1. YAZARLAR

  2. Abdullah Uçar

  3. Kudüs, Araplar ve Osmanlı (3)
Abdullah Uçar

Abdullah Uçar

DİNİMİZ TARİHİMİZ
Yazarın Tüm Yazıları >

Kudüs, Araplar ve Osmanlı (3)

A+A-
Yine bazı insaflı ve tarafsız tarihçiler; Arap isyanı diye bir şey yoktur. Araplar O günkü İttihat ve Terakki idarecilerinin yaptıkları haksızlık ve zulümlere isyan etmişlerdir.(1) Filistin Ordusu Komutanı olan Cemal Paşa’nın birçok Arap aydınını astırması, aşırı şiddet ve tahakküm uygulaması gibi sebeplere(2) isyan etmişlerdir diye değerlendirenler vardır.
Akif Merhumun bu husustaki değerlendirmesi ne kadar ibretlidir:
Türk Arab’sız yaşamaz. Kim ki “yaşar” der, delidir!
Arab’ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.(3)
Gerçekten bunun böyle olduğu, Gazze savaşından (27.12.2008) sonra daha iyi anlaşılmıştır. Münferit veya küçük çaplı olumsuzluklar oldu ise de; Osmanlı ordusu Filistin’den çekilirken “Bizi kimlere bırakıp da gidiyorsunuz ey Osmanlılar!” diye ağlayan Araplar, Kudüs Surlarından Osmanlı bayrağı indirilirken: “Biz bu bayrağın yokluğuna nasıl dayanacağız” diyerek ağlayan, feryat eden, göz yaşı döken, Türk asker ve subaylarının eline ayağına sarılıp nesi var, nesi yok anlara vermeye çalışan Araplar ve yetkililer de olmuştur.(4) Lozan görüşmeleri esnasında TBMM kapılarında gece gündüz dolaşıp; “Bizi İngiliz kurtlarının eline teslim etmeyin” diye Türk Milletine yalvaran Arap yetkililer de olmuştur.(5)
Bunlar yan etkiler olabilir ama, esas yenilgimizin sebebi Osmanlının her yönden zayıf olması ve ordumuzun içine politika mikrobunun girmesidir. O dönemlerde Türk ordusu içinde görev yapan Hans Guhr isimli Alman generali: “Filistin’de İngilizlerin teknik imkânları, Osmanlınınkinden 40 misli daha fazla idi” der.(6) Yine Ordumuz içinde görev yapan ve hatıralarını yazan Alman Generallerden Von Kres, Son Haçlı Seferi (Kuma Gömülen İmparatorluk) isimli kitabında: “Bizim memlekette hiçbir hayvan, Filistin savaşında bizim içtiğimiz suyu katiyen içmez”(7) der ve Osmanlı ordusunun yokluk, kıtlık ve imkânsızlıklar içinde kıvrandığını ve neticede yenildiğini yazar.
Batılı devletler bizi Araplardan ayırmışlar ama; bizim 401 sene kaldığımız o diyarlarda İngiliz ve Fransızlar 20 sene ancak kalabilmişler, ama fitne çıbanının başını da kanatıp, Yahudi’yi getirip Filistin’e yerleştirmişlerdir.
Lübnanlı Dürzi Lider Velid Canbulat da: “Osmanlı zamanında işler daha iyiyiydi. Bu ulus devletler bir felaket. Osmanlıda Araplar birlik ve beraberlik içinde idiler” demek suretiyle bu gerçeği itiraf etmiştir.(8)
1992 Yılında Bosna Hersek'le ilgili bir toplantıya katılan Dışişleri Bakanımız Hikmet Çetin'e A.B.D. Dışişleri Bakanı'nın, Balkanları kastederek: "Siz bu felaket yerde 500 yıl nasıl kaldınız?"(9) diye sorması, yine; İsrail Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e: “Sizin iki pırpırlı bir çavuşla asırlarca idare ettiğiniz Filistin’i biz bir ordu ile idare edemiyoruz.”(10) demesi; Osmanlının ne kadar adil ve uyumlu bir idareye sahip olduğunun popüler delilleridir.
Osmanlı askerleri Kudüs’ü muhasara eden İngilizlere karşı savunmamış, yani şehrin içine çekilip savunma savaşı yapmamıştır. Sebebi de; Şimdi İsrail’in Gazze’ye yaptığı gibi top atışları ile kutsal mabetleri ve tarihi dokunun zarar görmemesi için.
Osmanlı Kudüs’ten çekilirken İngilizler gelinceye kadar şehri Araplar yağma etmesinler diye bir artçı bölük bırakmış ve bu bölük esir olmuştur.(11)
Bir Yahudi yazar “Yahudi Sözü” gazetesinde, İngilizlerin Kudüs’e girmeleri üzerine 18 Aralık 1917’de şöyle yazıyordu: “Türkler bu mukaddes şehri top ateşi altında bırakmamak için savaşsız terk edecek kadar yüksek bir anlayış sergilemişlerdir. Binaenaleyh İngilizlerin de şehri aynı şekilde muhafaza etmeleri genetiğini istemek zorundayız. Çünkü İngilizler, Mısır ve Hindistan’da olduğu gibi, askeri idarelerini kurdukları ülkelerde eşkıya siyaseti takip ve tatbik ederler. Askeri idareleri altına aldıkları bölgelerde kazı ve araştırmalarda bulunur, bulabildikleri bütün kıymetli ve nadide eserleri kendi müzelerine nakletmek cüretini gösterirler. Osmanlı devleti şu ana kadar İngilizlerin Filistin’de kazı yapmalarını engellemeye muvaffak olmuştur. Fakat mademki şimdi buraya İngilizler hâkimdir, bu hâkimiyetlerinden yukarıda belirttiğimiz tarzda istifade etmelerinden korkmaktayız. Bunun için dünyanın bütün Yahudileri böyle bir hürmetsizliği protesto etmelidir.”(12)
Hey büyük Osmanlı. Seni öldürenler bile hakkını teslim etmekten kendilerini alamıyorlar. Belçika’da yayınlanan bir TV programında: “Osmanlı ölürken bile güzeldi” denmiştir. Gerçekten öyle.
Osmanlının dünya siyaset sahnesinden çekilmesi dünyanın dengesini bozmuştur. Hala o denge yerine gelememiştir. O tarihten bugüne ne Balkanlarda, ne Kafkaslarda, ne Ortadoğu’da huzur ve saadet görülmemiştir. Osmanlı mirasından bir lokma pay alanların da boğazına durmuş, yaramamıştır. Temeli takva ile atılan o kerim devletin eksikliği her yerde hissedilmektedir. Bugün Haçlı ilim adamları bile onu örnek göstermektedirler.(13) Bu bahse şöyle ibretli bir misalle son veriyorum:
1967 yılında Paris’te düzenlenen Yahudi kongresinin zabıtları arasında bulunan bir belgedeki kayıtlara göre bir delegenin: “Evet bugün bağımsız bir devletimiz var ama mesut muyuz? Osmanlı devrindeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepimizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki hayır” diyerek bir gerçeği itiraf etmiştir.(14)
--------------
1- Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar-2, M. Ertuğrul Düzdağ, Kaynak Yay. 2007, İst. 2. baskı, s.54
2- Suriye Hatıraları, Ali Fuat Erden, İşbankası Yay. İst. 2006, s.279-281-282-290-291-293-
3- (Safahat, Mehmet Akif, Ö. Rıza Doğrul, Yeni Matbaa, İstanbul, 1966, s.206.)
4- Selahattin Günay, Suriye ve Filistin Anıları, Bizi Kimlere Bırakıp Gidoyorsun Türk, İş Bankası Yay. İst. 2006, s. 116-118. Arapların hepsinin asi ve Türk düşmanı olmadıklarını, Kanal seferi ve Filistin savaşlarında Türk ordusuna ne kadar yardım yaptıklarının, faydalı olduklarının bilinmesi için bu kitabın okunması gerekir. Suriye Hatıraları, Ali Fuat Erden, İşbankası Yay. İst. 2006, s.82.
5- Mustafa Armağan, “Tarihimizle Hesaplaşma”, Profil Yay. İst. 2007, s. 9
6- Türklerle Omuz Omuza, Hans Guhr, Çev. Eşref Özbilen, İş Bankası Yay. İst. 2007, s.189-192-
7- Son Haçlı Seferi (Kuma Gömülen İmparatorluk), Von Krees, Çev. Tahir Balaban, Yeditepe Yay. İst. 2007, s.49-
8- Hasan Cemal, Milliyet 04.04.2005.
9- İsmail Yediler, 22 Eylül 1994, Zaman Gazetesi s.5
10- Tar. Düş. Nisan 2002 sayı 27
11- İbrahim Refik, “Tefekküre Yolculuk”, Albatros Yay. İst. 2004, s.163.
12- Divane Güzeller, İskender Pala, Kapı Yay. 2004, İst. s.265. Ama şimdi kendileri Müslümanlara ait tarihi kalıntıları silip süpürmekte ve dozelerle yok etmektedirler.
13- Bkz: Abdullah Uçar, İslâm Âlemi Neden Geri kaldı?, Konya 2005, s. 390.
14- Necati Özfatura, Yeşilay Dergisi Ekim 1992, s.21.
Bu yazı toplam 2161 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.