1. YAZARLAR

  2. Hüzeyme Yeşim Koçak

  3. Diriliş Soluğu yahut Sezai Karakoç Işığı
Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

RENKLER
Yazarın Tüm Yazıları >

Diriliş Soluğu yahut Sezai Karakoç Işığı

A+A-

“Atan bir nabız / Arıyorduk sanki tüm vücutta / Bir ses/ Tik tak diyen / Kâinatta

İlk nokta / Başlangıç noktası / Hakikata

Biri dedi/ İlk nokta aşktır

Ve öbürü dedi / Aynı zamanda son nokta”  (Gün Doğmadan; Leyla İle Mecnun’dan)

Sözleriyle merkezini tayin eden; “gül şurubundan aşk sanatı” süzen.

“Ruh zamanı icat etti. Yüceldikçe, zaman, onun yükselme burağı olur. Düşüş zamanlarında, o, zamanın oyuncağı.” diyerek tüm zamanlarla konuşan,  gök armağanı şair, mütefekkir Sezai Karakoç’u; gene onun kelimeleriyle ifadeleriyle dile getirmeye çalışırsak:

“Diriliş bir çağrıdır. Mükemmel ve ebedi olana bir çağrı. Kölelikle kendinden geçmiş insanın yeniden kendine gelişinde, vazgeçilmez özgürlük yöntem ve öğretisidir diriliş.”

“Diriliş, ruhlarda, kapanmış bir kapıyı açmak ülküsüdür.(...) üzerinde bengisu aşı boyası olan kapıyı.. doğaüstü zifafın giriş kapısını.. ölümü doğuma çeviren düğünün, beşiği olan kapıyı…”

Diriliş; içimizdeki putları kırarak, dış putlara mahkûm olmaktan kurtulmak. Aklın çetinliği içinde toprağa yakınken; gökte nar bahçesi düzenleyen insanoğlu olmak…

Kendimizden ‘kendimiz’i çıkarmak. Batının kaskatı mumyaladığı bir çerçevenin içine düşmüş insanı; yeni bir hayat için iç hararetle çözmek, miraç ruhunu aşılamak.

Tanrının gizli kalesi ruha, yeşil ışıklı ab-ı hayat lambasını yakmak. “Her müslümanın içindeki son sınırların aşkıyla”; “Kalb medeniyetinde” yer almak.

Yerinde mayalanmak, yer altı suları kaynakları gibi özbenliğinde birikmek.

Diriliş herhalde; “Peygamber okşayışı, bağrımı bir baştan bir başa aşkla yaktı. Bakarsan o izi görebilirsin. O izi gör ve değiş insanoğlu. Bir mucizenin içinden bana bak ve bir daha gelirsen, değişmiş olarak gel.” diyen somurtuk Aya, “Anadolu tebessümü” kondurmak…

“Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır

Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır

Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır

O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır

Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır

Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır

Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili” (Gün Doğmadan; Zamana Adanmış Sözler)

Sezai Karakoç; “derinlere kök salan zamanın”,  “peygamberler, sahabe, havariler, ashab-ı Kehf zamanı yani asıl zamanında pencereler açan; coşkusuyla zamanımızı dalgalandıran; dünyamızı genişleten; Tanrı ışığıyla yaşayan, “ruh(umuzun) “Aşk yüz(ük)lü” adamı.

Necip Fazıl hakkındaki; “Şiirimize mutlakı yeniden getirip, biçimlendirdiği ve İslam, onun için var olmak ve yok olmak sorunuydu. Hem kendisi, hem toplum için.” tespitleri, görülüyor ki şahsı için de geçerli.

“Yaz ki, Tanrı’nın mevsim nimetlerinin hasat vaktidir. İslam Uygarlığı, bütün, bölünmez bir yazdır uygarlıklar içinde. Onu ne yapıp edip, kışa çevirdik. Yaz, tekrar onunla gelecektir. İnsan ruhunun yazı, fıtratın yazı, hikmet yazı” deyişinin.. tarihimize hüviyetimize kaderimize hakkedilmiş yazı(sı).

Diriliş Soyunun, “Sonsuzluk susuzluğu” taşıyan yeni kurucusu. Hiç durmadan bizi, kendi “dağına” çağıran,  yücelik katının seçkin yolcusu…

“Dört melek ve Kur’anla    

Dirildi Taha                             

Onulmaz bir ölümle                   

Kavuran bir felçle                   

Üç sur ve İsrafil’le

Azrail’le bile

Dirildi Taha” (..)

 

“Ölüm bir sütun gibi dikildi batıya

Doğum bir sütun gibi dikildi doğuya

Açtı sofrasını Mikâil

Açtı nimet sofrasını

“Oku Rabbinin adıyla!”

Dedi Cebrail Kur’andan

Üfledi surunu üç kez

İsrafil dürülmüş yapraklardan(..)

 

Elini uzattı sofraya

Elini uzattı zeytine ve nara

Elini uzattı yeni aya

Hamd olsun dedi hamd olsun

Yeniden doğdum  hamd olsun

Bu dağdır hamd olsun

Bu yaz bu insan hamd olsun

Bizi yaratana

Sonra öldürüp

Yeniden yaratana

Sonra tekrar öldürecek olana

Şu dünyanın çiftçisi yapana

Yeri göğü donatana

Cehennem’e ve Cennet’e

Belli bir işaret koyana

Hamd olsun” (Gün Doğmadan; Taha’nın Kitabı’ndan)

Tanrı’nın bizi ağırladığı ilk konukevi Dünyada; gökten öte bir gök, güneşten öte bir güneş, dünyadan öte bir dünya arayan ve bulan.. bu dünyadan ahirete ve cennete, Cennette de Allah’a bakan, yücelik yarışı süvarisi.

“Atomların içinden elektronların dönüşünden, bin güneşten büyük yıldızların dönüşüne kadar, kâinat bir iman alanı, bir semahane gibi gözüküyor. Toprak, secde için, alnın ona değmesi için yaratılmış gibi. Dünya bir secdegâh gibi bağışlanmış bize. Cenneti ve Cehennemi hatırlatmayan ne vardır dünyamızda. Anayurttur öte dünya. Ordan geldik ve oraya dönüyoruz. Ora hesabına dünya tarlasında saban sürdük” diyen kıyamet adamı…

 Destan yaratığı insana, dünyada da bir destana girişme teklifinde bulunan; manevî bir Ergenekon Destanını daha yaşamamız gerekiyor çağımızda”   diyen asil kahraman.

“Bir destan bir çağ ister/ Destan şarabını yıllarca/ Gül bardaklarından yudumlamakla/ Ayağa kalkar bir insan.”(Gül Muştusu, 9)

Muhyiddin-i Arabiden, Mevlana’dan İlahî aşk dersli; fikir, inanç ve duygu köleliğine karşı çıkan; ruhun gözleriyle gören; “Şu dünya hayatında sahip olabileceğimiz en büyük, hatta tek büyük müjde Allah’ın varlığıdır” diyen inanç eri.

“Mursiye’de Tunus’ta Mısır’da

Kudüs’te Mekke’de Konya’da

Malatya’da Şam’dayız

Yolları bir urgan gibi

Ayağına sarmış Muhyiddin’iz

Güneş hep arkada biz öndeyiz

Durmamacasına açılmış bir kabiriz

Surlara işlemiş bir ölüyüz

Duvarlara geçmiş bir diriyiz

Başkanın önderin başkentinde

Bir darağacı var ki

Onun önünden geçerken

Bir anda

Mansur olup asılan Muhyiddin’iz

Hızır olup suda

Anadolu’da

Bir ses  duyup

Dönüp duran

Hızır’ı görüp Şems diyen

Mevlana olan

Bir dervişiz

Kendini kutsal yapraklar gibi

Uçuşur sanan değil miyiz (Hızırla Kırk Saat- 27)

Diriliş muştularından bir muştu. Sırlarla dolu hakikat prizması. Meyvelerine asıldığımız cömert ermiş ağacı.

“Aklım yeni bir akıldır çiçeklerden

Mantığım mantığın üstünde yeni

İçimde Nuh’un en yeni tufanı

Dünyaya ayak basıyorum yeniden”

“Ruhun da tarımı vardır. Onda, buğday, pamuk, gül ve lale yetiştiği gibi.. karamuk, ayrıkotu, afyon, tütün ve zakkum çiçeği de biter.” diyen Ruh dilinin gramercisi.

“Her ruh, kıyametini ve mahşerini kendisi başlatmalıdır; “Ey genç arkadaşım, sen de (mutlak) avına çık… İçimizde durmadan Mekke’den Medine’ye gidip geliyoruz;  Müslüman ölümden önce ölüme hicret etmiş kişidir” sözlerinin Allah’a teslim olmuş ürperişi, pek sevgili muhacir.

“Gel ey Muhammed ve İsa Hakikatı

Burada sizi bekleyen bütün bir insanlık var

Bulutlar yaralı insanlar zehir saçan fırtınalar

Kara-düşünce levhalarıyla yüklü kurşun levha havaları

Savaşırım doğudan daha doğu

Doğrudan daha doğru olanı bulmak için

Zulme karşı savaşabilirim

İnsan başı yalnız Tanrı önünde eğilecektir

Ebedi hakikat budur

Bunun için savaşırım ben

Bunun için kanım helal olsun.” (Gün Doğmadan, Alınyazısı Saati)

“Cihat.. yalnız cephede ve ateşli, ateşsiz silahlarla yapılan savaştan ibaret değildir. Onun kadar, hatta ondan değerli, o savaşın sonunu da önceden belirleyen fikir savaşı, inanç savaşı, medeniyet savaşı, milletin millet kalma savaşıdır” tezinin yüksek seviyeli ve seciyeli hakim kişisi…

“Unutmayalım ki, amaç, her zaman için şartlardan güçlüdür. Ufuklara daima ufuklara bakalım. Ufuklar hep güçlüdür” diyen hakikat medeniyeti yüklenicisi.

 

“Ey gül sen bahar yağmuruna karışan

Diriliş şarabı olursun bize

Ölüp de dirilmiş çocuklar oluruz biz

Seni kana kana bahar bardaklarından içince (…)

 

Seni içtik yılan ve akrep yaklaşmaz bize

Güneş yakmaz ay büyülemez bizi

Müneccimlerin yıldızları kaynaşsa da üstümüzde

Kara güne gölgemiz düşse bile

 

Kan kıyamet kopsa da şehirde

Ölmez adam can verse de

Sonsuzluğa ayarlı bir sedirde

Beklenen gül açılacak seherde

Baharla gelen yemyeşil bir seherde.” (Gün Doğmadan; Gül Muştusu)

 Sezai Karakoç; bir gül ihtilalinin, şerefli soylusu… “yolda ‘yol’ olan”; “iç âlem ulusu”.

-------

Kaynaklar: Gündönümü, Makamda, Çağ ve İlham 1, 2, 3; Fizikötesi Açısından Ufuklar Ve Daha Ötesi 2; Dirilişin Çevresinde; Diriliş Muştusu; Edebiyat Yazıları 1; Günlük Yazılar 4; Ruhun Dirilişi; Hece Özel Sayı: Diriliş, sayı:73.

Bu yazı toplam 657 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.