslüman Türk’ü izsiz, sözsüz ve güçsüz bırakmak, kendi çizdikleri sınırlara ve kalıplara hapsetme, silme emelidir.
Büyüme ve eğitim davası, istikbale yürümek, bekâmız; bu zinciri/engeli/ kaldırıp yıkmakla, mümin farkındalığı, ayıklığıyla mümkün olacaktır.
Eser, baştan aşağı, mankurt efsanesiyle örülürken, önemli bir noktaya da dikkat çekiyor. Aytmatov’un romanında adı geçen, mankurtlaştırılan Colaman’ın annesi Nayman Ana şahsında; yazar fedakâr, cefakâr Türk kadınlarına da sesleniyor. Uyarıcılık görevi, vazifesi, yüksek hedefler sadece erkeklere münhasır kalamaz.
Mankurtluk Külahı (isminin aksine),beyninizi ve kalbinizi açan, dinamik bir kitap. Söylemleriyle örtüşen bir aydının hayatî mesajları, iç’li tezli yüklü özlü cümleleri.
Sayın Çetin’in zengin Mankurt açılımı, en başta Cengiz Aytmatov’un ruhunu şâd etse gerektir.
İletişim adresi: ncetin64@hotmail.com
 
Bu yazı toplam 5884 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.