1. YAZARLAR

  2. Ahmet Güldağ

  3. Köylü Milletin Efendisidir Yaklaşımı Hâkimdi -3-
Ahmet Güldağ

Ahmet Güldağ

MÜŞAHEDE
Yazarın Tüm Yazıları >

Köylü Milletin Efendisidir Yaklaşımı Hâkimdi -3-

A+A-
Örneğin bizim ülkemizde petrol yok belki ama yer altı kaynakları bakımından dünya madenciliğinde adı geçen 132 ülke arasında üretim değeri açısından 28 inci, maden çeşitliliği itibarıyla da 10 uncu sırada yer alıyoruz.
Dünyadaki bor rezervinin % 72’si bizim topraklarımızın altında, Türkiye’nin teorik altın potansiyeli 6.500 ton olarak tahmin ediliyor, bu potansiyelle dünyada ikinci sırada olduğumuz öngörülüyor, jeotermal enerji potansiyelimiz 31.500 Mega Wat Termal olarak hesaplanıyor ve bu alanda dünyada yedinci, Avrupa’da ise birinci olduğumuz düşünülüyor.
Bilinen rezervler itibarıyla, 800 bin ton kurşun, 2,3 milyon ton çinko, 113 milyon ton demir, 26 milyon ton krom, 87 milyon ton alüminyum, 3,5 milyon ton bakır, 836 milyon ton Trona, 111 milyon ton Manyezit rezervimiz var.
Mesela bir ülkenin turizm potansiyelini kültürel ve tarihi değerleri, güneşlenme oranı, sahil kalitesi ve uzunluğu, alternatif sağlık imkânları, doğal güzellikleri gibi öğeler etkiliyor. Bu açıdan bakıldığında da dünyada en şanslı ülkeler olarak Akdeniz ülkeleri ya da Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler kabul ediliyor. Dünyamızda deniz ve okyanus’a kıyısı olan 156 ülke var. 40 ülkenin ise sahili hiç yok. Deniz turizmi açısından bakıldığında yaklaşık 350.000 kilometrelik deniz turizmine elverişsiz kutupları içine alan sahil şeridi dahil, kıyı uzunluğu 783.605 kilometredir. Türkiye’nin sahil şeridinin neredeyse tamamı deniz turizmine uygun ve 8.333 kilometre uzunluğundadır. Sağlık turizmi açısından, mesela bizim ülkemizdeki Kaz Dağlarındaki oksijen oranı İsviçre Alplerinden sonra dünya ikincisidir. Nemrutta Güneşin Doğuşunu, Şeytan Sofrasında batışını seyrederken oluşan doğal güzelliğin alternatifi dünyada yok gibidir. Dinlerin ve medeniyetlerin kesişme noktası Anadolu’dan daha zengin bir tarihi ve kültürel mirasa sahip kara parçasından söz edilebilir mi? Azteklerden kalan miras ya da Mısır Piramitlerinden Çatalhüyük daha değersiz değildir. Pizza kulesinin tarihi anlamı ne ise Galata Kulesinin de odur. Yunanistan’daki Akropolis ile Selçuk Harabeleri, Meryem Ana Kilisesi dünya kültürel mirası açısından eş değerdedir. Mona Lisa’nın orijinali nasıl ziyaretçileri kendine çekiyorsa, Ek bir tanıtıma ihtiyacı olmayan Mevlana’nın da insanlığın manevi beslenme merkezi olması gerekmez mi?
Şunu söylemek istiyorum, bir ülkenin zenginlik potansiyeli ne ile ölçülür işte bunlarla; yer altı ve yer üstü zenginlikleri tarihi ve kültürel değerleri ve üretim potansiyeli.
Başka; insan varlığı, jeopolitik konumu. Bizim bu konuda da bir sorunumuz yok. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke ve hem Avrupalı hem Asyalı yani hem batılı, hem doğulu, iki kıtanın birleşme noktasında. Tarihi ticaret yollarının geçiş güzergâhı. Ve en önemlisi enerji yollarının tek geçiş noktası. İnsan kaynağında da problem yok, genç, eğitimli ve dinamik bir nüfusa sahip. Her yıl yaklaşık 400.000 genci üniversite mezunu olarak hayata atılıyor. Çalışkan ve nitelikli bir işgücüne sahip bizim ülkemiz. Cumhuriyetin yüzüncü yılında yani 2023’te iş gücümüzün yarıdan fazlasının genç nüfustan oluşması bekleniyor. Ve ülkemizin bir hedefi var, Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100 üncü yılında gelişmiş ilk on ekonomiden biri olmak. Başarabilir miyiz? Evet, başarabiliriz.”
Bu arada gençlere hitap ederek;
“Gençler, başarabileceğiz başaracağız değil mi?” sorusunu sorduğunda bolca alkışlandı ama gençlerden “Başaracağız” kuvvetli ses cevabı gelmeyince doğruyu söyleyeyim sukut beklemesi sonu “Sesiniz çok hafif çıktı galiba duyamadım” diyerek meyusluğu gözlemlendi. Ve devam etti.
“Ancak mevcudu ve mevcuttaki zaaflarımızı bilmek ve gidermek kaydıyla.
İsterseniz hep birlikte bakalım durum ne?
Dünyadaki işlenebilir tarım arazilerinin yaklaşık % 3’üne sahip olan, endemik türler itibarıyla da, tarımsal üretim için elverişli iklim yapısıyla da Avrupa’nın birkaç adım önünde olan ülkemiz tarımsal üretimde ne durumda?
2007 yılı itibarıyla 853 milyar 636 milyon TL’lik Gayri Safi Milli Hasıla Gerçekleşmiş Ülkemizde. Bunun içinde tarım sektörünün payı 64 milyar 278 milyon TL. yani %10’dan az.
2009 Eylül ayında açıklanan istihdam rakamlarına göre toplam çalışan içinde tarımda istihdam edilenlerin oranı %26,9’dur. Bu rakam sanayi de % 18,9’dur. İstihdam edilen toplam işgücü ise 22.213.000 kişidir. Yani kaba bir hesapla aile işletmelerinde çalışan hane halkını ve ücretsiz işçiliği saymazsak yaklaşık 6.000.000 insanımız yaz kış çalışıp 64 milyar 278 milyon TL pay alabiliyor Gayri safi Yurt İçi Hasıladan.
Mesela Türkiye’nin en büyük Holdingi 74.000 çalışanla Milli Gelirimizin %9’una eş değerde 44 milyar 167 milyon dolarlık kombine ciro yapıyor yıllık.
Merak edenleriniz bakabilir TÜİK’in internet sayfalarında var. Ekolojik zenginliği ve tarım arazisi varlığı imrenilecek düzeyde olan ülkemiz bakın neler ithal etmiş 2008 yılında;
41 milyon dolarlık canlı hayvan ithal etmişiz. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz 119 milyon dolarlık balık, yumuşakça ithal etmiş, 127 milyon dolarlık kaynağımızı süt, süt mamülleri, kuş ve kümes hayvanı ithalatı için ayırmışız. Canlı bitki ve çiçeğe 57 milyon dolar, sebze ve yumrulu bitkilere 400 milyon, meyve ve kabuklu yemişlere 319 milyon dolar ithalat bedeli ödemişiz. Hububat ithalatına 2 milyar 137 milyon dolar, yağlı tohum ve sanayi bitkilerine 1 milyar 465 milyon dolar, hayvansal ve bitkisel yağlara 1 milyar 657 milyon dolar, şeker ve şeker mamüllerine 87 milyon dolar, un ve nişastaya 151 milyon dolar harcamışız. Kota nedeniyle üretimini sınırladığımız tütün ve tütün yerine geçen ürünlere tam 391 milyon 694 bin dolar kaynak aktarmışız. Çukurova’da, Ege’de, GAP Bölgesinde dünyanın en kaliteli pamuğunu üretme imkânımız varken, pamuk ve pamuk ipliği için ödediğimiz ithalat bedeli 2 milyar 332 milyon dolar. Sıkı durun, gıda sanayi kalıntı ve döküntüleri ithalatımızın bedeli 773 milyon dolar.
Bu listeyi uzatabilirim, odundan, mantara, deriden, halıya, sirkeden tuza kadar ancak vaktinizi almak istemiyorum, anlatmak istediğimi anlamışsınızdır. Elbette ki katma değer yaratmadaki eksikliği mahfuz tutarak söylüyorum, sektörün ancak bir holdingle eşdeğerde GSYİH’den pay almasının nedeni umarım anlaşılmıştır.

Devam edelim rakamlara, Konya’nın yüzölçümü 40.814 Km2 Göller Hariç 38.873 Km2 ve bunun %55’i yani yaklaşık 22.448 Km2 Tarım arazisi.
Hollanda’nın Yüzölçümü 41.526 Km2 Göller hariç 33.883 Km2. Buraya kadar Hollanda ile Konya hemen hemen aynı değil mi?
Tarım arazisinde biz Hollanda’dan farklılaşıyoruz. Hollanda’nın göller hariç kara parçası olarak yüzölçümünün % 21,96’sı tarıma elverişli arazi. Yani Hollanda bütün tarımsal üretimini yaklaşık 7.500 Km2’lik alanda yapıyor. Konya’nın tarım arazisinin yaklaşık üçte birinde. Türkiye’nin ise 30’da birinde.
16,2 milyon nüfuslu Hollanda’nın tarımda istihdam ettiği işgücü sayısı 600.000, bizimkini söylemiştim, aile işçiliği hariç 6 milyon. Yani Hollanda’nın 10 katı.
DEVAM EDECEK
Bu yazı toplam 2775 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.